Kürdü Kürdlüğünden Arındıran Proje: PKK

Kürdü Kürdlüğünden Arındıran Proje: PKK

Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanındaki mankurt imgesi, salt bir edebi figür değildir. Hafızanın sistematik olarak yok edilmesinin, insanın kendi varoluşsal kökenlerinden koparılmasının en çarpıcı örneğidir. Mankurt, başı deri bir külahla sıkıştırılarak işkence gören; geçmişini, dilini, ailesini ve adını unutan; efendisinin emrine koşulsuz itaat eden bir köledir. Bu fiziksel işkence, modern ideolojik süreçlerde çok daha sofistike ve görünmez yöntemlerle tekrarlanır.

PKK’nın Kürd toplumuna uyguladığı süreç, bu imgenin modern, ideolojik ve örgütlü bir uyarlamasıdır. Örgüt, Kürd kimliğini kendi ideolojik kalıbına sokarak “Kürdü Kürdlüğünden arındırma”yı fiilen uygulamış; bunu milli hafızayı silme, ulusal referansları itibarsızlaştırma ve yerine kendi ideolojik mitolojisini yerleştirme yoluyla hayata geçirmiştir.

PKK yalnızca bir siyasi veya silahlı örgüt değildir; aynı zamanda sistematik bir mankurtlaştırma projesidir. Kürdleri kendi tarihinden, kültüründen, dilinden, kahramanlarından ve değerlerinden kopararak kendi topraklarında yabancılar haline getirmiş; yerine ideolojik bir “ucube” insan tipi koymuştur. Bu tip, Kürd olduğunu söyler ama Kürd olmanın tarihsel, kültürel ve ahlaki anlamını yitirmiştir. Bunun en çarpıcı göstergesi, PKK ve ideolojik alt birimlerinin saflarındaki Kürdlerin “ulus-devlet ilkelliktir” diyebilmesidir. Kendi ulusal varoluşunu, kendi devletini ve egemenliğini “ilkel” saymak; hafızanın tamamen silindiğinin, kimliğin ideolojiye teslim edildiğinin en somut kanıtıdır. Bu, yalnızca siyasi bir sapma değil, kültürel ve varoluşsal bir intihardır.

Aynı yabancılaşmanın bir başka yüzü şudur: Kişiliği, entelektüel birikimi, cesareti ve tutarlılığıyla dünya devrimci hareketleri için sembol olması gereken Abdurrahman Kasımlo, Kuzey Kürdistan’da neredeyse hiç tanınmaz. İran Kürdistan Demokrat Partisi’nin uzun yıllar genel sekreterliğini yürütmüş, “İran’a demokrasi, Kürdistan’a özerklik” şiarını savunan, çok dilli ve entelektüel bir lider olan Kasımlo; “halkların kardeşliği” sloganı altında Kürd değerlerini, tarihsel figürleri ve ulusal referansları bilinçli biçimde yok sayan PKK ve ideolojik türevi yapılar tarafından adeta yok hükmünde bırakılmıştır. Bir halkın kendi büyüklerini unutturup yerlerine yalnızca örgütün “kutsal” isimlerini koymak, hafızayı kontrol etmek ve kimliği yeniden yazmak demektir.

Kasımlo örneği tesadüf değildir. Benzer şekilde, Kürd siyasi tarihinin farklı gelenekleri ya tamamen silinmiş ya da “işbirlikçilik” ve “feodalizm” yaftalarıyla karalanmıştır. Böylece Kürd gençliğine tek bir tarih, tek bir kahraman ve tek bir yol bırakılmıştır.

Mankurtlaştırma projesinin derinliği birkaç katmanda işler:

  • Dil ve kültür katmanı

Kürd dilinin ve sözlü-yazılı geleneğinin yerini örgütün jargonlaştırılmış, ideolojikleştirilmiş söylemi alır. Destanlar, halk türküleri, klasik şiir ve tarihsel figürler ya yok sayılır ya da “feodal kalıntı”, “gerici miras” diye damgalanır. Dil, artık bir halkın dünya görüşünü, mizahını, acısını ve sevgisini taşıyan canlı bir varlık olmaktan çıkar; ideolojik sadakat ve mobilizasyon aracı haline gelir.

  • Tarih ve kahraman katmanı

Kürd tarihinin bağımsız, eleştirel ve çok katmanlı okuması engellenir; yerine tek-merkezli bir “özgürlük mücadelesi” anlatısı konur. Bu anlatı, kendi dışındaki her türlü ulusal, demokratik veya liberal referansı “işbirlikçilik”, “ilkel milliyetçilik” veya “burjuva sapması” olarak mahkûm eder. Sonuç olarak Kürd, kendi topraklarında kendi tarihine yabancılaşmış bir “öteki” haline gelir.

  • Varoluşsal ve ahlaki katman

Bireyin ahlaki pusulası örgütün emrine göre yeniden ayarlanır. Cesaret, tutarlılık, entelektüel dürüstlük ve vicdan gibi değerler yalnızca örgüte sadakatle ölçülür. Eleştiri ihanet, bağımsızlık düşüncesi sapkınlık sayılır. Bu, Aytmatov’un mankurtunun “efendiye körü körüne bağlılık” durumunun tam karşılığıdır.

  • Psikolojik sonuçlar

Bu süreç yalnızca siyasi ve kültürel bir tahribat üretmez; derin psikolojik yıkımlara da yol açar. Hafızası silinen bireyde kimlik karmaşası, sürekli bir aidiyet boşluğu ve içsel parçalanma oluşur. Kişi, kendi köklerine yabancılaştığı için kendini değersiz hisseder; bu da öz-nefret, utanç ve sürekli bir “yetersizlik” duygusuyla sonuçlanır. Örgütün tanımladığı kimliğe bağımlılık, bireysel iradeyi zayıflatır ve kişi özgür düşünme yetisini yitirir.

Kolektif düzeyde ise travma kuşaktan kuşağa aktarılır: Gençler, kendi tarihlerini bilmeden büyür; eleştirel düşünce körelir, korku ve konformizm normalleşir. Sonuçta ortaya çıkan tip, görünüşte “mücadeleci” ama içsel olarak boş, bağımlı ve yönünü yitirmiş bir varlıktır. Mankurtun en acı hali budur: Artık zincirleri kendi zihninde taşır.

İşte PKK’nın mankurtlaştırma projesinin en derin ve en tehlikeli boyutu budur: Kürdü Kürdlüğünden arındırarak kendi geçmişine yabancı, kendi geleceğine de kör bir varlık haline getirmek. Bu süreç, “Kürdlük” adını taşıyan ama Kürd olmanın tarihsel, kültürel ve ahlaki anlamını yitirmiş bir tip üretir. Mankurt, efendisinin emrini yerine getirirken kendi adını bile hatırlamaz; benzer şekilde ideolojik mankurt da “ulus-devlet ilkelliktir” derken kendi halkının egemenlik hakkını ve tarihsel sürekliliğini inkâr eder.

Bu eleştiri, herhangi bir siyasi kamplaşmanın ötesinde, bir halkın kendi hafızasını, dilini, kahramanlarını ve değerlerini koruma hakkına yapılan bir çağrıdır. Hafıza silindiğinde, kimlik ideolojiye teslim edildiğinde geriye kalan yalnızca efendinin ya da örgütün tanımladığı bir kölelik formudur. Aytmatov’un uyarısı hâlâ geçerlidir: Mankurtlaşmak, insanın kendi insanlığını yitirmesidir.

Asıl direniş, karşı-hafızanın inşasıyla başlar. Unutturulan isimleri yeniden anmak, yasaklanan soruları sormak, örgütün tekelleştirdiği tarihi çoğaltmak ve Kürd dilini ideolojik jargondan arındırarak yeniden kendi sözleriyle konuşmak… Bunlar silahlı mücadeleden daha köklü bir özgürleşme eylemidir. Kasımlo’yu, diğer unutturulan figürleri, destanları, türküleri ve eleştirel düşünceyi geri çağırmak; mankurtlaştırma projesinin zincirlerini kırmanın ilk adımıdır. Hafızasını geri alan bir halk, kimliğini de geri alır. Ve kimliğini geri alan bir halk, artık kimsenin kölesi olamaz.

Süleyman Akkoyun