“Birlik Zamanıdır” Söylemi ve Gerçek Ulusal Birlik

“Birlik Zamanıdır” Söylemi ve Gerçek Ulusal Birlik

Birlik söylemi, siyasal birliğini henüz tam olarak kuramamış, ulusal haklarını farklı düzeylerde elde etmiş bir millet için her zaman çekici olmuştur. Uzun süredir parçalanmışlık yaşayan bir toplumda bu söylem cazip olduğu kadar, kolayca araçsallaştırılabilir de. Oysa ulusal birliğin çekirdeği ne romantik bir kardeşlik hayali, ne de liderlere veya örgütlere endeksli bir slogandır. O, temel bir ilkesel duruştur.

Bu duruşun özü şudur: Kürdler, tarihsel, kültürel, dilsel ve coğrafi bağlarıyla bir millet oluşturur. Her millet gibi, kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir. Bu hakkın en ileri ve somut ifadesi bağımsız devlet kurma hakkıdır; ancak hakkın varlığı, her koşulda ve her an bu hedefe ulaşılacağı anlamına gelmez. Ulusal birlik, işte bu hakkın meşruiyetinin kabulü etrafında oluşan samimi, programatik ve stratejik birleşmedir. Birlik, Kürdlerin “etnik grup”, “kültürel çeşitlilik” veya “bölgesel azınlık” olarak tanımlanmasını reddeder; ancak farklı bölgelerdeki Kürdlerin siyasal tercihlerinin, lehçe ve mezhep çeşitliliklerinin ve özdeşleşme düzeylerinin aynı olmadığını da inkâr etmez.

Haklar hiyerarşisinde nihai meşru hedef devletleşme olabilir. Otonomi, federasyon, kültürel haklar veya demokratik özerklik gibi formüller ise hem taktik eşikler hem de birçok Kürd için kendi başına tercih edilen çözümler olabilir. Bunları “hedef” haline getirmek, ulusal birliği zorunlu olarak sulandırmaz; ancak bunları devletleşme hakkının tamamen reddi veya “ulus-devlet ilkeldir” gibi argümanlarla ikincilleştirmek, birliği zayıflatır. Farklı ideolojik anlayışlar (İslamcı, sosyalist, liberal, milliyetçi vb.) var olabilir; ancak self-determination hakkının meşruiyeti karşısında hepsi ikincil kalmalıdır. Birlik, “herkes kendi yolunda” şeklindeki bir kaos değil, ortak hedef etrafında disiplinli bir koordinasyondur.

Devletlerin ve egemen güçlerin “birlik-beraberlik” anlayışı genellikle tek sesliliğin hâkim olduğu, mevcut düzenin sorgulanmadığı bir ortamı hedefler. Belli bir siyasal gücün “birlik zamanıdır”, “birliğe karşı çıkanlar karşı tarafa hizmet eder” söylemleri de çoğu zaman şunu ifade eder: Politikalarımızı kayıtsız şartsız onaylayın, liderliği veya mevcut çizgiyi sorgulamadan itaat edin. Tek büyük güç konumunda olmak, ulusal duyarlılıktan doğan potansiyeli kendi politikalarına yönlendirme imkânı sağlar. Bu nedenle “birlik” çağrısı, gerçek bir ortaklaşma değil, mevcut hegemonyanın meşrulaştırılması aracı olarak da işlev görebilir. Özellikle ulusal taleplerinden önemli ölçüde vazgeçmiş veya “ulus-devlet” formunu tamamen reddeden yapıların bünyesinde bir araya gelmek, ulusal birlik değil, ulusal olmayan bir eklemlenme riski taşır.

Sağlıklı bir birlik anlayışı; farklı düşüncelerin kendi özgünlüğünü koruyarak, ulusal sorun gibi ortak ve öncelikli bir amaç etrafında birlikte hareket edebilmeyi içselleştirmesidir. İslamcıların, sosyalistlerin, liberallerin, milliyetçilerin veya diğer anlayışların varlık göstermesi, self-determination ortak paydasında hareket edebildikleri sürece parçalanmışlık değil, zenginliktir. Bu çokseslilik, tek bir gücün alternatifsiz kalmasından kaynaklanan avantajını ortadan kaldırır. Gerçek birlik, çoklukta birlik ile sağlanabilir. Her görüş kendi örgütlülüğünü kurmalı, özgünlüğünü koruyarak ortak paydaya katkı sunmalıdır. Farklılıklara gösterilecek tahammül, demokrasi kültürünün de içselleştirilmesini sağlar. Ancak bu çokseslilik, self-determination önceliğini bulanıklaştırdığı anda anlamını yitirir.

Kürd siyasetinde ulusal birlik tartışmalarının önündeki engeller üç temel başlıkta toplanabilir:

Birincisi, devletler ve taşeronları tarafından yaratılan kavram kargaşasıdır. “ulusal birlik” adı altında ulusal haklara karşı politikalar aklanabilmekte, kişisel çıkarlar pazarlanabilmekte ve entegrasyoncu çizgiler meşrulaştırılabilmektedir.

İkincisi, neredeyse aynı söylem ve programa sahipken ayrı ayrı konumlanan, düşünsel farkı minimal olan eski yapıların varlığıdır. Bu yapılar genellikle yeni bir şey üretemedikleri için “ulusal birlik” söylemini sürekli gündemde tutarlar; masa başı “ortak karar”larla birlik sağlanamaz.

Üçüncü ve yapısal engel ise Kürdistan’ın suni sınırlarla dört parçaya bölünmüş olması, farklı ülkelerdeki Kürdlerin farklı siyasal deneyimler ve öncelikler geliştirmesi, uluslararası sistemin mevcut sınırları koruma eğilimi ve güç dengeleridir. Bu coğrafi, siyasal ve uluslararası parçalanmışlık, ortak strateji oluşturmayı ve kaynakları birleştirmeyi zorlaştırmaktadır. Ayrıca Kürdlerin kendi içinde de bağımsızlık, federalizm veya hak temelli çözüm tercihleri arasında ciddi farklılıklar vardır; bu farklılıklar yok sayılarak birlik inşa edilemez.

Sonuç olarak bugün Kürd siyaseti derin bir ikilemin pençesindedir: Bir yanda ulusal haklardan adım adım vazgeçerek sistemle bütünleşen teslimiyetçi-entegrasyoncu çizgi, diğer yanda eski alışkanlıkların, kişisel hırsların ve ideolojik hantallığın ürettiği üretimsizlik. Alışıldık yöntemlerle, masa başı deklarasyonlarla ve eski aktörlerin tekrar eden başarısız girişimleriyle gerçek bir ulusal birlik inşa etmek mümkün değildir.

Gerçek ulusal birlik, ancak köklü bir zihniyet dönüşümüyle mümkün olacaktır. Self-determination hakkını ve devletleşme seçeneğini meşru bir merkez olarak kabul eden, bölünmüşlüğü aşma iradesi gösteren, kişisel egoları geride bırakan, somut güç dengelerini ve Kürdler arasındaki tercih farklılıklarını dikkate alan ve çoksesliliği ulusal öncelik altında organize edebilen yeni bir siyasi zihniyet tarafından kurulacaktır.

Bu birlik, lafta değil pratikte ulusal direnişi ve örgütlülüğü büyütecek, kaynakları birleştirecek ve Kürd milletinin varoluşsal mücadelesini ileriye taşıyacaktır. Ancak o zaman “birlik zamanıdır” söylemi, itaat veya ihanetin maskesi olmaktan kurtulacak ve onurlu, kalıcı bir siyasal güce dönüşecektir.

Süleyman Akkoyun