Gençlik Neden Aykırıdır?

Gençlik, politik çevrelerde sıklıkla vurgu yapılan ve “önemsenen” bir kavramdır. Kuşkusuz ki gençliğin önemsenmesinde birden fazla neden ileri sürülse de, temel neden gençliğin sahip olduğu dinamizm ve bu dinamizmin politik mücadelede oynadığı belirleyici roldür.
Geçmişte biyolojik yaş ile bilgi birikimi arasında zorunlu bir bağ vardı; her bilgi tecrübeyle/deneylenerek elde edilebildiği için yaşlılar aynı zamanda toplumların bilgi hazinesi/ayaklı kütüphanesi gibiydiler. Gençler, enerjilerini doğru yöne kanalize etmek için toplumun yaşlılarına ihtiyaç duyarlardı ve bu nedenle de yaşlıların birikimine sıkça başvurmak zorunda kalırlardı.
Teknolojik gelişmeler (özellikle de İnternet) bilgiye ulaşma noktasında muazzam olanaklar yaratırken aynı zamanda biyolojik yaş ile bilgi birikimi arasındaki zorunlu bağı da ortadan kaldırmış oldu. Dahası, yeni olana adapte olma noktasında sıkıntı yaşayan eskiler teknolojinin sunduğu hızlı ve doğru bilgi edinme çabasında gençlerin çok çok gerisinde kalmaya başladılar.
Bilgi edinme yolunun/yönteminin değişmesi; yaşlı-genç, eski-yeni, dinlenen-dinleyen, akıl veren-akıl alan ve bunlarla bağlantılı olarak yöneten-yönetilen ilişkisini de değişime zorladı.
Ortadoğu coğrafyasında ve Kürdistan’da bu değişimi doğru okuyan gençlik hareketleri hızla örgütlenerek siyasal süreçlere müdahil oldular. Değişimin gereklerini yerine getirmek istemedikleri için yeniyi kabullenemeyen eski politik aktörler ise, değişimin kendileri için yıkıcı olan etkisinden kurtulmak için biçimsel bazı değişimlerle durumu kurtarmaya ve eski “saygın” konumlarını korumaya giriştiler.
Eskilerin bu çabasında göze çarpan en önemli nokta, gençlere yüklenen olumlu anlam ve siyasette gençlere yol açılmasının gerekliliğine dair söylemleridir. Bu anlayışla eskiler, kendi kurdukları ve eskimiş kurumlarına genç insanları alarak ve görünürde önemli yetkiler vererek “yenilendiklerini” göstermeye çalıştılar/çalışıyorlar.
Oysa Gençlik Hareketleri bir partinin gençlik örgütü değildir, başlı başına ve bağımsız bir anlayışı temsil eden hareketlerdir.
Gençlik Hareketleri, eskilerin oluşturduğu bir kurumun başına geçmekle yeninin temsilcisi olma iddialarını kaybederek ‘eskinin genç temsilcileri’ olurlar sadece. Gençlik Hareketleri doğası gereği yıkıcıdırlar; bu yıkıcılık eski kurumlara karşı yeniyi inşa etmek için zorunluluktur. Bu nedenle Gençlik Hareketleri eskilerin “lütufta” bulunarak kendilerine hediye ettiği kurumların başına geçmeyi red etmelidirler ve kendi kurumlarını oluşturmalıdırlar.
Yeninin temsilcisi olarak Gençlik, sadece eskilerle olan ilişkileri değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda kendi iç işleyişlerinde de yepyeni bir ilişki biçimi geliştirmek durumundadır. Eskiye ait hiyerarşik yapılı örgütlenmeler bireyin özgünlüğünü yok ettiği için “ider-şef” şahsında şekillenirler. Yeniyi temsil eden Gençlik, bireyselliğini yok eden örgütlenmelere karşı haklı olarak tepkilidir ve bir nevi hapishane olarak görür eski yapıları. Çünkü yeni süreç, hem bireysel olarak “ben varım” diyen, hem de ortak bir amaç için bir araya geldiği mücadele arkadaşlarıyla “biz birlikte yürümek için varız” diyebilen ve bunun gereklerini yerine getiren bir anlayışı gerekli kılıyor. Gençliğin bu ikili tutumu, (hem bireyselliğini/özgünlüğünü koruması hem de örgütlülüğün gereklerini yerine getirmesi) bir çelişki/çatışma değildir; hem bireyin kendini koruyarak ifade edebilmesi hem de toplumsal sorumluluklarını örgütlü yapılar içinde yerine getirebilmesidir. Bu iki özelliğin aynı anda hayata geçirilmesi, eski örgüt/parti anlayışlarının aşılmasını şart koşuyor. Çünkü kişilerin şahsında biçimlendirilen eski yapılarda “disiplin” adı altında bireysellik yok ediliyor. Bu nedenle yeniyi temsil eden Gençliği “eski yapıların” içine çekmek (isterse tüm yönetim gençlerden oluşsun) eski kurumları yenilemiş olmaz, aksine gençleri eskitmiş/yaşlandırmış olur…
Gençlik ve Radikalizm
Gençlik hareketlerinin önemli bir özelliği de hem pratikte hem de düşünsel alanda radikal olmasıdır. Bu radikallik, isteklerini direkt ifade etme ve haklı amacı “ama-fakat”larla bulanıklaştırmamaktır. Doğal bir hak olan devletleşme talebi öz olarak radikal bir düşünce/duruş değildir. Bu doğal hakkı savunma becerisi gösteremeyen pasif ve teslimiyetçi politik yapıların/aktörlerin aşırı esnek tutumu, devletleşme talebinin radikal bir biçimde ifade edilmesine neden oluyor.
Gençlerin devletleşme noktasındaki radikalliği, eskilerin reformist siyasetine göre bir radikalliktir ve bu nedenle de eskiden köklü bir kopuşu dayatmaktadır. Her türlü iyileştirmeye olumlu bakan Gençlik, nihai amaç olan devletleşme amacının (doğal hakkımızın) tartışma konusu yapılmasına tolerans göstermiyor/göstermeyecektir de. Bu konuda, ‘devletleşmek doğal hakkımızdır ve bu haktan asla vazgeçmeyeceğiz’ diyen Mesud Berzani’nin duruşuna özel bir değer veren ve bu duruşu örnek alan Gençler, sorunun eskilerle/yaşlılarla değil, eskimiş/yaşlanmış ve doğal bir hakkı gereği gibi savunamayan anlayışlarla olduğunu haykırıyorlar…
Gençlik Hareketi ve Gençlik Örgütleri:
Bilerek ya da bilmeyerek karıştırılan bu iki yapı arasındaki en bariz farklılık, Gençlik Hareketleri’nin kendi başına ortaya çıkması ve yeniyi temsil etmesine karşın; Gençlik Örgütleri’nin var olan bir partinin/örgütün biyolojik olarak gençlerden oluşan bir birimi olmasıdır.
Bağımsız hareket edebilen Gençlik Hareketleri’nin bağımlı olan Gençlik Örgütleri’yle ortak hareket etmesi fiilen olanaklı değildir. Böyle bir birliktelik sağlansa bile, bu birliktelik Gençlik Hareketi ile eski parti/örgütlerle sağlanmış bir birliktelik olur. Çünkü Gençlik Örgütleri’nin partilerinden/örgütlerinden bağımsız hareket etme şansı yoktur. Bazı politik oluşumlar Gençlik Örgütleri’ni “özerk” olarak lanse etse de, pratikte bunun doğru olmadığını ve her şeyin tepede parti tarafından belirlendiğini hepimiz biliyoruz.
Gençlik Örgütleri, genç olmalarının verdiği dinamizm ve radikal duruş ile eskilerin dayattığı pasif/edilgen politikalar arasında sıkışıp kalıyorlar. Bu sıkışmışlık onları zorunlu olarak çelişkiye düşürüyor. Örneğin, devletleşmeyi tereddütsüz savunan partilerin Gençleri aynı zamanda eskileri Meclise taşımak için seçim amigoluğu da yapabiliyorlar. Çelişkilerle boğuşan bu gençler politik alanda oynayabilecekleri olumlu rolü oynayamıyorlar ve enerjileri de bir anlamda boşa gidiyor.
Gençlere bir çağrıda bulunuyor ve diyoruz ki;
‘Eskilerin stepnesi olmak yerine kendi kurumlarınızı oluşturun ve tüm kararlarınızı kendiniz alın. Kürdistani ruhunuzu eskilerin meclis/koltuk aşkı uğruna kirletmeyin!
Bu gerçeği dikkate alıp ‘eyleyen/yapan biziz; karar veren de biz olmalıyız’ şiarından hareketle kamburlarınızdan kurtulun’!
Çağımız, bilgi edinme ve bilgiyi en etkili şekilde kullanma noktasında gençlerin avantajlı ve verimli olduğu bir çağdır. Bu nedenle Gençler yeni döneme göre yeniden kendi becerilerini ve yeteneklerini organize ederek yeni bir mücadele anlayışıyla sürece aktif olarak müdahil olmalıdırlar. Gençlerin siyasete aktif olarak müdahil olması ve kamburlarından kurtulması, bir nevi kast sistemine dönüşen eski siyasi aktörlerin asalakça yaşama koşullarını ortadan kaldırması demektir. Tam da bu nedenle eskiler, değişime/yeniye ve Gençliğe bu kadar kapalılar ve tepkililer…
Süleyman Akkoyun




