İhanet Ve Ulusal Refleks

Ajanların, katillerin paralı askerlerin ve Kürd/Kürdistan davasına açıkça ihanet edenlerin meşrulaştırıldığı bir toplumda ulusal duyarlılıklar, ulusal refleksler zayıflar ve onurlu bir mücadele ile onursuz bir yaşam arasındaki karşıtlık/farklılık ortadan kalkar. Bu nedenle hiç kimsenin bu tür insanları meşrulaştırma hakkı yoktur.
Evet, bugün ihanetçiler meşrulaştırıldığı için ulusal refleksler zayıflamıştır ne yazık ki. Onursuz insanlar “Kürdlük” adı altında Kürdlere ve Kürdistan’a açıkça saldırabilmektedirler ve Misak-ı Milli’yi savunarak açıkça ihaneti “kurtuluş” olarak sunabilmektedirler. Kürd politik çevreleri de (istisnalar dışında) bu ihaneti “birlik/kardeşlik” adı altında alkışlayabilmektedirler.
Bunların yaşanacağını önceden görmek için falcı olmaya gerek yoktu; sadece dürüst, objektif, Kürdistani değerlere sahip ve kimseye bağımlı olmadan gerçeği dillendirecek cesarete sahip olmak yeterliydi. Ne yazık ki Kürd politik çevreleri bu gerekleri yerine getirmedikleri için bugünü göremediler ve yaşananlara ortak oldular…
Erken görmek, önceden görmek bir avantaj olmalıyken; egemen olan PKK anlayışının doğrulardan yana rahatsızlığı ve düşmanlığı gereği “önceden görmek” dezavantaj oldu Kuzey Kürdistan’da…
Değerlendirmelerimiz ile PKK politikalarının yedek güçleri olan diğer çevrelerin değerlendirmeleri hiç uyuşmadı. Uyuşmadığı için de, PKK ile birlikte bizi “çatlak ses”, “oyunbozan” ve “bir bela” olarak gördüler. Çünkü olacakları görüyorduk ve gördüklerimizi hiçbir kaygı taşımadan dillendiriyorduk.
“Aykırı” tüm değerlendirmelerimiz doğrulanırken, onların tüm tespitleri yanlış çıktı ve her seferinde kısa bir utanma devresinden sonra yine aynı anlayışla PKK’yi aklama görevlerine devam ettiler.
Gerçekleri dillendirmemiz sadece PKK’yi değil, PKK’ye yaranmaya çalışan tüm kesimleri de rahatsız etti. Bu nedenle de PKK ile birlikte bize çirkince saldırmakta sakınca görmediler. Her öngörümüzün doğrulanmasından sonra özür dilemelerini beklerken, daha da pervasızlaşıp bizi etkisiz kılmaya çalıştılar…
PKK’nin devlet tarafından kurulan taşeron bir örgüt olduğunu ve Abdullah Öcalan’ın da MİT menşeli olduğunu en iyi bilen Mihri Belli, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük’lerdi. Çünkü kendileri de aynı işgalci devletin “sol” maskeli tetikçileriydiler.
1970’lerde Abdullah Öcalan’ı Aydınlık gazetesi üzerinden hergün manşete taşıyarak “Kürd lider” PKK’sini de “Kürd hareketi” diye pazarlayanların başında Doğu Perinçek geliyordu.
Suriye’de de 2000’e Doğru dergisi üzerinden yaptığı algı operasyonlarıyla Öcalan’a cansuyu oldu adeta.
Öcalan yakalandığında(!) sisteme (özellikle de İmralı’ya) egemen olan Kemalist-Ergenekoncu kanat, onu sistem içi kavgada bir piyon olarak kullandığı için hep övüldü, yüceltildi ve zavallı Kürdlere pazarlandı. Ancak, Kemalizm-AKP hesaplaşması sonucu İmralı denetimi el değiştirince, Doğu Perinçek ve tüm Kemalistlerin “Öcalan hayranlığı” da bitti. Çünkü Abdullah Öcalan efendisinin isteklerini yerine getirmekle yükümlü bir taşerondu. Öcalan’ın kendi kontrollerinden çıkıp AKP’nin tetikçiliğine başladığını gören Kemalistler, Öcalan’ın pisliklerini (çok azını H.Atilla Uğur üzerinden) piyasaya sürdüler.
Aslında, Abdullah Öcalan’ın bir devlet beslemesi/elemanı olduğunu sadece Belli-Töre-Perinçek-Küçük gibi mesai arkadaşları değil; 12 Martçılar da 12 Eylülcüler de 28 Şubatçılar da bilmiyor olamazlardı…
Devlet-Öcalan gerçeği neredeyse bire bir lider arayışında olan Friglerin Mitolojiyle örtüşüyor.
Bir lider arayışında olan Friglere bir kâhin, ‘şehre öküz arabası ile giren ilk adamı kral ilan edin’ der. Öküz arabasıyla kente giren ilk kişi bir köylü olan Gordios olur ve Kral ilan edilir. Gordios, arabasını Tanrı (Zeus) için tapınağa adar ve kızılcık dallarıyla tapınağa bağlar. Bu düğümü çözecek kişinin Asya’ya egemen olacağı söylentisi yayılır ve buna inanılır…
Devlet-Öcalan ilişkisi de bu Mitolojiyle örtüşüyor. Kürdlere bir “lider” yaratan işgalci devletler, Kürdler içinde olabilecek en kaba, değersiz, kompleksi ve hastalıklı kişinin (Öcalan) Kürdlere “lider” olmasını sağladılar. Öcalan şahsında şekillendirilen PKK, Kürdleri öyle bir çıkmaza soktu ki; bu kirli düğümü kimse çözemiyor.
Kürd kanıyla besleniyor ama Kürdlerin devletleşmesi önünde en büyük engeli teşkil ediyor. Kürdler adına hareket ediyor ama sadece Kürdlere zarar veriyor.
Frigyalılar öküz arabasıyla gelen Gordion’u kurtarıcı yaptılar; Kürdler ise devlet arabasıyla gelen öküzün kendisini kurtarıcı olarak kabul ettiler…
Tarih, modern çağda MİTolojik bir yaratığı/Öküz’ü “lider” diye pazarlayan egemen devletlerin kurnazlığını yazacağı gibi, buna inanan aptalları da yazacaktır; en çok ta “aydın/yazar/siyasetçi” diye geçinen ukala ve kişiliksizlere vurgu yapılarak…
Yıllardır;
PKK bir devlet projesidir,
Öcalan devletin MİT havuzunda eğitilmiş ve Kürdlerin başına atanmış bir görevlidir,
PKK’nin varlık nedeni Kürdlerin devletleşmesini engellemektir,
Abdullah Öcalan İmralı’da cezaevinde değil, devletin misafiridir ve her söyledikleri direkt devlet aklı tarafından söyletilen şeylerdir.
Öcalan kendi isteği ile Türkiye’ye geldi,
Öcalan’ın öyle kasetleri var ki, devlet isteseydi onu bir günde bitirirdi. Ama devlet onu daha da kullanmak istiyor. Öcalan’ın sex kasetlerinden tutun, Kürdleri açıkça pazarlayan konuşmalarına, içki sofrasında MİT elemanlarıyla “görüşme notlarını” ortak hazırlamasından tutun, KCK/HDP başına kimlerin getirileceği listesinin devletle birlikte hazırlanmasına kadar her konuda her türlü pisliğin/ihanetin/düşkünlüğün ve ahlaksızlığın somut belgeleri devletin elindedir. Devlet ve devletçiler, “kutsal devlete” zarar gelmeyecek şekilde var olan belgeleri kontrollü ve kısmi olarak piyasaya sürdüler sadece…
Ortaya çıkan ve çıkacak tüm rezillikleri yıllardır dillendirdik. Gerçekleri dillendirdik diye sadece Apocu çetelerin değil, onlarla yakın olan (hemen hemen tüm Kürdistanlı politik aktör ve kurumlar) herkesin ortak hedefi olduk.
Bu çirkin, kirli ihaneti açık ya da gizli olarak savunanlar, Öcalan ihanetini direkt veya dolaylı olarak aklayanlar politik ve etik olarak iflas ederken, içine düştükleri düşkünlükten çıkmak için çırpınırken;
Biz, gerçekliğin görünmesinde oynadığımız olumlu rol için huzurlu ve gururlu olma hakkımızı kullanıyoruz; pisliğin savunucuları/aklayıcıları çırpınırken, biz de doğrudan yana olmanın biraz tadını çıkarıyoruz. Onurlu insanlar bunu hak ettiğimizi biliyordur…
Süleyman Akkoyun




