Güney Batı Kurdistan Kurdlerinin hikayesi!

Öcalan-PKK’nın, Güneybatı Kürdistan (Rojava) Kürtlerinin iradesini gasp edip kontrolü ele aldığı günden beri, Kürtlerin kendi topraklarındaki talepleri tehlikeye girdi.
Önce şunu söylediler:
“Burası yalnızca Kurdlerin toprağı değildir. Burada yaşayan tüm milletlerin ortak vatanıdır; bu nedenle biz bir Kürt millî örgütü değiliz. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir hareketiz. Millî taleplere karşıyız, milliyetçilik felsefesine karşıyız.”(!)
PKK’nın programında da bu konu şöyle geçiyordu:
“Suriye topraklarında bir parça Kürdistan yoktur. Suriye’de yaşayan Kurdler, Kuzey Kürdistan’daki ayaklanmalardan kaçıp buraya sığınmış mültecilerdir. Suriye işgalci bir devlet değildir.”
Buna göre, rejim karşıtı güçlere karşı Suriye rejimiyle birlikte savaştılar ve Suriye’yi savundular. Bu amaç uğruna, Kürdistan olmayan topraklarda on binlerce Kurd çocuğu şehit düştü, yaralandı ve sakat kaldı.
Türkiye devletinin saldırı ve işgallerine karşı da savaşmadılar; bu yüzden Kurdler topraklarının %40’ını kaybetti ve bu bölgelerden zorunlu göçe maruz kaldılar, göç etmek zorunda bırakıldılar.
Güney Batı Kurdistan Kurdlerinin iradesini ele geçirdiler. Kurdlerin kendi topraklarında kendilerini yönetmelerine ve topraklarını korumalarına izin vermediler. Muhaliflerine karşı her yöntemi kullandılar: Tutukladılar, öldürdüler, zindanlara attılar; ofislerini yaktılar, Kürdistan bayraklarını yaktılar. Zorla çocuklarını kaçırıp kendi savaşçıları yaptılar. Çok sayıda Kurdü, topraklarını terk etmeye ve mülteci olmaya zorladılar. Totalîter ve îdeolojik bir sistemi egemen kıldılar. Arapları getirip Kurd topraklarına yerleştirdiler. Kurdler dışında herkesle ittifak kurdular, ama kendilerinden olmayan Kurderi “düşman” ilan edip, hedef aldılar. Kurdistan bayrağını, Kurdistanî sembolleri yasakladılar. Ne olduğu belirsiz bayrak ve sembollerle, AbDullah Öcalan posterleriyle alanları donattılar.
Siyasi hedeflerinde hiçbir zaman Roava Kurdistanı’nda Kürtlerin haklarından ve Kürdistan’dan bahsetmediler. G. Batı Kurdistanı’nın adını “Kuzey Suriye” yaptılar ve bu bölgede “Kurdistan” adının kullanılmasını yasakladılar. Kürtlerin millî taleplerine karşı tutum aldılar ve bu milli taleplerde bulunanları “ilkel milliyetçi” diye damgalayıp; her talebi “demokratik Suriye, demokratik kadın hakları, demokratik kanton, nesnel entegrasyon, halkların kardeşliği ve demokratik ekoloji” diye çerçevelediler. Bu hedeflerde Kurdler için hiçbir şey yoktu.
Rejimin çöküşünden sonra, herkesten önce kendi bölgelerinde Suriye bayrağını astılar ve bu kanlı güçlerin varlığını, onların iktidarını kabul ettiler.
Bir süre Dürzîler, Museyrîler ve uluslararası güçlerden umut ettik ki, onların taleplerine göre “yeni bir Suriye” kurulacak ve Kurdlerin hakları da korunacaktı. Ne yazık ki ortaya çıktı ve açıkça bize söylendi:
“Demokratik özerkliği temsil edenler kendilerini yalnızca Kurdlerin temsilcisi olarak görmüyorlar, herkesin koruyucusu olarak görüyorlar ve Rojava Kurdistan’ı topraklarında Kurdler için statüyü reddediyorlar; kendilerini Suriye’de demokratik bir sistemin savunucusu olarak görüyorlar, biz ne yapalım!”
Türklerin uşağı Colani ve ona bağlı kanlı terör örgütleri, SDG’leri komutanı Mazlum Abdi dışında hiçbir Kurdü muhatap almadı; tüm askeri durum görüşmelerini yalnızca Mazlum Abdi ile yaptı. Bu görüşmelerde bir gün bile Kurdler için siyasi statüye dair bir haber çıkmadı, ne istedikleri belli olmadı. Hep “demokratik, merkezi olmayan bir Suriye istiyoruz” dediler ve bu stratejiye göre HSD güçlerinin durumunu müzakere ettiler. Ama hiçbir zaman Kurdler için nasıl bir siyasi statü sorununu programa almadılar.
Perde arkasında Türk devleti-Ocalan aracılığıyla birçok gizli anlaşma imzalandı ve bugün bu anlaşmalar birer birer hayata geçiriliyor. Güney Batı Kurdistan’da da Kürtlerin statü elde etme ihtimali vardı. Ne yazık ki bu tehlikeye girdi.
Colani, tek başına kendini “Suriye Cumhurbaşkanı” yaptı, kendine bir yönetim kurdu, anayasa hazırladı; uluslararası ilişkilerde “meşruiyet” çabalarına girişti. Kurdler, Dürzîler ve Nusayrilerle bir araya gelmeden, onları dinlemeden, birlikte anayasa yapmadan, tek başına kararlar alıyor. Ne yazık ki bu kararların arkasında Türk devleti var ve Suriye topraklarında çok tehlikeli bir sistem kuruluyor. Baştan son güne kadar da “Kuzey Suriye Demokratik yönetimi” Colani’yi muhatap aldı ve tek taraflı olarak, onunla ilişkileri yürütmeye çabaladı. Bu kötü sistemin en büyük savunucusu da bizzat Türk devletinin kendisidir.
Bu yöntemlerle Kurdler üzerinde büyük oyunlar oynanıyor ve Kürtler yalnızca bu olayları izlemekle yetiniyor. Şu anda bu bölgede Kurdler büyük katliamlar ve mevzi kaybetmelerle karşı karşıyadır. ABD, Kurdleri ortada bıraktı ve Kurdlerin bölgedeki “DAÎŞe karşı savaş Rölü”nü Colani ve Türk devletine devretti.
Bu beraberinde bölgede Kurdler için ciddi tehlikeleri de beraberin getireceğinin habercisidir.
Şeyhmus Özzengin/18.01.2026




