Ulusal Birlik mi, Ulusal İhanet mi?

Karmaşık sorunların genellikle çok basit bir çekirdeği vardır. Ulusal birlik sorunu da böyledir. Ulusal birlik, ne romantik bir kardeşlik hayali, ne de liderlere veya örgütlere endeksli bir slogandır. O, temel bir ilkesel duruştur. Bu duruşun çekirdeği şudur: Kürd halkı, tarihsel, kültürel, dilsel ve coğrafi gerçekliğiyle tek bir ulustur. Her ulus gibi, kendi kaderini tayin etme hakkına, bu hakkın en somut ve en meşru ifadesi olan bağımsız devlet kurma hakkına sahiptir. Ulusal birlik, işte bu hakkın etrafında oluşan samimi, programatik ve stratejik birleşmedir. Bu ilkesel tanımın derinliği şu unsurlarda yatar:
a-Ulus gerçeğinin kabulü; Ulusal birlik, Kürdlerin “etnik grup”, “kültürel çeşitlilik” veya “bölgesel azınlık” olarak tanımlanmasını reddeder. Kürdleri tarih boyunca var olan, kendi iradesiyle şekillenmiş bir ulus olarak kabul eder. Bu kabul, ulusal bilincin temel taşıdır. Ulus olgusunu reddeden veya sulandıran her yaklaşım, ulusal birliğin zeminini baştan dinamitler.
b-Hakların hiyerarşisi; Ulusal birliğin nihai amacı devletleşmedir. Otonomi, federasyon, özerklik veya kültürel haklar gibi ara çözümler, ulusal hakkın yerine geçemez; ancak ulusal hedefe giden yolda geçici, taktik ve olumlu eşikler olabilir. Bunları “hedef” haline getirmek ulusal birliği sulandırır ve entegrasyonculuğa kapı aralar.
c-Farklılıkların üstünde ulusal öncelik; Farklı ideolojik anlayışlar ve örgütlenmeler var olabilir. Ulusal birlik bunları yok etmez; ancak ulusal özgürlük ve devletleşme hedefi karşısında hepsini ikincil kılar. Birlik, “herkes kendi yolunda” şeklinde bir kaos değil, ortak hedef etrafında disiplinli bir koordinasyondur.
d-Samimiyet ve bağlayıcılık; Ulusal birlik deklarasyonlarla kurulmaz. Pratikte ulusal direnişi güçlendiren, kaynakları birleştiren, ihaneti dışlayan ve mücadeleyi eşgüdümleyen somut adımlarla vücut bulur. Reddediyeci, tasfiyeci ve teslimiyetçi çizgileri dışta bırakır.
Kürd siyasetinde “ulusal ittifak”, “ulusal birlik”, “Kürd Milli Kongresi” ve “demokratik birlik” tartışmaları uzun yıllardır merkezde yer almaktadır. Kimi çevreler bunları iyi niyetle dile getirirken, Kuzey Kürdistan’daki birçok kişi ve kurum bu kavramları PKK’nin kontrol stratejisine hizmet etmek üzere araçsallaştırmaktadır. Sömürge bir ülkede mücadele eden güçler arasında “birlik”ten söz edildiğinde akla gelen ilk ve tek birlik, ulusal birliktir. Çünkü sömürge bir halkın öncelikli sorunu varoluşsaldır: ulusal haklarını elde etmek. Ulusal birlik yıllardır gündemde olan, herkesin görünürde olumlu baktığı ancak bir türlü gerçekleşmeyen kronik bir umut hâline gelmiştir. Önündeki engeller üç temel başlıkta toplanabilir:
Birinci engel; Devlet ve taşeronları tarafından yaratılan kavram kargaşasıdır. Bugün “ulusal birlik” adı altında her şey yapılabilmektedir: PKK’nin ulusal haklara açıkça karşı politikalarını aklamak, kişisel koltuklar için kendini pazarlamak, işgal meclislerinde seçim ittifakları kurmak… Hepsi “ulusal birlik” diye sunulmaktadır. Oysa ulusal birliğin tanımı yukarıda net bir şekilde ortaya konmuştur. PKK ve türevleri “ulus-devlet ilkeldir” benzeri argümanlarla ulusal haklara karşı durmakta, pratikleri de bu reddiyeci söylemle örtüşmektedir. Buna rağmen onları “ulusal güç” diye tanımlayıp birlik kurma çabası ya cehaletin ya da sinsi bir oyunun ürünüdür.
İkinci engel; Neredeyse aynı söylem, aynı amaç ve aynı programa sahipken ayrı ayrı konumlanan, düşünsel farkı minimal olan eski parti-örgüt-grup yapılarının varlığıdır. Bu yapılar genellikle 1980’ler ve 90’ların hantallaşmış aktörlerinden oluşur. Yeni bir şey üretemedikleri için “ulusal birlik” söylemini sürekli gündemde tutarlar. Masa etrafında “ortak karar” almakla ulusal birlik sağlanmaz. Bu yöntem onlarca kez denendi ve her seferinde kişisel hırslar, ideolojik rekabet ve dış bağımlılıklar yüzünden çöktü. PKK ile kurulan hiçbir birlik kalıcı ve faydalı olmamış, aksine entegrasyoncu anlayışı meşrulaştırmıştır.
Üçüncü ve yapısal engel; Kürdistan’ın emperyalist güçler tarafından suni sınırlarla dört parçaya bölünmüş olmasıdır. Bu coğrafi ve siyasi parçalanmışlık ortak strateji oluşturmayı, kaynakları birleştirmeyi ve eş zamanlı mücadele etmeyi zorlaştırmaktadır. Filistin örneği burada çarpıcıdır. Filistin halkı parçalanmışlığına rağmen ulusal birliğini (en azından söylem düzeyinde) büyük ölçüde korumuştur, çünkü tek bir ulusal hedef (bağımsız Filistin devleti) etrafında şekillenmiştir. Kürdlerde ise durum daha vahimdir.
Sonuç olarak, bugün Kürd siyaseti derin bir ikilemin pençesinde kıvranmaktadır: Bir yanda ulusal haklardan adım adım vazgeçerek sistemle bütünleşen teslimiyetçi-entegrasyoncu çizgi, diğer yanda eski tüfeklerin kişisel hırsları, ideolojik hantallığı ve üretimsizliği. Dört parçaya bölünmüş coğrafi gerçeklik ise bu tabloyu daha da ağırlaştırmakta, ortak bir iradeyi neredeyse imkânsız kılmaktadır. Alışıldık yöntemlerle, masa başı deklarasyonlarla, eski aktörlerin tekrar eden başarısız birlik girişimleriyle gerçek bir ulusal birlik inşa etmek artık mümkün değildir. Bu yol, ya bilinçli bir ulusal ihanetin kılıfı olmuş ya da nafile bir umut tacirliğine dönüşmüştür.
Gerçek ulusal birlik, ancak köklü bir zihniyet devrimi ile mümkün olacaktır. Ulusal talebi ve devletleşme hedefini tartışmasız merkeze koyan, bölünmüşlüğü aşma iradesi gösteren, kişisel egoları ve eski alışkanlıkları kararlılıkla geride bırakan yeni bir nesil ve yeni bir siyasi zihniyet tarafından kurulacaktır. Bu birlik, lafta değil pratikte ulusal direnişi büyütecek, kaynakları birleştirecek, ihaneti dışlayacak ve Kürd halkının varoluşsal mücadelesini zafere taşıyacaktır. Ancak o zaman “ulusal birlik” söylemi, ulusal ihanetin maskesi olmaktan kurtulacak ve onurlu, kalıcı bir siyasal güce, Kürdistan’ın özgür geleceğine dönüşecektir. Bu görev, bugünün sorumluluğudur. Ya bu ilkesel duruşu yükselteceğiz ya da tarih bizi, birlik adına ihanete göz yumanlar olarak anacaktır.
Süleyman Akkoyun




