Süleymaniye’den yükselen utanç ve ikiyüzlülük: Sadece Xezal’ı değil Kürdistanı öldürdünüz…

Süleymaniye şehri son yıllarda büyük bir değişim yaşıyor. Elbette değişen şehir değil, değişen siyasal sistemin aydınları, gençliği, kurumları, sivil toplum örgütleri ve nihayet sokaktaki insanın örgütlenme, inanış, eyleme geçiş ve söylemleri… Süleymaniye’de yaşanan bir değişim bir bütün olarak her gurup ve kesimde öz ve biçim arasındaki dengesizliği, söylemlerin iki yüzlülüğünü ve köksüzlüğü beraberinde getiriyor.
Bu durum düşünsel dünya da bir çürümenin işaretidir. Ve bu çürüme halktan başlayıp yukarı gitmemiştir, tam tersine yukardan aşağı gelen, yani önce şehrin kurumları, siyasileri, güç odakları ve aydınlarından başlayarak topluma inmiştir. Daha sonra toplumda yer bulunca siyasi yozlaşma almış başını gitmektedir.
Bu bir varsayım değildir bu somut olarak her gün izlenebilecek bir somut bir olgudur. Ve bu olgunun incelenmesi için de elimizdeki en son veri ise Komela Peşmergesi Xezal Mewlan Çaperabad’ın şehadeti ve sonrasında yaşananlardır.
Xezal Mewlan Çaperabad 14 Nisan günü yaralandıktan sonra Süleymaniye’deki hastanelerde kabul edilmedi, son olarak şehit düştü. Camiler cenazeyi kabul etmedi, sonra taziye kurulmasını kabul etmedi, son olarak bugün yani 18 Nisan günü de halkın mezarlığı ziyaret etmesini kabul etmedi. Süleymaniye’den bu konuda cılız bir iki ses çıktı. O seslerde genelde Lahor Cengi’ye yakın olan ve onun tasfiye edilmesi sürecinde mağdur olmuş isimlerdi. Ve bir iki isimde YNK’liydi ve Doğu Kürdistanlı yapılardan gelen tepkiyi engellemek için medya önünde bizde ziyarete gittik vb açıklamalar yaptılar. Halk ise duruma hiç tepki göstermedi.
Sağlık Bakanlığı olaya ilişkin soruşturma başlattı. Hastaneler kendini savunuyor, herkes bir biçimde olaya müdahil olmadığını ispatlamaya çalışıyor. Sonuç ne olursa olsun Süleymaniye’de Peşmerge Xazal’ın adı etrafında yaşananlar korkunç bir çürümenin işaretidir.
Öyle bir durum yaşandı ki Xezal’ı İran dronu değil Süleymaniye’de yaşananlar öldürdü. Xezal şahsında Süleymaniye’de vatanseverlik öldürüldü. Kürdistan’dan bir parça öldürüldü.
Oysa ki Süleymaniye halkı Ocak ayında Rojava için yapılan eylemlerde büyük kitleler halinde katılmıştı. Peki ne oldu da Rojhilatlı bir kız için parmağını kıpırdatamaz oldu. Bırak parmağını kıpırdatmayı kıza düşman muamelesi yaptı. Neden? Çünkü YNK’nin siyasi tercihleri ve duruşu ölen bir Peşmergeyi sahiplenebilecek pozisyonda değil. Yoksa başka anlamı yoktur.
Güney Kürdistan’deki Erbil, Duhok ve Süleymaniye’deki hastaneler yıllarca PKK gerillalarının tedavi edildiği yerler oldu. Hatta PKK, KDP’ye basınında nefret kusarken bile gerillaları Hewler’deki devlet hastanelerinde ameliyat oluyordu.
Süleymaniye’de de son yıllarda PKK gerillaları her yerde. Hastanelerde yatıyorlar, alışveriş merkezlerinde geziyorlar. Niye PKK’ye açık olan hastaneler Rojhelat peşmergelerine kapalı?
Mesele Türkiye devletine karşı konuşmak olunca mangalda kül bırakmayan Süleymaniyeli aydınlar neden İran karşısında suskun?
Tabi bunun uzun nedenleri var. YNK’nin Bağdat-İran-İngiltere üçgeninde arada kalan siyaseti her zaman her ilkenin tartışma konusu olduğu, değerlerin yıprandığı bir politika haline geldi. Bu uzun yıllar boyunca birçok aşınmayı beraberinde getirdi. Özellikle de Kürdistan Bölgesi federal bir yapıya sahip olduktan sonra çok bilinçli biçimde bir el Süleymaniye’de ki Kürt vatanseverliğini dejenere eden bir siyaset biçimi yaratmaya çalıştı. Süleymaniye’deki siyasi çevreler ve onlara payanda olan bir aydın kitlesi sözde vatanseverlik ve eleştirellik adı altında büyük şovlar yaptılar ve özünde yaptıkları şovlar Kürt kimliğine hizmet etmedi. Tam tersine gösterişli söylemler, renkli bir sahne fakat hepsinin arkasında ise zayıf bir Kürtlük oturdu.
Ve özellikle de Arap Baharı ile beraber KDP karşıtlığının vatanseverlik ve aydın kimliğinin olmasa olmazı haline getirdiler. Bu öyle bir duruma yol açtı, Hewler ve Duhok nefreti, Barzani nefreti, Barzani’lere düşman herkesi sevme üzerine şekillenen bir politika oluştu. YNK, kendi olumsuz pratiğini gizlemek için bu Barzani karşıtlığını aydınların gündemi haline getiren siyaseti çok derinden benimsedi.
Ve 2013’te İran YNK ve PKK’yi bir araya getirince bu Süleymaniye’deki gündem çarpıtma ve vatanseverliği dejenere etme süreci daha da hızlandı. İran, bu iki siyasi güç aracılığı ile Kürtleri Türkiye ile karşı karşıya getirme siyasetini benimsedi. Ve öyle bir süreç başladı ki burnunun dibindeki YNK’nin yaptığı Kürt karşıtlığını görmeyen Süleymaniyeli aydın ve siyasetçiler, Türkiye, Hewler ve Rojava hakkında atıp tutmaya başladılar.
16 Ekim 2017’de Kerkük YNK tarafından teslim edilmiş. Ama YNK’li aydınlar vay neden Zap’ta Türk ordusu var, KDP Zapı teslim etti diye feryat figan ediyor. Bağdat’ta Haşdi Şabi Şii bir DAİŞ gibi örgütlenmiş Kürt karşıtı siyeset yapıyor. Haşdi Şabi liderlerleri Süleymaniye’de cirit atıyor. Süleymaniyeli aydınlar burunun dibindeki Haşdi Şabi ile ittifak ihanetini görmüyor ama çıkıp Rojava hakkında vatanseverlik yapıyorlar.
İşte bu iki yüzlülüktür. İşte bu rotayı kaybetmektir. Süleymaniye’de siyasetçiler ve aydınlar çıkıp ihaneti meşrulaştırmak için ideolojik fikirler, siyasi söylemler ve gerçekle bağı kopmuş Kürt birliği söylemleri yarattılar. Süleymaniye’de Kürtlük yanlış tanımlandı, düşman yanlış tanımlandı, Kürdistanilik yanlış tanımlandı, liderlik yanlış tanımlandı, demokrasi yanlış tanımlandı. Yanlışlar üzerine kurulu bir aydın ve siyaset yapısı var.
Bafil Talabani Lalezar otelde Kürt gençlerine Kürt gençlerini yaktırdı. Süleymaniye halkı bunu görmezden geldi. Kerkük satıldı görmezden geldi. Haşdi Şabi Süleymaniye’yi merkez yaptı görmezden gelindi. Süleymaniyeli aydınlar o kadar sustu ki YNK’nin siyasi çizgisinin bir parçası haline geldi. Şimdi Bafil Talabani’nin siyaseti bu denli ürkütücü boyutlara ulaşmışsa nedeni tabanı kendi benzettiği içindir.
Ve Xazal’ın ortada kalmış cenazesi bize Süleymaniye’deki bu iki yüzlü vatanseverliği ve çürütmeyi tekrar hatırlatıyor.



