Pêşmerge Güçlerinin Birleşmesi ve Değişen Orta Doğu Jeopolitiği

Pêşmerge Güçlerinin Birleşmesi ve Değişen Orta Doğu Jeopolitiği

Pêşmerge Bakanlığı’nın Eylül 2026’da, Kurdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile bağlantılı 70 Birliği ile Kurdistan Demokrat Partisi (KDP) ile bağlantılı 80 Birliği’nin Bakanlık çatısı altında tam olarak birleştirildiğini ilan etmesi, Irak Kurdistan Bölgesi’nde on yılı aşkın süredir gündemde olan bir reformun kurumsal düzeyde tamamlandığını gösteren tarihsel bir eşik niteliğindedir. Bu ilanın, Pêşmerge reformunu uzun süredir destekleyen ABD ile imzalanmış mutabakat muhtırasının sona ereceği ay içinde gelmesi ve Kurdistan Bölgesi’nin aylardır İHA ve füze saldırılarının hedefinde bulunduğu bir döneme denk düşmesi, gelişmenin zamanlamasını da ayrıca anlamlı kılmaktadır.

Ancak bu gelişme, yalnızca Kurdistan Bölgesi’nin iç siyasi dengeleri açısından değerlendirilebilecek bir mesele değildir. Bu süreç, Irak’ın güvenlik mimarisinden İran’ın bölgesel nüfuzuna, ABD’nin Orta Doğu politikalarından Rusya-Ukrayna savaşına, Çin’in enerji güvenliğinden Kurdistan Bölgesi’nin gelecekteki siyasal statüsüne kadar uzanan geniş bir jeopolitik çerçevenin parçası olarak ele alınmalıdır.

Pêşmerge güçlerinin tarihsel olarak KDP ve KYB ekseninde şekillenmiş olması, Kurdistan Bölgesi’nin güvenlik yapısının uzun süre parti merkezli bir karakter taşımasına neden olmuştur. Bu nedenle Pêşmerge’nin birleştirilmesi, yalnızca askeri birliklerin aynı çatı altında toplanması anlamına gelmemektedir. Asıl mesele, silahlı gücün siyasi partilerin doğrudan denetiminden çıkarılarak kurumsal bir güvenlik yapılanmasına dönüştürülmesidir.

Eylül 2026’daki ilan, uzun soluklu bir sürecin ürünüdür. Ortak tugayların oluşturulması, personel kayıtlarının yeniden düzenlenmesi ve mali yapıların merkezileştirilmesi bu sürecin farklı aşamalarını oluşturmuştur. Kurdistan Bölgesi Hükümeti’nin 2025 yılı sonunda yayımladığı uygulama raporuna göre Pêşmerge Bakanlığı bünyesindeki 88.900 personel, 34 birleşik tugay, 7 tümen ve 2 mekanize tümen hâlinde örgütlenmişti. 2026 yılının ortasında eski 70 ve 80 birliklerinin köklü bir yeniden yapılanmayla iki bölge komutanlığına dâhil edildiği ve Bakanlık bünyesindeki birleşik tümen sayısının 11’e ulaştığı açıklanmış, süreç Eylül ayında tam birleşme ilanıyla sonuçlanmıştır. Bu veriler, sürecin yalnızca siyasi bir niyet olmaktan çıkıp somut bir kurumsal dönüşüm niteliği kazandığını göstermektedir.

Bununla birlikte Pêşmerge’nin birleşmesini yalnızca Hewlêr ile Silêmanî arasındaki siyasi uzlaşmanın sonucu olarak görmek eksik bir değerlendirme olacaktır. KDP ile KYB arasındaki askeri ve siyasi rekabet uzun yıllar boyunca birleşmenin önündeki en önemli engellerden biri olmuş, her iki parti de kendi güvenlik ve istihbarat mekanizmalarını korumuştur. Bu rekabetin bugün kurumsal bir çerçeveye çekilebilmesi, iki partinin iradesinin yanı sıra bölgesel güç dengelerindeki değişimle de ilgilidir.

Burada ortaya çıkan temel sorun, askeri gücün kime ait olduğu sorusudur. Bir Pêşmerge birliği hukuken Kurdistan Bölgesi Hükümeti’ne bağlı görünse bile fiilen belirli bir siyasi partinin komuta ve nüfuz alanı içinde kalıyorsa, kamusal bir güvenlik kurumu olmaktan çok parti güvenlik örgütü niteliğini korur. Dolayısıyla Pêşmerge reformunun gerçek anlamı, birliklerin adlarının veya numaralarının değiştirilmesinden çok, komuta, bütçe, personel, lojistik ve istihbarat mekanizmalarının siyasi parti denetiminden çıkarılmasıdır. Nitekim tam birleşme ilanından önceki aylarda Pêşmerge Bakanlığı’nın eski genel sekreteri, o güne kadar sağlanan birleşmenin “yalnızca örgütsel” düzeyde kaldığı ve ortak bir askeri kimliğe dönüşmediği uyarısında bulunmuş; resmi açıklamalara rağmen pratikte partilere bağlı birliklerin varlığını sürdürdüğü de dile getirilmiştir. Eylül 2026’daki ilanın ve son dönemdeki gelişmelerin stratejik anlamı da ancak bu açıdan bakıldığında anlaşılabilir.

Kurdistan Bölgesi’nin karşı karşıya bulunduğu bölgesel ortam da önceki dönemlerden önemli ölçüde farklılaşmıştır. İran’ın Irak, Suriye, Lübnan ve bölgedeki diğer aktörler üzerinden kurduğu nüfuz alanları son yıllarda ciddi baskılarla karşılaşmış, bölgesel vekil ağlarının kapasitesindeki bu değişim Irak’taki güvenlik dengelerini de etkilemiştir. Bu değişimin Kurdistan Bölgesi açısından en önemli sonuçlarından biri, KYB’nin tarihsel olarak sahip olduğu dış destek mekanizmalarının ve bölgesel manevra alanının yeniden değerlendirilmesini zorunlu hâle getirmesidir. Burada İran’ın etkisinin tamamen ortadan kalktığını ileri sürmek gerçekçi olmaz; daha isabetli yaklaşım, İran’ın geçmişte sahip olduğu bölgesel hareket serbestliğinin aynı düzeyde olmadığını ve bu durumun Irak Kurdistanı’ndaki siyasi aktörlerin hesaplarını değiştirebilecek bir etkene dönüştüğünü kabul etmektir.

Bu değişim, KDP ile KYB arasındaki ilişkinin geleceğini de doğrudan etkilemektedir. Geçmişte KYB’nin İran’la, KDP’nin ise farklı dönemlerde Türkiye ve Batı ülkeleriyle kurduğu ilişkiler, iki parti arasındaki askeri ayrışmanın dış boyutunu oluşturmuştur. Bu nedenle Pêşmerge’nin birleşmesi yalnızca bir iç siyasi uzlaşma olarak değil, bölgesel güç dengelerindeki değişimin Kurdistan Bölgesi’ndeki yansıması olarak da okunabilir.

Bu farklılaşmanın en sert biçimi, Şubat 2026’nın sonunda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan bölgesel savaşta görülmüştür. Savaşın yalnızca ilk dört haftasında Kurdistan Bölgesi’ne 450’yi aşkın İHA ve füze yöneltilmiş, bunların 354’ü Hewlêr’i, 90’ı Silêmanî’yi hedef almış ve saldırılar İran’a ve ona yakın Iraklı milis gruplarına atfedilmiştir. Kurdistan Bölgesi Hükümeti’nin tarafsızlık beyanına rağmen Tahran’ın Mayıs 2026’da Kurdistan Bölgesi’ni güvenlik doktrini çerçevesinde “düşman üsler” barındıran bir alan olarak nitelemesi, bölgenin çatışmanın doğrudan hedeflerinden biri hâline geldiğini göstermiştir. Bu tablonun KYB açısından ayrı bir anlamı vardır: tarihsel olarak İran’la en yakın ilişkiyi sürdüren partinin merkezi Silêmanî’de KYB’ye bağlı Pêşmerge üssü de saldırıların hedefleri arasında yer almış, hava savunma sistemi bulunmayan kentte 70 Birliği İHA’ları kamyonetlere monte edilmiş makineli tüfeklerle düşürmeye çalışmıştır. Parçalı ve parti merkezli bir güvenlik yapısının hava tehditleri karşısındaki bu savunmasızlığı, ortak komuta, ortak hava savunması ve uluslararası koordinasyon ihtiyacını hiçbir siyasi söylemin sağlayamayacağı bir açıklıkla ortaya koymuştur.

Bu dönüşümde ABD’nin rolü ayrıca önem taşımaktadır. ABD ve uluslararası koalisyon ülkeleri uzun süredir Pêşmerge’nin profesyonelleştirilmesini, ortak bir komuta yapısının oluşturulmasını ve parti etkisinden arındırılmasını desteklemektedir. Bu desteğin somut çerçevesini, 2016’da imzalanıp 2022’de yenilenen ve ABD’nin Pêşmerge’ye yönelik mali yardımını birleşme sürecine bağlayan mutabakat muhtırası oluşturmuştur. Bunun nedeni yalnızca Kurdistan Bölgesi’nin güvenliği değildir; IŞİD’e karşı mücadele sırasında Pêşmerge ile uluslararası koalisyon arasında kurulan askeri iş birliği, merkezi ve öngörülebilir bir güvenlik ortağına duyulan ihtiyacı açık biçimde ortaya koymuştur.

Ancak buradan hareketle “ABD, KYB’ye Pêşmerge’yi KDP’ye teslim etmesi için emir verdi” biçimindeki doğrudan bir nedensellik ilişkisini kesin bir olgu olarak kurmak metodolojik açıdan mümkün değildir; böyle bir iddianın kanıtlanabilmesi, doğrudan diplomatik veya askeri belgelerin ortaya konulmasını gerektirir. Daha geniş jeopolitik çerçevede yapılabilecek değerlendirme ise şudur: ABD açısından parti merkezli ve parçalı bir Pêşmerge yapısından ziyade, Kurdistan Bölgesi Hükümeti’ne bağlı, merkezi komuta zincirine sahip, profesyonel ve öngörülebilir bir güvenlik gücünün daha işlevsel olduğu görülmektedir. Dolayısıyla ABD’nin Pêşmerge reformuna verdiği destek, Kurdistan Bölgesi’nde kurumsal devlet kapasitesinin güçlendirilmesiyle örtüşmektedir. Muhtıranın Eylül 2026 sonunda sona ermesi ve ABD’nin 2027 bütçe teklifinde Kurdistan Bölgesi’ne doğrudan finansman ayırmaması ise bu dış teşvikin zayıflamakta olduğunu ve reformun kalıcılığının giderek Kurdistan Bölgesi’nin kendi kurumsal iradesine bağlı hâle geleceğini göstermektedir.

Bu gelişmenin İran ve Bağdat açısından da önemli sonuçları vardır. İran’ın Irak’taki nüfuzunun başlıca araçlarından biri, merkezi hükümet içindeki siyasi ve güvenlik ağlarıdır. Haşdi Şabi‘nin bütün unsurlarını aynı siyasi çizgi içinde değerlendirmek doğru olmasa da bazı gruplarının İran’la yakın ilişkileri bilinmektedir. Irak’ın güvenlik yapısının bu çok merkezli karakteri Hewlêr ile Bağdat arasındaki ilişkileri karmaşıklaştırmakta, Pêşmerge ile Haşdi Şabi arasında oluşabilecek güç dengesini de Hewlêr-Bağdat ilişkilerinin belirleyici unsurlarından biri hâline getirmektedir. Bu bakımdan birleşik bir Pêşmerge yapısının ortaya çıkması, Kurdistan Bölgesi’nin yalnızca iç güvenliğini değil, Bağdat ile ilişkilerindeki pazarlık kapasitesini de etkileyebilir.

Bir güvenlik gücünün parçalı olması, siyasi aktörlerin dış müdahalelere karşı kırılganlığını artırır; buna karşılık merkezi komuta, ortak bütçe, ortak eğitim, standart personel sistemi ve kurumsal lojistik kapasite, siyasal yapının devlet kapasitesini güçlendirir. Pêşmerge’nin birleşmesinin asıl stratejik önemi de burada ortaya çıkmaktadır. Kurdistan Bölgesi’nin geleceği açısından askeri kapasite ile devlet kapasitesi birbirinden ayrılmaz iki unsurdur; ancak askeri kapasitenin devlet kapasitesine dönüşebilmesi, silahlı güçlerin siyasi partilerden bağımsızlaştırılmasını gerektirir. Bu nedenle Pêşmerge reformu, aynı zamanda Kurdistan Bölgesi’nin kurumsal devletleşme sürecinin bir parçasıdır.

Bölgesel gelişmeleri yalnızca İran üzerinden okumak da yeterli değildir. Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle karşı karşıya kaldığı ekonomik, askeri ve diplomatik baskılar, Moskova’nın Orta Doğu’daki hareket alanını daraltmıştır. Rusya’nın bölgedeki geleneksel stratejik hedefleri arasında Akdeniz’e erişim ve Suriye üzerinden bölgesel nüfuzunu korumak yer alıyordu; Suriye’deki siyasi dengelerin değişmesi ve Moskova’nın askeri kapasitesini Ukrayna cephesine yoğunlaştırması, bu stratejinin geleceğini belirsizleştirmiştir. Şam’ın Ağustos 2026’da, Hmeymim ve Tartus’taki Rus üslerinin ortak eğitim ve kapasite geliştirme merkezlerine dönüştürülmesi konusunda Moskova ile uzlaşıya vardığını açıklaması da Rusya’nın Akdeniz’deki askeri varlığının yeni ve daha sınırlı bir çerçeveye çekildiğine işaret etmektedir. Rusya’nın bölgesel hareket alanının daralması, İran’ın kapasitesindeki değişim ve ABD’nin Irak-Suriye hattındaki güvenlik politikaları birlikte değerlendirildiğinde, Kurdistan Bölgesi’nin bulunduğu coğrafyanın stratejik ağırlığının arttığı görülmektedir.

Çin açısından ise enerji güvenliği belirleyici etkenlerden biridir. Çin’in ekonomik büyümesi ve enerji ihtiyacı, Orta Doğu’daki petrol ve doğal gaz kaynaklarını Pekin için stratejik hâle getirmektedir. Rusya, Çin açısından önemli bir enerji tedarikçisi olsa da iki ülke arasındaki ilişkiyi yalnızca “Batı’ya karşı ortaklık” olarak değerlendirmek, aralarındaki yapısal rekabet unsurlarını gözden kaçırır. Önemli stratejik yakınlaşmalara rağmen iki devletin çıkarları her alanda örtüşmemekte, tarihsel olarak sınır, güvenlik, ekonomik rekabet ve Orta Asya üzerindeki nüfuz gibi konularda ciddi gerilimler yaşanmıştır. Rusya’nın nüfus yoğunluğu düşük Uzak Doğu ve Sibirya toprakları ile Çin’in nüfus ve ekonomik kapasitesi arasındaki asimetri de Moskova’nın uzun vadeli stratejik hesaplarında göz ardı edilemeyecek bir etkendir. Bununla birlikte Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle Avrupa güvenlik sistemine odaklanması, ABD’nin Orta Doğu’daki stratejik hareket alanını belirli ölçüde genişletmekte ve İran’ın bölgesel nüfuzundaki değişimle birlikte değerlendirildiğinde bölgede yeni bir güç dengesinin oluşmakta olduğunu düşündürmektedir.

Enerji meselesi bu dönüşümün merkezinde yer almaktadır. Orta Doğu petrolünün dünya ekonomisindeki önemi yalnızca üretim miktarından kaynaklanmaz; petrolün hangi güzergâhlardan taşındığı, bu güzergâhları hangi ülkelerin denetlediği, deniz yollarının güvenliği ve büyük tüketici ülkelerin enerji kaynaklarına erişimi, küresel güç dengelerinin temel unsurları arasındadır. 2026 savaşı sırasında Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin ağır biçimde aksaması, bu sorunun soyut bir jeopolitik tartışma olmadığını açıkça göstermiştir. Bu nedenle Körfez ülkeleri, Irak, İran ve Venezuela gibi enerji üreticilerinin aynı küresel enerji sistemi içinde değerlendirilmesi gerekir. Ancak bu ülkelerde yaşanan gelişmelerin tamamını tek bir ABD planının parçaları olarak açıklamak, çok aktörlü uluslararası sistemi gereğinden fazla basitleştirir. Daha açıklayıcı olan, ABD’nin enerji güvenliği, Çin’in enerji bağımlılığı, Rusya’nın enerji ihracat kapasitesi ve Orta Doğu’daki petrol akışlarının birbirini etkileyen unsurlar olarak ele alınmasıdır.

Bu çerçevede Kurdistan Bölgesi’nin petrol ve doğal gaz kaynakları, bölgenin yalnızca ekonomik değil jeopolitik değerini de artırmaktadır. Pêşmerge’nin birleşmesi ile enerji kaynaklarının güvenliği arasında da dolaylı bir bağ bulunmaktadır: güvenlik kapasitesi yüksek, merkezi komuta yapısına sahip ve uluslararası ortaklarla koordinasyon sağlayabilen bir Kurdistan Bölgesi, enerji kaynaklarının işletilmesi ve dış pazarlara ulaştırılması bakımından daha öngörülebilir bir aktör hâline gelir. Aynı savaş sırasında Kurdistan petrol sahalarının İHA saldırılarıyla hasar görmesi ve bazı işletmecilerin faaliyetlerini durdurmak zorunda kalması, güvenlik kapasitesi ile enerji gelirleri arasındaki bu bağın ne denli somut olduğunu göstermiştir. Bu bakımdan güvenlik reformu ile ekonomik kapasite, birbirini besleyen iki süreç olarak görülmelidir.

Kurdistan Bölgesi’nin geleceği açısından en önemli gelişmelerden biri, KDP-KYB rekabetinin askeri boyutunun giderek kurumsal bir çerçeveye çekilmesidir. Burada KYB’nin Pêşmerge üzerindeki geleneksel denetimini neden azaltmaya başladığı sorusu önem kazanmaktadır. Bu soruya tek bir cevap vermek mümkün değildir; ancak İran’ın bölgesel kapasitesindeki değişim, 2026 savaşında Silêmanî’nin de hedef alınmasıyla görünür hâle gelen güvenlik açığı, ABD’nin güvenlik politikası, Kurdistan Bölgesi Hükümeti’nin kurumsallaşma çabaları, ekonomik baskılar ve iki parti arasındaki siyasi dengeler birlikte değerlendirildiğinde, KYB açısından eski parti merkezli güvenlik modelini sürdürmenin giderek daha maliyetli hâle geldiği görülebilir. Dolayısıyla Pêşmerge’nin birleşmesi, KYB’nin “askeri gücünü gönüllü olarak KDP’ye devretmesi” biçiminde değerlendirilmemelidir. Daha isabetli ifade, iki partinin elindeki askeri kapasitenin giderek Kurdistan Bölgesi’nin kurumsal güvenlik yapısına aktarılmasıdır.

Bu ayrım önemlidir; çünkü birleşmiş Pêşmerge’nin KDP’ye ait olması ile Kurdistan Bölgesi Hükümeti’ne ait olması birbirinden tamamen farklı iki siyasi sonuç doğurur. Birinci durumda KDP’nin askeri üstünlüğü kurumsallaşmış olur; ikinci durumda ise KDP ve KYB’nin askeri gücünün üzerinde, her iki partiden de ayrı kamusal bir güvenlik kurumu ortaya çıkar. Kurdistan Bölgesi’nin uzun vadeli geleceği açısından stratejik olan ikinci modeldir. Bu nedenle reformu değerlendirmenin ölçütü şudur:

Pêşmerge reformunun başarısı, yalnızca birliklerin birleşmesiyle değil, bu birliklerin gerçek anlamda siyasi partilerden bağımsız hâle gelip gelmemesiyle ölçülmelidir.

Birleşmiş ve profesyonel bir Pêşmerge’nin ortaya çıkması, Kurdistan Bölgesi’nin güvenlik alanındaki pazarlık gücünü artırabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: güçlü bir Pêşmerge, kendiliğinden bağımsız bir Kurdistan anlamına gelmez. Bağımsızlık için askeri kapasitenin yanında ekonomik sürdürülebilirlik, siyasi birlik, sınırların denetimi, uluslararası diplomatik destek ve komşu ülkelerin tutumu gibi çok sayıda etkenin aynı anda elverişli hâle gelmesi gerekir. Bununla birlikte bağımsızlık ile devlet kapasitesi arasında önemli bir ilişki vardır: bir siyasal yapı ne kadar yüksek kurumsal kapasiteye sahip olursa, gelecekteki statüsü konusunda o kadar fazla pazarlık gücü elde eder. Bu nedenle Pêşmerge’nin birleşmesi bağımsızlığın kendisi olarak değil, Kurdistan Bölgesi’nin gelecekteki statüsü konusunda kullanabileceği devlet kapasitesinin güçlenmesi olarak görülmelidir.

Kurdistan Bölgesi’nin önündeki temel seçenekler bu çerçevede üç farklı yönde gelişebilir: Irak içinde daha güçlü ve kurumsal bir federal yapı, fiili olarak daha yüksek düzeyde siyasal özerklik ya da bölgesel ve uluslararası koşulların elverişli hâle gelmesi durumunda bağımsızlık yönünde yeni bir siyasi süreç. Bu seçeneklerden hangisinin gerçekleşeceğini bugünden kesin biçimde söylemek mümkün değildir. Ancak bölgesel güç dengelerindeki değişim, 2026 savaşının ortaya koyduğu güvenlik kırılganlıkları, Pêşmerge’nin kurumsallaşması, İran’ın bölgesel kapasitesindeki dönüşüm, Rusya’nın hareket alanının daralması, Çin’in de belirleyici aktörleri arasında yer aldığı küresel enerji dengeleri ve ABD’nin Irak-Kurdistan güvenlik mimarisindeki rolü birlikte değerlendirildiğinde, Kurdistan Bölgesi’nin önümüzdeki dönemde yalnızca Irak’ın federal bir bölgesi olarak değil, bölgesel güç dengelerinde daha fazla ağırlığı bulunan bir aktör olarak hareket etme kapasitesinin arttığı söylenebilir. Pêşmerge’nin birleşmesi, bu dönüşümün en görünür göstergelerinden biridir.

Asıl tarihsel mesele ise KDP ile KYB’nin elindeki silahlı güçlerin birleşmesinden çok daha büyüktür. Sorulması gereken soru şudur:

Kürd siyasal hareketinin tarihsel olarak parti merkezli örgütlenmiş silahlı kapasitesi, kurumsal ve merkezi bir kamu gücüne dönüştürülebilecek midir?

Bu dönüşüm başarıyla tamamlanırsa Kurdistan Bölgesi yalnızca daha güçlü bir güvenlik yapısına değil, aynı zamanda daha güçlü bir bütçeye, daha merkezi bir idareye, daha etkin bir dış politikaya ve daha yüksek bir uluslararası pazarlık kapasitesine sahip olacaktır. Bu nedenle Pêşmerge’nin birleşmesi askeri bir reformdan çok daha fazlasıdır ve silahlı parti yapısından kurumsal devlet yapısına geçişin temel aşamalarından biri olarak değerlendirilmelidir; Eylül 2026’daki tam birleşme ilanı da bu bakımdan bir varış noktasından çok bir başlangıç olarak okunmalıdır. Ne var ki bu geçişin anlamını nihai olarak belirleyecek olan, birliklerin örgütlenme biçiminin ötesindedir:

Bölgesel sistemin yeniden şekillendiği bir dönemde ortaya çıkan bu dönüşümün uzun vadeli sonucu, yalnızca Pêşmerge’nin nasıl örgütleneceğiyle değil, Kurdistan Bölgesi’nin sahip olduğu bu yeni devlet kapasitesini hangi siyasal hedef doğrultusunda kullanacağıyla belirlenecektir.

Hüsamettin Turan

Kaynakça

Al Jazeera. (2026, 9 Ağustos). Suriye, Rus Üslerinin Geleceği Konusunda Moskova ile Anlaşmaya Vardığını Açıkladı.

Frantzman, S. (2026). İran’ın Süren Saldırıları Karşısında Kurdistan Bölgesi’nin ABD Desteğine İlişkin Kaygıları.

Knights, M. (2025). İran’ın Yenilgisinden Yararlanarak ABD-Irak Güvenlik İlişkilerini Güçlendirmek.

Kurdistan Bölgesi Hükümeti. (2025). Kurdistan Bölgesi Hükümeti Dokuzuncu Kabine Programının Uygulama Durumu.

Nagraj, A. (2026). Irak Kurdistanı, İHA Saldırılarının Ardından Günlük 230.000 Varile Kadar Petrol Üretimine Yeniden Başladı.

Qadi, A. (2026). Kurdistan Bölgesi, 11 Tümenli Birleşik Pêşmerge Gücünü Eylül’e Kadar Tamamlayacak.

Rudaw. (2026, 25 Mart). Bölgesel Çatışmanın Başlangıcından Bu Yana Kurdistan’a 450’yi Aşkın İHA ve Füze Atıldı, 14 Kişi Hayatını Kaybetti.

Shafaq News. (2026, 8 Mayıs). Eski Kürd Askeri Yetkili Uyarıyor: Pêşmerge “Yalnızca Biçimde” Birleşti.

The New Region. (2026, 9 Mart). Kurdistan Bölgesi’ne Yönelik Yeni İHA Saldırıları Önlendi.

The New Region. (2026, 17 Temmuz). Hewlêr ve Silêmanî Yeni İHA Saldırılarının Hedefinde.

van Wilgenburg, W. (2026). Mutabakat Muhtırasının Ötesinde: ABD-Pêşmerge İlişkilerinin Geleceği.

a oldu.