ABD-İsrail ve İran Savaşında Genel Tablo Ve Riskler!

Bu analiz, açık kaynak haberler, IRGC (Devrim Muhafızları) iddiaları, ABD/Ürdün açıklamaları ve bölgesel raporlara dayanıyor. Kendi gözlemlerime dayanarak, sahadaki gerçek hasar ve niyetlerin çoğu zaman şeffaf olmamakla birlikte, gelişmelerin hızla değiştiğini gösteriyor. Analizde, bu hızlı değişimlerle, olası engeller ve ihtimalleri irdelemeye çalışılacağım:
İran’ın El-Ezrak (Muwaffaq Salti / Al-Azraq) üssüne yönelik balistik füze saldırıları, 2026’daki uzun süreli ABD-İsrail-İran çatışmasının (Operation Epic Fury ve ilgili operasyonlar çerçevesinde) devam eden misilleme döngüsünün parçasıdır.
IRGC (Devrim Muhafızları) bu tür saldırıları birçok kez duyurmuş; katı ve sıvı yakıtlı balistik füzelerle (örneğin Kheibar Shekan dahil) F-35, F-16, F-15 konuşlanma/bakım alanlarını ve komuta unsurlarını hedef aldığını iddia etmiştir. Bu iddialar genellikle ABD saldırılarına (Hürmüz civarı, İran içi hedefler, radar/dron tesisleri vb.) karşılık olarak sunulur.
Bağımsız doğrulama sınırlıdır. Ürdün hava savunması ve ABD/CENTCOM kaynakları sıklıkla füzelerin büyük kısmının engellendiğini, hasarın sınırlı veya “önemsiz” olduğunu, personel kaybının olmadığı veya minimal kaldığını belirtir. İran medyası ise uçak imhası, tesis tahribi ve kayıplar iddiasını tekrarlar. Gerçek etki büyük olasılıkla abartılı iddialarla sınırlı hasar arasında bir yerdedir; hava savunma (Patriot, Aegis, Ürdün sistemleri) ve üslerin dağınıklığı/koruması bu tür salvoların kesin etkisini azaltır.
Savaşın geldiği boyut
Bu, klasik “hızlı ve kesin zafer” senaryosunun olmadığı, uzun soluklu, karşılıklı yıpratma savaşıdır. İran balistik füze kapasitesini (yeraltı “füze şehirleri”, katı yakıtlı sistemler, manevra kabiliyeti) hâlâ kullanabiliyor; bu, stokların tükenmediğini, fırlatıcıların tamamen yok edilemediğini ve IRGC’nin operasyonel esnekliğini koruduğunu gösterir. Hormuz Boğazı kozunu da (mayın, dron, gemi saldırıları, geçiş kısıtlamaları) aralıklı olarak devreye sokuyor; bu da küresel enerji fiyatlarını, sigorta maliyetlerini ve tedarik zincirlerini etkiliyor.
ABD ve İsrail ise hava üstünlüğü, hassas saldırılar, nükleer/füze altyapısına yönelik darbeler ve ekonomik/deniz ablukasıyla baskı uyguluyor. Sonuç: Hiçbir taraf “teslim” olmamış; savaş uzamış, her iki taraf da (ve bölgesel/küresel aktörler) maliyet ödüyor. İran’ın füze ve Hürmüz kozu aktif kalması, “sadece hava saldırılarıyla rejim çöker” varsayımının yetersiz kaldığını gösterir. Yöntem değişikliği (daha yoğun kara unsurları, rejim değişikliğine yönelik özel operasyonlar, daha agresif ekonomik izolasyon veya diplomatik paket) tartışmaları doğaldır; ancak bunlar da kendi risklerini taşır.
ABD neden rejim çökertme planını devreye sokmuyor?
Güç yetersizliğinden ziyade stratejik, siyasi ve pratik hesaplar ön plandadır:
1-Maliyet ve risk: İran büyük, dağlık, nüfuslu bir ülkedir. Tam ölçekli rejim değişikliği (işgal, uzun süreli istikrar operasyonu) Irak/Afganistan deneyimlerinden çok daha pahalı ve riskli olur. ABD kamuoyu, müttefikler ve Kongre desteği sınırlıdır; “sonsuz savaş” algısı güçlüdür.
2-İkincil etkiler: Rejimin ani çöküşü kaos, mülteci dalgası, nükleer materyal kontrolü kaybı, IRGC/milislerin dağılması veya güçlenmesi, bölgesel istikrarsızlık (Irak, Suriye, Lübnan, Körfez) yaratabilir. Hürmüz’ün tamamen kapanması veya uzun süreli kesinti küresel ekonomiyi (petrol, enflasyon) sert vurur.
3-Mevcut strateji: Yıpratma + ekonomik baskı (abluka, yaptırımlar, dondurulmuş varlıklar) + sınırlı askeri operasyonlarla İran’ın kapasitesini düşürmek, nükleer/füze programını geriletmek ve müzakereye zorlamak. 2026’da ara dönem anlaşmaları, MOU’lar ve aralıklı ateşkes/görüşme denemeleri görülmüştür; Trump yönetimi döneminde de “tam teslim” yerine kontrollü baskı ve enerji güvenliği vurgusu öne çıkmıştır.
4-Müttefik ve iç kısıtlar: İsrail’in öncelikleri (kendi güvenliği, Hizbullah vb.), Körfez ülkelerinin temkinli tutumu, Avrupa/Asya’nın enerji kaygıları ve ABD’nin başka cepheleri (Çin, Rusya, iç politika) dengeleniyor. Rejim değişikliği için yerel muhalefetin yeterince örgütlü ve dış destekle başarılı olacağı garantisi yok.
Kısaca: Güç “yetiyor” (ABD askeri üstünlüğü net), fakat “yapmak istemiyor / maliyet-fayda hesabı tutmuyor”. Amaç genellikle rejimi tamamen devirmekten ziyade davranış değişikliği, kapasite kısıtlama ve bölgesel tehdidi yönetilebilir kılmak.
Bu savaşta genel tablo ve riskler
Savaş uzadıkça herkes zarar görüyor: İran ekonomisi ve altyapısı yıpranıyor, ABD/İsrail operasyon ve savunma maliyetleri artıyor, bölgesel ülkeler (Ürdün, Kuveyt, Bahreyn vb.) hedef/risk altında kalıyor, küresel enerji ve ticaret etkileniyor. İran’ın füze ve Hürmüz kozu “aktif” kalması, karşılıklı caydırıcılığın sürdüğünü gösterir; tek taraflı “teslim alma” zor. Çıkış yolu büyük olasılıkla diplomatik paket (nükleer kısıtlamalar, yaptırım gevşetme, Hürmüz garantileri, bölgesel güvenlik düzenlemeleri) veya yıpranmanın bir tarafı daha fazla zorlaması olacaktır. Ancak şu anki dinamikler, uzama riskinin yüksek olduğunu ve ani “zafer” beklentisinin gerçekçi olmadığını gösteriyor.
Şeyhmus Özzengin/10.09.2026



