Dağınık Bir Kütüphane: British Library’deki Kürd Yazmaları ve Çok Lehçeli Bir Yazı Geleneği

Dağınık Bir Kütüphane: British Library'deki Kürd Yazmaları ve Çok Lehçeli Bir Yazı Geleneği

Kürd yazılı kültürü üzerine yürütülen tartışmalarda en sık karşılaşılan kabul, Kürdlerin devletsizlik nedeniyle az yazdığı, bu yüzden de geride sınırlı sayıda yazma bıraktığı yönündeki kanaattir. Bu kanaat ilk bakışta arşiv rakamlarıyla da desteklenmektedir.

British Library’nin Türkçe ve Türk dilleri koleksiyonlarından sorumlu küratörü Michael Erdman‘ın Kasım 2019’da kütüphanenin Asya ve Afrika çalışmaları blogunda yayımladığı kısa yazı, kurumun elindeki Kürdçe yazmaları tanıtırken bu dengesizliği açıkça ortaya koymaktadır: Türk dillerinde yaklaşık dört bin yazmaya karşılık Kürdçe yalnızca sekiz yazma metin.

Erdman bu kıtlığı Kürdçenin uzun ömürlü bir imparatorluğun dili ve geniş bir dini cemaatin ayin dili olmamasıyla açıklamakta, ama aynı yazıda koleksiyonun lehçe çeşitliliğini bir zenginlik olarak da öne çıkarmaktadır. Bu incelemede söz konusu sekiz metin, kıtlığın değil dağılmanın tanığı olarak okunmaktadır. Okuma, çok lehçelilik, himaye, okuma kültürü, arşiv dağınıklığı ve katalog görünmezliği kavramları ekseninde kurulmaktadır.

Erdman’ın çıkış noktası, yazının iktidarla ilişkisidir. Kütüphanenin Writing: Making Your Mark sergisinden hareketle yazar, bir devletin belirli bir yazıyı ya da dili kullanmasının o ifade biçimine resmiyet ve prestij kazandırdığını, yazının bir devletin egemenliğini ordularının ulaşamadığı yerlere taşıyabildiğini hatırlatmaktadır.

Osmanlıca, Arapça ve Farsçanın aksine Kürdçe, 20. yüzyılın sonuna kadar uzun süreler boyunca devlet belgelerinin ya da devlet destekli bir edebi külliyatın aracı olmamıştır. Erdman’a göre Kürdçe ayrıca İbranice ve Süryanicenin sahip olduğu türden bir ayin dili desteğinden de yoksundur.

İbranice binlerce yıl devlet dili olmadığı hâlde dünyanın dört bir yanındaki Yahudilerin ayin dili olarak geniş bir dini ve dünyevi külliyat üretmiştir.

Yazar bu durumu Kürdçenin “çifte dezavantajı” olarak tanımlamakta ve kütüphanedeki Kürdçe yazmaların azlığını bu iki eksiklikle açıklamaktadır. Bu açıklama yapısal olarak doğru bir noktaya işaret etmekle birlikte, Kürd yazı geleneğinin kendi himaye kurumlarını ve kendi kutsal metinlerini hesaba katmadığı için eksik kalmaktadır.

Kürdçenin hiçbir zaman bir ayin dili olmadığı iddiası, özellikle Goranî lehçesi söz konusu olduğunda temkinle karşılanmalıdır.

İngiliz İranolog David Neil MacKenzie, Encyclopaedia Iranica için yazdığı maddede Goranî’nin Gahvare çevresinde yoğunlaşan Yarsan inancının kutsal metinlerinin ilk dili olduğunu ve bugün de öyle kaldığını belirtmektedir.

Kurmancî ise medrese eğitiminde fiilen bir öğretim dili işlevi görmüştür. Hollandalı araştırmacı Michiel Leezenberg, Elî Teremaxî üzerine yaptığı incelemede medrese hocalarının Arapça metinleri öğrencilerine Kürdçe açıkladığını ve Teremaxî’nin Kürdçe yazdığı sarf kitabının Kürdçe dilbilgisi üzerine bugüne ulaşan en eski ayrıntılı gözlemleri içerdiğini göstermektedir.

Ehmedê Xanî’nin Nûbihara Biçûkan ve Eqîdeya Îmanê adlı eserlerinin yüzyıllar boyunca medrese müfredatında okutulması da aynı olgunun bir parçasıdır. Dolayısıyla Kürdçe, büyük bir cemaatin tek ayin dili olmasa da, inancın ve dini bilginin aktarıldığı canlı bir yazı dili olarak işlemiştir.

Devlet himayesi bakımından da tablo Erdman’ın çizdiğinden daha karmaşıktır. Kürd yazı geleneğinin tarihi, imparatorluk kâtipliklerinden değil, Kürd emirliklerinin saraylarından beslenmiştir.

Merkezi Sine olan Erdelan emirliğinin sarayı, Goranî şiirinin başlıca himaye merkezi olmuş, Mele Perîşan’dan Xanay Qubadî’ye ve Mewlewî’ye uzanan bir şiir geleneği bu lehçede kurulmuştur.

Silêmanî merkezli Baban emirliği ise 19. yüzyılın ilk yarısında Nalî, Salim ve Kurdî gibi şairlerin temsil ettiği ve modern Soranî edebiyatının temelini atan Baban şiir okulunu desteklemiştir.

Bu emirliklerin tasfiye tarihleri dikkat çekicidir: Botan 1847’de, Baban 1850’de, Erdelan ise 1867’de Kaçar yönetimince kaldırılmıştır. Kürdçe yazının hamisiz kalması bir başlangıç durumu değil, 19. yüzyılın ortasında imparatorlukların merkezileşme politikalarıyla gerçekleşen bir tasfiyenin sonucudur. Bu bakımdan British Library’deki yazmaların büyük bölümünün tam da bu tasfiye yıllarına denk gelen 19. yüzyıl kopyaları olması rastlantı olarak görülmemelidir.

Koleksiyonun oluşum tarihi, bu dağılmanın nasıl gerçekleştiğini somut biçimde göstermektedir. Kütüphanenin bugünkü katalog kayıtları, Kürdçe yazmaların tek bir bağışla ya da tek bir alım kampanyasıyla değil, yaklaşık bir buçuk yüzyıla yayılan rastlantısal edinimlerle geldiğini ortaya koymaktadır. Bu edinimlerin ilk durağı, Doğu Hindistan Şirketi’nin Bağdat’taki temsilcisi Claudius James Rich‘tir.

Rich, Mayıs 1820’de Silêmanî’ye giderek Baban emiri Mehmûd Paşa ile görüşmüş, bu yolculuğun izlenimleri ölümünden sonra dul eşinin hazırladığı ve 1836’da yayımlanan Kurdistan seyahatnamesinde yer almıştır. Rich, Ekim 1821’de Şiraz’da koleradan ölmüştür.

İngiliz Parlamentosu 22 Nisan 1825’te Rich’in yazma, eski eser ve sikke koleksiyonunun British Museum için satın alınmasına 7.500 sterline kadar ödenek ayırmıştır. Goranî lehçesiyle yazılmış Xusraw û Şîrîn mesnevisinin 1816 tarihli kopyası ile Leyla ve Mecnun hikâyesini ve Khurshīd-i Khāvar hikâyesini birlikte içeren Goranî yazma, kütüphaneye bu yolla, Rich koleksiyonunun parçası olarak girmiştir.

İkinci durak da Bağdat’a bağlıdır. Goranî lehçesiyle yazılmış Bahram û Gulandam mesnevisi, kütüphane kaydına göre Nisan 1860’ta Mrs. Taylor adlı bir satıcıdan alınmıştır. Aynı ay British Museum’un, 1821’den itibaren Bağdat’ta İngiliz siyasi temsilcisi olarak görev yapan Robert Taylor’ın dul eşinden Türkçe, Farsça ve Arapça yüzlerce yazma satın aldığı bilinmektedir. Bu yazmanın da büyük ihtimalle Taylor koleksiyonundan geldiği düşünülebilir.

Üçüncü durak ise İngiliz diplomasisinin İran ve Hindistan ağıdır. Laki ve Erdelanî lehçeleriyle Farsça arasında hazırlanmış iki sözlükçeyi ve bir İngilizce Kürdçe kelime listesini içeren derleme, katalog kaydına göre Muhammed Hüseyin Han adlı bir kişi tarafından 12 Nisan 1811’de Buşehr’de, İngiliz diplomat Sir John Malcolm için hazırlanmıştır.

Derleme, Şubat 1865’te C. J. Erskine’den satın alınmıştır. Aynı ciltte Babur’un hatıratındaki nadir sözcükler için bir Çağatayca sözlükçenin bulunması, bu yazmanın Babur hatıratını 1826’da İngilizceye çeviren William Erskine’in çevresinden geldiğini düşündürmektedir. William Erskine ile Claudius James Rich’in, Sir James Mackintosh’un iki kızıyla evlenerek bacanak oldukları da bilinmektedir.

Kürdçe yazmaların Londra’ya ulaşma yolu, Kürd emirliklerinin kendi kütüphaneleri değil, Bağdat’tan Bombay’a uzanan İngiliz memurlarının aile ve meslek ağları olmuştur.

Erdman, bu derlemenin son sahibi Erskine tarafından oluşturulduğunu yazmaktadır. Katalog kaydı ise ciltteki Kürdçe sözlükçelerin içeriğinin Erskine’den yarım yüzyıl önce, bir İranlı münşi tarafından bir İngiliz elçisi için kaleme alındığını göstermektedir. Bu ayrım önemsiz değildir.

Erdman’ın da kabul ettiği gibi bu tür sözlükçeler İngiliz askeri ve sömürge memurları arasında yaygın bir uygulamaydı ve daha resmi biçimleri hükümet kurumlarınca basılıyordu. Yazarın örnek gösterdiği ve İngilizce, Arapça, Farsça, Türkçe, Ermenice, Kürdçe ve Süryanice kelime listelerini bir araya getiren askeri yayın, bu ihtiyacın imparatorluğun son dönemindeki boyutunu göstermektedir.

Ne var ki aynı derlemede Lakî ile Erdelanî’nin ayrı ayrı kaydedilmiş olması, 19. yüzyılın başında Kürdçenin lehçe çeşitliliğinin bilgi toplayan sömürge yönetimi tarafından da tanındığını göstermektedir.

Sömürge sözlükçesi, kendi amacından bağımsız olarak, standartlaşma öncesi Kürdçenin iç çeşitliliğine dair bir tanıklık niteliği kazanmıştır.

  1. yüzyılda gelen yazmalar ise bu kez başka bir dağılma biçimini yansıtmaktadır. Kurmancî manzum Arapça-Kürdçe sözlük Nûbihara Biçûkan ile Ehmedê Xanî’nin 1687’de yazdığı akaid manzumesi Eqîdeya Îmanê‘yi içeren 18. yüzyıla ait derleme, 30 Mart 1901’de I. E. Geljon adlı bir satıcıdan alınmıştır.

Goranî antolojisi 14 Ekim 1902’de Mirza Said adlı bir kişiden, Seyfulmulûk mesnevisinin hasarlı kopyası 16 Temmuz 1919’da, Mem û Zîn‘in 1806-07 tarihli kopyası ise 1951’de kütüphaneye girmiştir.

Bu yazmaların hangi yollardan geçerek Avrupa’daki satıcıların eline ulaştığı kayıtlarda büyük ölçüde belirsiz kalmaktadır. Söz konusu belirsizlik, bir yazmanın asıl sahibinin, okunduğu medresenin ya da tekkenin ve kopyalandığı şehrin bilgisinin, nesnenin kendisi Londra’ya ulaşırken yolda kaybolduğunu göstermektedir.

Bir yazmanın arşive girişi, çoğu zaman onu üreten ve okuyan çevreden kopuşunun da tarihidir.

Bu kopuşun en anlamlı örneği, koleksiyonun en bilinen parçası olan Goranî antolojisidir. Kütüphane kaydına göre 1782-84 yıllarında, büyük ihtimalle bugünkü Rojhelat’taki Besaran yöresinde kopyalanan bu yazma, uzun ve dar sefîne biçiminde bir şiir defteridir ve çeşitli şairlere ait 370 şiir içermektedir. Taşınmaya elverişli bu defter biçimi, şiirin meclisten meclise götürüldüğü, okunduğu ve ezberlendiği bir kültürün maddi izi olarak değerlendirilebilir.

Antoloji, Kürdçe ve İngilizce olarak Enver Soltani tarafından 1990’ların sonunda iki dilli bir edisyon hâlinde yayımlanmıştır. MacKenzie ise 1965’te yayımladığı Goranî lirik şiiri incelemesine, Goranînin bilim dünyasındaki ilk görünüşünü Charles Rieu’nun 1881’de British Museum’daki Farsça yazmalar kataloğuna eklediği kısa dilbilgisi taslağıyla tarihlendirerek başlamaktadır. Başka bir ifadeyle bir Kürd lehçesinin Avrupa bilimine girişi, Kürdçe bir katalogla değil, Farsça bir katalogun ekiyle gerçekleşmiştir.

Goranî yazmalar, kendi adlarıyla değil, Fars edebiyatının bir yan kolu olarak kayda geçirilmiştir.

Bu durum, Erdman’ın yazısında yalnızca teknik bir güçlük olarak anılan katalog meselesinin aslında koleksiyonun büyüklüğünü de belirlediğini düşündürmektedir. Erdman, kütüphanedeki bütün Kürdçe yazmaların Arap harfleriyle yazıldığını ve devlet destekli bir standartlaşmanın sağladığı kolaylıktan yoksun olan katalogcunun metnin lehçesini belirlemede olağanüstü bir güçlükle karşılaştığını belirtmektedir. Ne var ki aynı güçlük, bir metnin Kürdçe olarak tanınıp tanınmamasını da etkilemektedir.

Kütüphanenin bugünkü çevrimiçi kataloğunda Kürdçe olarak işaretlenmiş kayıtlar arasında, Erdman’ın saydığı sekiz metnin dışında, Ali’nin cenklerini anlatan bir mesnevi, bir Newroz kitabı ve uzun bir cengnameden oluşan Goranî ve Farsça bir derleme de yer almaktadır. Bu derlemenin tanımı, 1968’de yayımlanan bir Farsça yazmalar el listesine dayanmaktadır.

Aynı katalogda Goranî yazmaların tanımı da bu lehçenin Kürdçe sayılıp sayılmaması konusunda tereddütlü bir formülle yapılmaktadır.

Bir koleksiyondaki Kürdçe yazmaların sayısı, yalnızca üretilen metinlerin sayısını değil, katalogcuların Kürdçeyi tanıma kapasitesini de ölçmektedir.

Bu nedenle sekiz rakamı kesin bir sınır olarak değil, bugüne kadarki tanıma çabasının geçici bir sonucu olarak okunmalıdır.

Erdman’ın yazısının en güçlü yanı, koleksiyonun lehçe çeşitliliğini bir eksiklik değil, bir zenginlik olarak sunmasıdır. Yazar bugün Kürdçenin iki ana lehçesini anmaktadır. Kurmancî ağırlıklı olarak Bakur’da, Rojava’da ve Ermenistan’da, ayrıca Başûr’un ve Rojhelat’ın kuzey kesimlerinde konuşulmaktadır.

Soranî ise Başûr’un ve Rojhelat’ın orta kesimlerinde yaygındır. Bunlara Amed, Silêmanî ve Hewlêr çevresindeki yaygın söyleyişlerden farklılaşan çok sayıda yerel ağız ile Kürdçenin Zazakî ve Goranî lehçeleri eklenmektedir. Alfabe çeşitliliği de bu tabloyu derinleştirmektedir. Bakur’da ve Ermenistan’da Kurmancî Latin harfleriyle, Başûr’da ve Rojhelat’ta Soranî Arap harfleriyle yazılmakta, Ermenistan’da 1991’e kadar Kiril alfabesi kullanılmıştır.

Kürdçenin Kurmancî, Soranî, Zazakî ve Goranî lehçeleri, tek bir ulusal dilin farklı merkezlerde gelişmiş kollarıdır.

Bu çok merkezlilik, yazmaların içeriğinde de açıkça izlenebilmektedir. Koleksiyondaki Goranî metinlerin önemli bir bölümü, Fars edebiyatının ünlü aşk hikâyelerinin bu lehçeye aktarılmış biçimleridir: Xusraw û Şîrîn, Leyla ve Mecnun, Bahram û Gulandam.

Kurmancî Seyfulmulûk ise Siyahpûş mahlaslı ve 1830-31’de ölmüş bir şairin, Bin Bir Gece Masalları’ndaki Mısırlı prens hikâyesinden yola çıkarak yazdığı mesnevidir. Kütüphanedeki 1869-70 tarihli kopya tam harekeli bir Arap yazısıyla yazılmıştır ve katalog kaydına göre içerdiği Kurmancî ağzının tam olarak hangisi olduğu henüz belirlenememiştir. Erdman bu metinleri, İslam dünyasında yaygın hikâyelerin Kürd yaratıcı kültürüne nasıl alınıp özümsendiğinin kanıtı olarak görmektedir. Bu tespit, Kürd edebiyatının Fars ve Arap edebiyatlarının bir yansıması olduğu yönünde değil, ortak Batı Asya hikâye hazinesini kendi lehçeleriyle yeniden yazan bağımsız bir edebiyat olduğu yönünde okunmalıdır.

Aktarma, bir edebiyatın başka bir edebiyata bağımlılığının değil, kendi dilinde aynı hikâyeyi anlatma iradesinin göstergesidir.

Erdman’ın Goranî tercümelere ilişkin en dikkate değer gözlemi, bu yazmaların sade üretimiyle ilgilidir. Üç yazmanın da süslemeden yoksun olması, kâtibin ve kopyalandığı yerin bilgisinin bulunmaması, yazara göre bu metinlerin Kürdçe konuşanlar arasındaki daha geniş bir okuma kültürünün parçası olduğunu düşündürmektedir.

Bu yazmalar lüks sanat eserleri değildir, ama yapıları ve sayfa düzenleri Kürdlerin kendi dillerinde edebiyatı nasıl okuduğu ve paylaştığı konusunda değerli bilgiler sunmaktadır. Mem û Zîn yazması da benzer bir tanıklık taşımaktadır. 1806-07’de kopyalanan bu nüshanın ilk yapraklarında 1810-11 ve 1827-28 tarihli beyitler ve notlar, kenarlarında Kurmancî ve Farsça farklı ellerden derkenarlar, sonunda ise altlarına sahiplerinin adları yazılmış on beş mühür bulunmaktadır.

Elden ele dolaşan, okunan, kenarına not düşülen ve mühürlenen bir Mem û Zîn nüshası, Kürd yazılı kültürünün saray kütüphanelerinden çok okur çevrelerinde yaşadığını göstermektedir.

Xanî’nin eserlerinin ve Goranî tercümelerinin bu şekilde dolaşması, Kürd yazılı kültürünün çok dilli bir ortamda yaşadığını da hatırlatmaktadır. Nûbihara Biçûkan ile Eqîdeya Îmanê’yi içeren derlemede bu iki Kurmancî metin, 1740’ta kopyalanmış Farsça gazellerin, 1703’te kopyalanmış Attar’ın Pendnamesi’nin, Osmanlıca bir dilbilgisi metninin ve Farsça dilbilgisi eserlerinin yanında yer almaktadır. Aynı ciltte dört dilin bir arada bulunması, medrese öğrencisinin Arapça, Farsça ve Osmanlıca ile birlikte Kürdçe okuduğu bir eğitim dünyasının tipik ürünüdür.

Erdman da Xanî’nin Nûbihar’ı Kürd medrese öğrencilerine Arapça öğretmek amacıyla yazdığını ve Eqîde’nin de geleneksel olarak bir başlangıç metni olarak okutulduğunu vurgulamaktadır.

Kürdçe bu dünyada Arapçanın ve Farsçanın gölgesinde kalan bir yerel dil değil, öğrencinin öteki dillere açıldığı ilk kapı olarak işlev görmüştür.

British Library’deki sekiz metin, Kürd yazmalarının Avrupa’daki dağılmasının yalnızca bir parçasıdır.

Rus konsolosu Alexandre Jaba, 19. yüzyılın ortalarında Erzirom’da Mela Mehmûdê Bazîdî’nin yardımıyla derlediği elliyi aşkın Kürdçe yazmayı Petersburg’a göndermiştir. Bu derleme Melayê Cizîrî’nin, Feqiyê Teyran’ın, Melayê Bateyî’nin ve Ehmedê Xanî’nin eserlerini içermektedir.

Alman İranolog Oskar Mann, 1901-03 ve 1906-07 yıllarında Kurdistan’da ve İran’da yaptığı yolculuklarda topladığı yazmaları Berlin’e taşımış, Alman kütüphanelerindeki Kürdçe yazmalar ise 1970’te Kamal Fuad tarafından ayrı bir katalogda tanıtılmıştır.

Londra, Petersburg ve Berlin’de saklanan bu koleksiyonlar birlikte düşünüldüğünde, Kürd yazılı mirasının bir bütün olarak hiçbir yerde bulunmadığı, ama her biri farklı bir imparatorluk ilişkisinin izini taşıyan parçalar hâlinde Avrupa’nın başkentlerine dağıldığı görülmektedir.

Kürd yazmalarının Avrupa arşivlerindeki dağınıklığı, Kurdistan’ın siyasal bölünmüşlüğünün kütüphane raflarındaki yansımasıdır.

Kürd yazılı kültürünün kıtlığı, Kürdlerin yazmamasından değil, yazılanların kendi himaye kurumlarıyla birlikte dağıtılmasından ve başka dillerin katalogları içinde görünmez kılınmasından kaynaklanmaktadır.

Erdman’ın yazısının kapanışı, bu dağınık mirasın bir “anlık görüntüsünün” koruyucusu olmaktan duyulan memnuniyeti dile getirmektedir. Yazara göre devlet himayesinin yokluğu Kürdleri Farsça, Arapça ya da Osmanlıca ölçeğinde bir yazılı kanon oluşturmak için gereken kaynaklardan yoksun bırakmış, ama onların metinleri yazmasını, paylaşmasını, yaymasını ve gelecek kuşaklar için korumasını engellememiştir.

Bu tespit, Kürd yazı geleneğinin dirençli karakterini teslim etmesi bakımından yerindedir. Bununla birlikte yazıda, kütüphaneye Kurmancî eserlerin tanımlanmasında yardımcı olan bir Kürd araştırmacıya, Mardin Artuklu Üniversitesi’nden Yakup Aykaç’a teşekkür edilmesi, bu mirasın Avrupa’da bile ancak Kürd uzmanlığıyla okunabilir hâle geldiğini dolaylı biçimde göstermektedir.

Dağınık bir kütüphanenin yeniden okunabilmesi, ancak o kütüphaneyi üreten ulusun kendi bilgi birikiminin arşive geri dönmesiyle mümkündür.

Bu nedenle British Library’deki sekiz metnin bugün taşıdığı değer, sayılarıyla değil, anlattıkları tarihle ölçülmelidir. Bir Besaran şiir defteri, Bağdat’taki İngiliz temsilcilerinin kütüphanelerinden geçen Goranî mesneviler, bir İngiliz elçisi için hazırlanmış Lakî ve Erdelanî sözlükçeler, medrese öğrencisinin dört dilli defteri ve on beş mühürlü bir Mem û Zîn, birlikte Kurdistan’ın yazı coğrafyasının birden fazla merkezi olduğunu, bu merkezlerin her birinin kendi lehçesinde yazdığını ve bu birikimin 19. yüzyılda emirliklerin tasfiyesiyle birlikte dağıldığını göstermektedir.

Bu yazmaların dijitalleştirilmesi, eksiksiz bir ortak katalogda bir araya getirilmesi ve Kürd araştırmacıların erişimine açılması, dağınık kütüphanenin en azından okur nezdinde yeniden birleştirilmesi anlamına gelecektir.

Çok lehçeliliğin bir ulusal zenginlik, himayenin tasfiye edilmiş bir kurum, okuma kültürünün elden ele dolaşan nüshalar, arşiv dağınıklığının imparatorlukların izi, katalog görünmezliğinin ise başka dillerin raflarına yerleştirilmiş bir miras olduğu görüldüğünde, Kürd yazılı kültürü az yazmış bir ulusun değil, yazdıkları dağıtılmış bir ulusun mirası olarak kavranabilir.

 

Hüsamettin TURAN

Kaynakça

Birleşik Krallık Avam Kamarası. (1825). British Museum: Bay Rich’in Koleksiyonu.

British Library. (2025). Arşiv ve Yazmalar Kataloğu: Kürdçe Doğu Yazmaları Kayıtları.

Erdman, M. (2019). Çeşitliliğin Tanığı: British Library’deki Kürd Yazma Koleksiyonları.

Fuad, K. (1970). Kürdçe Yazmalar.

Leezenberg, M. (2014). Elî Teremaxî ve Kurdistan’da Medrese Eğitiminin Yerelleşmesi.

MacKenzie, D. N. (1965). Bazı Goranî Lirik Şiirleri.

MacKenzie, D. N. (2002). Goranî.

Meredith-Owens, G. M. (1968). Farsça Yazmalar El Listesi, 1895-1966.

Rich, C. J. (1836). Kurdistan’da Bir İkamet ve Antik Ninova Üzerine Anlatı.

Rieu, C. (1881). British Museum’daki Farsça Yazmalar Kataloğu, II. Cilt.

Soltani, A. (1997). Goranî Kürd Şiiri Antolojisi.