Halkın İradesine Set Çekilemez: Parlamento Çoğunluğu Yönetme Sorumluluğudur

Kürdistan Bölgesi’nde parlamento, halkın sandıkta ortaya koyduğu iradenin kurumsal karşılığıdır. Seçimlerin ardından oluşan temsil tablosu, yalnızca partilerin sandalye sayısını değil; seçmenin kime, hangi ölçüde siyasi sorumluluk verdiğini de gösterir. Bu nedenle parlamentonun yeniden işler hâle gelmesi ve çoğunluğunun hükümet kurma sorumluluğunun üstlenmesi, demokratik düzenin doğal ve meşru bir sonucudur.
Seçimlerde çoğunluğu elde eden Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), bu çoğunluğun kendisine yüklediği yönetme görevini yerine getirme hakkına sahip olduğu kadar, bunun sorumluluğunu da taşımaktadır. Demokratik sistemlerde çoğunluk, sınırsız yetki anlamına gelmez; ancak seçmenin verdiği yetkinin kullanılmasını engelleyecek biçimde sürekli ertelenmesi de kabul edilemez. Yönetme hakkı sandıktan, yönetimin sınırları ise hukuk, parlamento denetimi ve demokratik ilkelerden doğar.
Uzun süre parlamentonun işlevsiz kalmasına yol açan siyasi tıkanıklıklar, hangi gerekçeyle savunulursa savunulsun, halkın temsil hakkını ve kurumların çalışma kapasitesini zayıflatmıştır. Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) demokratik siyaset içerisinde itiraz ve talepleri bir yere kadar elbette meşrudur. Ne var ki müzakere, uzlaşma ve denetim yolları tüketilmeden parlamentonun çalışmasını engelleyen tutumlarından ısrar edilmeleri; siyasi rekabeti kurumsal tıkanmaya dönüştürür. Hiçbir siyasi aktörün, kendi taleplerini kabul ettiremediği için halkın seçtiği kurumları uzun süre işlemez bırakma hakkı yoktur.
Muhalefet demokrasinin vazgeçilmez unsurudur, fakat muhalefet etmek ile demokratik kurumların işleyişini kilitlemek aynı şey değildir. KYB’nin temsil gücü, parlamentoda söz söyleme, eleştirme ve alternatif politikalar geliştirme hakkını güvence altına alır. Ancak bu hak, seçim sonuçlarını hükümsüz kılacak veya çoğunluğun yönetme sorumluluğunu sürekli erteleyecek bir veto yetkisine dönüşemez. Siyasi ağırlık, yalnızca engelleme kapasitesiyle değil, çözüm üretme, uzlaşma geliştirme ve halkın gündelik sorunlarına cevap verme becerisiyle ölçülmelidir.
Bu çerçevede KDP’nin seçimlerde elde ettiği çoğunluk, demokratik meşruiyetin önemli dayanaklarından biridir. KDP’den beklenen, bu yetkiyi kapsayıcı, şeffaf ve hesap verebilir bir yöntem anlayışıyla kullanması; farklı siyasi görüşlere, toplumsal kesimlere ve parlamentodaki muhalefete açık olmasıdır ki bugüne kadarda yapmıştır. KYB’den beklenen ise seçimle oluşan iradeyi tanıması, itirazlarını parlamentonun meşru mekanizmaları içinde sürdürmesi ve siyasi rekabeti kurumların önüne geçirmemesidir. Her iki tarafında sorumluluğu vardır; ancak çoğunluğun yönetme hakkını tanımak, demokratik düzenin başlangıç şartıdır. Yetki ve idare eşit şekilde paylaşılıyorsa, seçimin ne anlamı kalır?
Bugün ihtiyaç duyulan şey, geçmişteki siyasi anlaşmazlıkları yeniden üretmek değil; parlamentoyu etkin kılmak, hükümetin çalışmalarını denetlemek, kamu kaynaklarını halk yararına kullanmak ve Kürdistan Bölgesi’nin ekonomik, sosyal ve idari sorunlarına çözüm üretmektir.
Sonuç olarak, halkın sandıkta ortaya koyduğu tercih siyasi pazarlıkların gölgesinde bırakılamaz. KDP’nin çoğunluktan doğan yönetme sorumluluğunu üstlenmesi meşru; KYB’nin ise itirazlarını parlamenter yöntemlerle yürütülmesi demokratik bir zorunluluktur. Hiçbir parti kendi çıkarını halkın ortak iradesinin önüne koymamalıdır. Parlamento, partilerin güç mücadelesinin değil, halkın temsil edildiği ve sorunlarına çözüm arandığı ortak kurumdur. Sözün özü: Sandığın hükmü tanınmalı, çoğunluk yönetmeli, muhalefet denetlemeli; hiçbir siyasi hesap halkın iradesinin üzerinde tutulmamalıdır.
05.11.2026
Mirza ALTUN




