Abdullah Öcalan’ın Siyasi Kavramlarının Eleştirisi: Manipülasyon, Hukuki Belirsizlik ve Toplumsal Gerçeklik

Abdullah Öcalan’a, 1978’de kurdurulan Kurdistan İşçi Partisi (PKK) aracılığıyla; önce “Kürt milliyetçiliği” milli damarını kullanma ve dönemin “sosyalist ideolojiyi” birleştiren bir figür olarak sürece dahil edildi.
1999’da yakalanmasının ardından İmralı Cezaevi’nde tutulan Öcalan, ideolojisini evrilterek “demokratik konfederalizm” gibi kavramlara yönelmiştir. Bu evrim, Murray Bookchin’in toplumsal ekoloji felsefesinden esinlenerek, devlet dışı özerk yapıları, cinsiyet eşitliğini ve ekolojik dengeyi ön plana çıkarmaktadır.
Aslında bu stratejinin amaçladığı hedef; Kurd ulusal dinamikleri kullanmak, kırıma uğratmak ve Kurdleri stratejik hedefinden alıkoymak ve araçsız, savunmasız bırakmaktı. Bu stratejinin hedef ve amaçların düzenleyicisi, Türk devlet uzmanları idi. Kısa vadeli olarak, büyük oranda hedeflerine ulaştılar. Şimdi devlet-Öcalan birlikte başlattıkları “yeni paradigma, terörsüz Türkiye, beraber yaşama zemini yaratma, kardeşlik” gibi kavramlarla, kavram kargaşalığı yaratılarak, umut satan umutsuzlar ordusunu yönlendirmeye çalışiyorlar.
Öcalan’ın sıkça kullandığı “Barış ve Demokratik Toplum”, “Özgür Yurttaş Yasası” gibi ifadeler, altı boş, hukuki temelden yoksun, soyut sloganlardır. Gelin bu makale, bu kavramların sosyolojik ve hukuki açıdan değerini sorgulayarak, onların manipülatif kullanımını analiz edelim. Toplumsal taleplerin sloganlar yerine, sınırları net yasalarla düzenlenmesi gerektiği tezi, çağdaş bir çözüm stratejisine sahip önerilerle gelmek zorunda.
Öcalan’ın ideolojisi, 2000’lerden itibaren hızlı bir şekilde “Kurd milliyetçiliği” damarını kullanmaktan vazgeçerek ve “Marksist-Leninist-Stalinist” ideolojiyi kullanma stratejisinden vazgeçerek, “demokratik konfederalizme” odaklanmıştır. Bu sistem, yerel meclisler aracılığıyla özerk yönetimler kurmayı hedeflerken, barış ve demokrasi kavramlarını merkezi unsurlar haline getirmektedir.
Ne var ki, bu kavramlar akademik literatürde sıklıkla belirsiz ve ideolojik bir kırılma olarak eleştirilmektedir.
Öcalan’ın Kavramlarının Sosyolojik ve Hukuki Analizi:
Kavramların Belirsizliği ve Soyut Niteliği;
Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” gibi kavramları, PKK’nın ideolojik dönüşümünde kilit rol oynamaktadır. Örneğin, “Barış ve Demokratik Toplum Manifestosunda bu ifadeler, şiddet dışı bir çözüm çağrısı olarak sunulmaktadır.
Ancak, bu kavramlar sosyolojik açıdan somut bir değer taşımamaktadır. Sosyoloji literatüründe toplumsal yapılar, normlar ve kurumlar üzerinden tanımlanırken, Öcalan’ın ifadeleri genel geçer sloganlar olarak kalmakta, somut sosyal dinamiklere bağlanmamaktadır. Eleştirmenler, bu kavramların “toplumsal doğa” ve “sosyal problem” gibi soyutluklar üzerine kurulu olduğunu belirtmekte, bunların pratik bir toplumsal dönüşüm için yetersiz kaldığını savunmaktadır.
Hukuki perspektiften bakıldığında ise, bu kavramlar uluslararası hukuk normlarında tanımlı bir anlam taşımamaktadır. Hukuk, hakları sınırlandıran ve koruyan yasalarla işlerken, “Özgür Yurttaş Yasası” veya “Özgürlük Yasaları” gibi ifadeler, belirsiz ve tarif edilemez niteliktedir. Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi veya Birleşmiş Milletler belgeleri gibi uluslararası metinlerde haklar somut maddelerle düzenlenir; oysa Öcalan’ın kavramları, hukuki bir çerçeve sunmadan genel bir özgürlük vaadiyle sınırlıdır. Bu belirsizlik, kavramların manipülatif kullanma zeminini hedeflediği ve manipülasyona hizmet ettiği açıktır. Bu da Kurdleri somut taleplerden uzaklaştırmak için, uygun görülen bir stratejik hedefe ve onun araçlarına hizmet etmektedir.
Manipülasyon Unsuru:
Toplumsal Kandırılma ve İdeolojik Evrim;
Öcalan’ın kavramları, PKK’nın ideolojik evriminde stratejik bir araç olarak görülmektedir. 1990’ların şiddet odaklı yaklaşımından 2010’lara uzanan barış çağrılarına geçiş, “demokratik konfederalizm” altında toplanmıştır.
Ancak, bu geçiş taktiksel bir yeniden markalaşmayı amaçlamaktadır ve Öcalan, hapishaneden, devlet kurumları ile birlikte örgütü yönlendirdiği, artık tartışmasız verileri bize sunulmaktadır.
Kavramların altının boş olması, onları manipülasyon için ideal kılmaktadır: “Barış ve Demokratik Toplum” gibi ifadeler, duygusal bir çekicilik yaratırken, somut hukuki taleplerin yerini almaktadır. Bu da kitleleri kandırmak için iyi hesaplanmış araç olarak önümüze çıkmaktadır. Akademik analizlerde, Öcalan kanaliyle bize sunulan fikirleri, hayalcı Bookchin’in komünalizminden esinlense de pratikte belirsiz kaldığı ve Kurd milleti, millet olmaktan kaynaklı stratejik hedeflerinden uzaklaştırmak için uygulamaya konulan bir strateji olduğu ortadadır.
Bu belirsizlik, kurdleri sürekli bir umut taciri döngüsüne sokmakta, gerçekçi stratejilerden uzaklaştırmaktadır. Sosyolojik olarak, bu durum Max Weber‘in karizmatik otorite kavramıyla açıklanabilir:
Türk devlet kurumları eliyle beslenen Öcalan’ın karizması, soyut sloganlarla pekiştirilerek toplumsal mobilizasyon sağlanmaya çalışılmaktadır, ancak bu uzun vadede sürdürülebilir amaç ve araçlardan yoksundur ve iflas etme gerçeğini içinde taşımaktadır. Çünkü Kurd ve Kurdistan gibi büyük ve çetrefil bir sorunu, soyut, manipülatif kavramlarla geçiştirme, açıkça bir düşman projesi olduğu aşikardır.
Hukuki ve Stratejik Alternatifler
Sağlıklı bir toplumsal çözüm, sloganlar yerine, hukuki temelli stratejiler gerektirir. Toplumsal talepler, yasalarla düzenlenir ve hakların sınırları netleştirilerek yapılır. Örneğin, özerklik talepleri, İspanya’daki Katalonya modeli gibi anayasal düzenlemelerle ele alınabilir: Somut yasal çerçeveler, özerk bölgelerin yetkilerini tanımlar.
Öcalan adına kurdlere sunulan kavramlar ise, bu tür somutluktan tamamen yoksun, manipüle amaçlı olup, sadece çağrı niteliğindedir. Bir de Öcalan etrafında oluşturulan cahil-mürit kitleyi ve siyasi rantçılarla ve Türk sol canbazların devlet saha görevlileri tarafından savunulmaya çalışılmaktadır. Bu noktada da komik durumlara düşmektedirler.
Eş değerde sorunları olan milletler arasında karşılıklı, Çağdaş bir çözüm için strateji oluşturulmadan olmaz. Bu strateji de amaçlar net izah edilmeli, uygulanabilir ve savunabilir araçlar yaratılmalıdır. Bu, uluslararası arabuluculuk, anayasal reformlar ve sivil toplum katılımını içermelidir. Türk devleti-Öcalan yaklaşımı, bu stratejik derinlikten yoksun olup, manipülatif bir döngüyü hedeflemektedir.
Abdullah Öcalan’ın kullandığı kavramlar, akademik açıdan sosyolojik ve hukuki değerden yoksun sloganlar olarak değerlendirilmelidir. Bu ifadeler, Kurdleri manipüle etmek amacıyla kullanılmakta, somut hukuki düzenlemelerin yerini almaktadır! Sağlıklı bir çözüm, stratejik planlama ve yasal çerçevelerle mümkündür.
Kurd milletini doğru aydınlatmak için, Kurd akademisyenleri, aydını ve siyaset sınıfı, bu kavramların pratik uygulamalarını karşılaştırmalı olarak incelemelidir.




