İsmail Beşikçi’yi Anlamak ve anlatma sorumluluğu!

27 Aralık 2025‘te kaleme alınmış ve 29 Aralık’ta “Nerina Azad”ta yayinlanan “27 Eylül 2025…İsmail Beşikçi” başlıklı, Kek İbrahim Görbüz’ün makalesi üzerine!
Değerli Hocamız, 27.09.2025’te, Diyarbekir’de kendisiyle ilgili (İsmailê Me) adlı bir belgesel filmi izlerken, beyin kanaması geçirdi. Özellikle bu durumdan sonra hocamız İ. Beşikçi ile ilgili spekülatif bilgiler ve tartışmalar da görünmeye başlandı.
Tarih, tarihe tanıklık ve Sosyolog, araştırmacı bilim insanı Beşikçi’yi anlatmak ve ağırlığını taşımak, Kurd milli dava insanları açısından çok önemlidir. Hiçbir çıkara, ideolojiye ve kalıba sığmayan bir bilim insanını taşıma sorumluluğudur. Büyük bir sorumluluktur ve aynı zamanda ağır bir yükümlülüktür ve mutlaka bu yükümlülüğe layık, Beşikçi’nin duruşunu, tarihi momentlerini ve çabalarını, bilimdeki araştırma kararlığını laikiyle, hiç bir çıkar, hesap ve ideolojik kaygıya yer vermeyerek, taşımak gerekiyor.
Değerli Beşikçi’nin düşüncelerinin yerli yerine oturması, kitlere ulaştırılması savunulması ile ilgili, çok önemli iki tarihi moment var:
Bu iki dönem iyi anlaşılmadan, İsmail Beşikçi anlatılmaz.
Bu tarihi momentlerden biri; 12 Mart 1971 Askeri darbesi sonrası, Diyarbekir’deki yargılamalar ve özellikle DDKO üyelerinin bir kısmının oluşturduğu “Ocak Kömünü” ve Bu komünde yürütülen eğitim çalışmaları, kollektif hazırlanan iki siyasi savunmadır. Bu savunmalardan biri “DDKO Dava Dosyası savunması”, ikinci Savunma ise “İ. Beşikçi Dava Dosyası Savunması’dır. Bu iki Dosyada, geniş belgelerle, Türk mahkemeleri karşısında, Kurd ve Kurdistan davası, geniş bir şekilde, belgelerle savunulmuş. Bu savunmalar, Beşikçi’nin de içinde olduğu “Ocak Kömünü” üyelerinin tarihi duruşları ve kollektif ürünleri ve tarihe tanıklıklarıdır. Bu iki Savunma da 1975 yılında büyük boy kitaplar olarak, Komal Basım-Yayinevi ilk eserleri olarak yayınlanmıştır.
İkinci dönem ise Komal Basım-Yayın ve Dağıtım sürecidir. Bu süreçte; Ocak Kömünü üyeleri, Beşikçi de dahil, cezaevinden çıkıldıktan sonra (1974-1975 yılları) Kurd hareketinde kendini dayatan bir ayrışma sürecidir de. Daha önce 1969’la başlayan “Kurdlerin Ayri Örgütlenmesi” tezi ile, Kurd siyasi kadrolarını, Türk sol’undan ayıran ve kuruluşu ilan edilen DDKO’lar, kısa bir ömürden sonra 12 Mart darbesi’nin gelmesi ile birlikte, yoğun operasyonlarla bu kadrolar ve sempatizanlar cezaevlerine alınmıştı.
Siyasi savunmayı üstlenen “Ocak Kömünü” üyeleri ağır cezalara çarptırılmıştı. 4 yıllık tutukluluk sürecinden sonra, af çıkmış ve tahliye olmuşlardı. Bu süreç, Kurd hareketinde yeni bir arayışa denk düşer. Bu Kurd hareketinin Türk solundan yolunu tamamen ayırdığı bir dönemdir. Bir yandan Komal Basım-Yayınevi kurulur ve onun bünyesinde çıkartılan Rızgari dergisi etrafında bir örgütlenmeye gidilir. Diğer Kurd grupları da kimi Partisini kurar, kimi yayinevleri ve çıkardıkları dergilerle sürece başlarlar. İsmail Beşikçi’de, “Ocak Kömünü” üyeleri ile birlikte, Komal-Rizgari’yi oluşturan kadrolarla araştırmalarına yeniden başlar.
Komal-Rizgari sürecinde İsmail Beşikçi, bu ekiple çalışmasına rağmen, Rizgari yazı kadrosunda olmasına rağmen, bu grup, hiçbir zaman kendi grubunun bir üyesi olarak görmedi ve kitlere kendi grub çıkarı için prestijinden yararlanma gibi bir hesapları olmadı. Her zaman İ. Beşikçi’yi bir bilim insanı olarak sundu ve o önemli bilimsel duruşu da hep korundu. Hatta cezaevleri ve mahkemeler sürecinde, İ. Beşikçi’yi sahiplenmek, korumak ve onun savunmalarını, mahkeme duruşlarını sürekli saldırılara karşı koruma görevi yürütüldü. Avukatlar ayarlandı, ihtiyaçları karşılandı ve sahiplendi. Bu günleri göğüsleyen Avukatlar, arkadaşların çoğu hala yaşıyor. Ayni şekilde İsmail Beşikçi’yi uluslararası düzeye ve örgütlere, bilim dünyasına taşıyan, tanıtan İnsan Hakları Mahkemesi ve örgütleri nezdinde tanıtan yine bu gruptur.
Beşikçi’nin 1975 sonrası süreçte Komal Basın-yayinları arasında Beşikçi Hocamızın aşağıdaki kitapları yayınlanır:
-İsmail Beşikçi Dava Dosyası, 1975
-Bilim Yöntemi, 1977
-Bilim Yöntemi, Türkiye’deki Uygulama 1 Kürtlerin Mecburi -İskanı, 1977
-Bilim Yöntemi, Türkiye’deki Uygulama 2 Türk Tarih Tezi, -Güneş Dil Teorisi ve Kürt sorunu, 1978
-Bilim Yöntemi, Türkiye’deki Uygulama 3 Cumhuriyet Halk -Fırkasının Tüzüğü ve Kürt Sorunu, 1978
Bu süreç; özellikle Komal Basım-Yayimevi’nin korucusu rahmetli Orhan Kotan ve Diğer Komal çalışanları arkadaşlar birlikte yoğun bir çaba harcarlar. Aynı zamanda 1976, 21 Mart Newroz Bayram’ında çıkan Rızgari dergisinin yazar kadrosunda Beşikçi’de yer alır.
Alanlarda (İstanbol, Ankara, Adana, Diyarbakır, Kızıltepe, Bitlis Komal büro çalışanları ve çıkan Rızgari dergisi çalışanları bütün baskılara, ötekileştirmelere ve çok yönlü saldırılara rağmen; Beşikçi’nin kitaplarını, onunla ilgili yayinlanan onlarca büröşürü sahiplenmiş, dağıtmış ve baskılara göğüs germişler. Aynı zamanda, Beşikçi tezleri üzerinde çıkan tartışmalara katılmış, Türk yazarları ve türk solunun bütün saldırılarına karşı, Beşikçi’nin düşüncelerini sahiplenmiş ve savunmuşlar. Benim de o dönemde Komal Kızıltepe Sorumlu’su olarak aralarında bulunduğum bu grubun Beşikçi’nin bu momentinde de ciddi, inkâra gelmez emekleri var.
Sözünü ettiğim makalede, kek İbrahim Gürbüzün:
“‘On iki yıl sekiz ay sonra ikinci söz’ ifadesiyle karşılaştım. Şaşkınlığım giderek arttı. Beşikçi, kitabı 1976–1977 yıllarında tamamladığını ve Komal yayınevine teslim ettiğini, ancak dönemin siyasal koşulları nedeniyle yayımlayamadığını, el yazmasının kaybolduğunu ve bu nedenle çalışmanın on iki yıl geciktiğini anlatıyordu.”
Kek İbrahim, yukarda kısaca anlattığım süreçlerle ilgili, Komal-Rizgari süreci ile ilgili gerçekle uyuşmayan bir imaj yaratıyor. Komal-Rizgari sürecinde, kesinlikle Beşikçi, bu oluşumun kadro ve sempatizanları tarafından gözbebekleri gibi korunmuş, sahiplenmiş ve bütün alanlarda, Beşikçi’nin çıkan bütün eserlerini dağıtımını, sahiplenmesini ve savunarak, bu eserlerin arkasında durmasını bir görev olarak bilmişler. Bilerek ve kasıtlı olarak Beşikçi’nin hiçbir eserine ambargo konmamiş, engellenmemiştir.
“Önsözde geçtiği” idia edilen eserlerle ilgili, ya da yayinlanmak üzere verilen iki çalışma var. Bu çalışmalardan biri “33 Kurşun, Muğlali olayı” ve diğeri de “Tunçeli Kanunu ve Dersim Jenosidi”dir. Bu iki kitabın basılmamasında Komal Yayınevinin herhangi bir sorumluluğu yok.
“33 Kurşun ve Muğlalı” olayı ile ilgili, direkt Beşikçi hocam işin içindedir ve “33 Kurşun Şiiri”nin Yazarı Rahmetli Ahmet Arife incelemek üzere verilir ve Kitap uzun süre geri gelmez, 12 Eylül 1980 Askeri darbesi olur. İsmail Beşikçi Tutuklu ve Komal kapatılmiş. Bu kitabı daha önce, bizzat Beşikçi hocamız kendi eliyle Rahmetli Arif’e teslim etmişti.
Diğer Çalışma ise; bir karalama olarak, “Tunçeli Kanunu ve Dersim Jenosidi” 12 Eylül”ün olması ile birlikte; korunmak üzere Mersin’de bir arkadaşa teslim edilir. O dönemde yoğun ev aramaları ve mahalle baskınları nedeniyle o arkadaş (ki o arkadaş sağdır) kitabı götürür ve tarlada saklar. Fakat daha sonra kitap ondan istenir ve kitabı bulamaz. Bu kitapla ilgi “polisin eline geçmiş olabilir” ihtimali ile dönemin bazı POL-DER üyeleri ile ilişkiye geçilir ve Polisin Mersin’deki depolarına kadar arama yapılır, ama “Tunçeli Kanunu ve Dersim Jenosidi” çalışması bulunamaz. Dönemin şartları göz önüne alınarak, Komal’in ne şartlarda yayın yaptığı göz önüne alınarak değerlendirme yapılması gerekiyor. “Kol kopsun yen içinde kalsın” misali tarihe tanıklık edersek, birçok insanın emeğine saygısızlık etmiş oluruz. Bu açıdan herkesin emeğine saygı duymakta yarar var.
Kek İbrahim Gürbüz, makalesinin bir bölümünde;
“Daha da çarpıcı olanı şuydu: 1978 tarihinde yayımlanan Lucien Rimbaud’un Kürdistan adlı kitabının arka kapağında, Tunceli Kanunu (1935) adlı eserin yakında yayımlanacağına dair bir ilan bulunuyordu. Ancak bu ilan edilen kitap bir türlü ortaya çıkmamış, adeta ortadan kaybolmuştu. Beşikçi, yıllar sonra eseri, tuttuğu notlardan ve müsveddelerden yararlanarak baştan sona yeniden yazarak okura sunmuştu.” deniyor.
Şimdi, en zor şartlarda ve büyük ekonomik zorluklarla –ki İsmail Beşikçi hocamız bu şartları birebir yaşamış ve tanığıdır– Beşikçi Hocamızın 8 eserini ve İsmail Beşikçi hakkında onlarca broşür yayınlayan Komal Basım-Yayinevi, neden Beşikçi’nin iki eserine bilinçli bir ambargo koysun, kösteklesin? Bunun bir geçerli mantığı var mı kek İbrahim?
Yukarda belirttiğim gibi, tarihe tanıklık, ciddi bir iştir, vebalı ağırdır! Durumu dramatik hale sokarak, okuyucuya sunmanın yerine, gerçekler ve zaman-şartlar göz önüne alınarak yürütülen işlerin neden başarılamadığını ortaya koymak daha doğrudur. Diyorsunuz ki:
“Bu satırları okuduğumda (Kitabın çıkış ilanı ve Önsözü kastederek) derin bir sarsıntı yaşadım. Yetmiş yaşıma gelmiştim ve hâlâ İsmail Beşikçi hakkında yeni şeyler öğreniyordum. Onun yaşamı, mücadelesi ve maruz kaldığı baskılar, her seferinde yeni bir hakikati ortaya çıkarıyordu. Bu hem hüzünlü hem de tuhaf bir sevinçti; çünkü öğrenmeye devam ediyordum.
Kitap eve ulaştığında, eşimden arka kapağı kontrol etmesini rica ettim. Kısa süre sonra gönderdiği fotoğrafı gördüğümde adeta donup kaldım. İlan oradaydı. Beşikci’nin anlattığı her şey, birebir doğrulanıyordu.”
Bu tartışmalar, Beşikçi’nin sağlıklı olduğu dönemde değil de, Herkes için manidar olduğu bir dönemde, yeniden servis edilmesi gerçekten düşündürücü! İlanı verilen ama çıkmayan başka kitaplarda var. Yukarda dediğim gibi, Şartlar çok önemli ve zaten Komal Basım-Yayimev 1979’dan sonra yayin hayatı hemen hemen durmuş durumda.
Dolayısıyla:
“İsmail Beşikçi’nin 1977 yılında kaleme aldığı Tunceli Kanunu ve Dersim jenosidi adlı çalışmanın başına gelenler, aynı dönemde hazırlanan Bilim Serisi 5: General Muğlalı Olayı ve otuz üç kurşun adlı kitap için de neredeyse birebir tekrarlanır. Her iki eser de 1978 yılında Komal Yayınları’na teslim edilmiş, ancak kısa bir süre sonra açıklanamaz biçimde ortadan kaybolmuştur. Bu iki çalışmanın da yayımlanma sürecinde aynı akıbeti paylaşması, basit bir tesadüf olmanın ötesinde, düşünsel üretimin sistematik biçimde engellenmesine işaret eden son derece çarpıcı ve düşündürücü bir durumdur. Bu kayboluşlar, yalnızca kitapların değil, aynı zamanda hakikatin kamusal dolaşıma girmesinin de bilinçli biçimde engellendiğini göstermektedir.”
Bu değerlendirme, tamamen haksız bir değerlendirme. Bu tür çarpıtmaların; İsmail Beşikçi’yi koruma değil, spekülasyonlarla yeniden tartışmaların içine çekileceği imajı veriliyor. Bunun Hocamıza zarar vereceğini net bir şekilde, bir Beşikçi düşüncelerinin savunucusu ve öğrencisi olarak belirtiyorum.
İsmail Beşikçi Vakfı, tarihi sorumluluğu, İ. Beşikçi misyon ve düşüncelerini temsil eden bir kurumdur. Bu kurum bütün Kurd ve Kurdistan’lilar için önemlidir. Bu kuruma gölge düşürmek, spekülasyon alanına çevirmek, başta Beşikçi, onun düşüncelerine ve Beşikçi’yi sahiplenen, destekleyen Kurdlere hakaret olur. Beşikçi Vakfı ve yöneticileri, buna dikkat etme sorumluluğu altındadır.
Komal-Rızgari sürecini, “Ocak Kömünü üyeleri”nin duruşuna katılmayabilirsiniz, ama hiç kimsenin bu ekibin Kurdistan’ın ulusal kurtuluş mücadelesindeki yerini gölgelemeye hakkı yok. Emekleri, doğruları ve yanlışları ile bu ekibin çalışmaları arşivlerde duruyor. “Basit bir tesadüf olmanın ötesinde” diyerek, bu ekibi ağır bir töhmetin altında bırakmak, yanlış ve tarihe tanıklık, sorumluluk değil, kendini her şeyin merkezine koyma hevesidir, başkasının emeğini görmezlikten gelme, inkar etme ve tarihi kendisiyle başlatma tutumudur. Böylesi bir tutum vakfa zarar verir.
İsmail Beşikçi ile ilgili hazırlanan belgeselde de bilinçli bir şekilde yukarda belirtiğim iki dönem, onun yakın arkadaşları da dahil, yok sayılarak yapılmış. Bu Belgesel, Beşikçi’nin belgeseli değil, birilerinin Beşikçi üzerinden kendini sunma filmidir. 1969’lardan 2025’e kadar, Beşikçi’nin Kurdlerle 56 yıllık bir beraberliği var. Bütün dönemleri en iyi şekilde belgelemek, tarihe mal etmek bir sorumluluktur.
Beşikçi Vakfı gibi bir vakıf, kesinlikle bu yanlışlardan ve olumsuzluklardan, spekülatif bilgilerden uzak durması gerekiyor. Aslında tartışılan bu süreçle ilgili, sorunlalar ilgili, dönemin sorumluları arkadaşların mektupları, açıklamaları ve tanıklıkları var. Bunlar görmezlikten gelinerek, ikinci, üçüncü ellerden bilgilerle yorumlar yapılıyor.
Onun için bahsini ettiğim bu iki süreci (Ocak Kömünü ve Komal Rızgeri) ve İsmail Beşikçi konusunda nesnel olmakta fayda var.
Beşikçi, hepimizin Beşikçi’sidir. Beşikçi, her Kurd ve Kurdistan’lının Beşikçisi’dir, kimse onu bireysel alana çekerek, “Beşikçi’yi yeni taniyoruz” şeklinde bir manipülasyonla spekülatif bilgileri yaymasın, bu başta Beşikçi hocamıza haksızlık olur.
Beşikçi, bilimin, gerçeklerin ve militan Kurd milli damarın savunucusu ve bilim insanıdır.
Not: Makalede görüşler yazara aittir, Darka Mazi’nin yayın politikası ile uyuşmaya bilir.




