Suriye’de Yeni Süreç!

Genel Durum Özeti (Ocak 2026 Sonu)Esad rejiminin Aralık 2024’te düşmesinden sonra Suriye’de Ahmed al-Sharaa (eski adıyla Ebu Muhammed el-Colani) liderliğindeki HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) ağırlıklı geçiş hükümeti hakim oldu. HTŞ, El Kaide kökenli (El Nusra’nın devamı) bir yapı ve İSİS’le tarihsel rekabetine rağmen ideolojik yakınlıkları var. Suriye ordusu artık büyük ölçüde HTŞ/SNA (Suriye Milli Ordusu) unsurlarından oluşuyor ve Türkiye’nin güçlü desteğiyle hareket ediyor.
Kürtlerin kontrolündeki “Kuzey ve Doğu Suriye” (Rojava/DAANES) bölgeleri (Hasake, Rakka, Deyrizor vb.) son haftalarda Suriye hükümet güçlerinin saldırısına uğradı. Çatışmalar yoğunlaştı, SDF (Suriye Demokratik Güçleri/DSG) önemli toprak kayıpları yaşadı (Tabka, Rakka, Deyrizor’un büyük kısmı ele geçirildi). 18 Ocak’ta ABD arabuluculuğunda (Tom Barrack‘ın katılımıyla) bir ateşkes ve “entegrasyon anlaşması” imzalandı ama sahada çatışmalar devam ediyor, anlaşma fiilen çökmüş durumda.
Tom Barrack ve ABD/Koalisyon’un Son Tutumu
ABD‘nin Suriye Özel Temsilcisi (aynı zamanda Ankara Büyükelçisi) Tom Barrack, 20 Ocak 2026‘da X’te (eski Twitter) yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“DSG’nin sahadaki birincil anti-İŞİD gücü olma amacı büyük ölçüde sona ermiştir.”(!)
Gerekçe: Suriye hükümeti (defakto Şam zorba iktidarı), Küresel İŞİD Karşıtı Koalisyon ‘un 90. üyesi oldu. Artık güvenlik sorumluluklarını (İŞİD cezaevleri ve kamplar dahil) üstlenmeye “istekli ve hazır”.
Kürtler için “en büyük fırsat”, Ahmed al-Sharaa hükümetine tam entegrasyon ve Suriye vatandaşlığına kabul (vatandaşlık hakkı, Kürtçe koruma vb.).
ABD’nin önceliği: İŞİD mahkumlarının güvenliği ve Kürtlerin siyasi entegrasyonu için Şam ile DSG arasında görüşmeleri kolaylaştırmak.
Bu açıklama, ABD‘nin stratejik dönüşünü netleştiriyor: Artık Kürtleri (SDG) ana müttefik olarak görmüyorlar. Trump yönetimi altında ABD, Türkiye’yi yatıştırmak, askeri varlığı azaltmak ve “birleşik Suriyeyi” (HTŞ kontrolünde) desteklemek istiyor. Barrack’ın sözleri, Türkiye’nin PKK/YPG endişelerini dikkate alıyor ve SDG’nin özerkliğini “ayrılıkçılık” olarak nitelendiriyor.
Neden Bu Değişim?
(ABD ve Koalisyon’un Hesapları) ABD‘nin bu politikaya dönmesinin başlıca nedenleri:
İŞİD’le mücadele bittiği iddiası 2019’dan beri IŞİD’in toprak hakimiyeti yok. Koalisyon artık yerel aktörlere (Şam) güvenmek istiyor.
Türkiye’nin baskısı
NATO müttefiki Türkiye, SDG’ni PKK uzantısı görüyor. Trump dönemi Ankara’yı önceliklendiriyor; HTŞ’ye dolaylı destek (silah, lojistik) Türkiye üzerinden geliyor.
Askeri çekilme ve maliyet azaltma:
ABD, Suriye’deki 900-2000 askerini çekmek istiyor. SDG entegrasyonuyla “yerel çözüm” sağlanacak.
HTŞ ile pragmatik ittifak
Al-Sharaa “ılımlı” imajı çiziyor, yaptırımlar kaldırıldı, Beyaz Saray’da karşılandı. ABD, İŞİD’e karşı HTŞ’yi “yeni ortak” olarak görüyor.
Kürt özerkliğine karşı Federalizm veya ayrılıkçılık desteklenmiyor; “tek ordu, tek devlet” vurgusu yapılıyor.
İŞİD Cezaevleri ve Kamplarındaki Tehlike
Son 2-3 günde (18-21 Ocak) Al-Şaddadi, Haseke ve diğer cezaevlerinde/kamplarda (Al-Hol, Roj) büyük kaçışlar yaşandı:
Binlerce İŞİD militanı ve aile üyesi serbest kaldı veya HTŞ güçleri tarafından “kontrol altına alındı”. Kaçan bu İŞİD millitanları, uyuyan İŞİD üyeleriyle buluşuyor.
Suriye İçişleri Bakanlığı SDG’ni suçluyor (“siyasi şantaj için serbest bıraktılar”).
SDG ise hükümet güçlerini ve HTŞ’yi suçluyor (“saldırı sırasında kaçtılar”).
Bazı raporlar: 1500’e yakın İŞİD militanı kaçtı, 130’u yakalandı ama tehlike sürüyor.
HTŞ’nin İŞİD’le tarihsel bağları (eski Nusra/El Kaide unsurları) nedeniyle, kaçanların HTŞ saflarına katıldığı iddiaları var – bu tespitler, benim “binlerce İSİS savaşçısı HTŞ’ye geçti” tespitimi doğruluyor.
Bu durum, bölgede yeni İŞİD hücrelerinin oluşma ve güçlendirme riskini artırıyor. ABD “güvenlik” diyor ama koalisyon üsleri yakınında ve müdahale etmiyor.
Kurdler İçin Tehlike ve Soykırım Riski
Kurdler fiilen yalnız bırakıldı. SDG topraklarının çoğu kaybedildi, entegrasyon anlaşması “teslimiyet” gibi görülüyor.
HTŞ/SNA güçleri (Türkiye destekli) Kurd bölgelerine giriyor; sivillere yönelik şiddet raporları artıyor, katliam haberleri yayılıyor.
Dört parça Kürdistan’dan destek için sınır geçişleri yaşanıyor (Nusaybin’de protestolar, duvar aşma girişimleri).
Katliam riski yüksek: HTŞ’nin ideolojisi (İslamcı) ve Türkiye’nin Kurd karşıtlığı birleşince, “temizlik” operasyonu korkusu var.
Bazıları bunu bilinçli bir “Kürt temizliği” olarak görüyor: ABD/Trump, Türkiye’ye taviz vererek Kurdleri feda ediyor.
Bu politika, ABD’nin eski müttefiklerini (Kurdleri) terk etmesi ve HTŞ gibi tartışmalı bir gruba yönelmesi anlamına geliyor. Yanlışlar:İ ŞİD tehlikesini hafife almak (kaçışlar artarsa yeni dalga gelebilir).
Kurdleri riske atmak (entegrasyon vaadi pratikte ayrımcılık olabilir).
Türkiye’nin bölgesel hegemonyasını güçlendirmek.
Bölge büyük bir kaosa gebe. Kurdlerin direnişi devam ediyor ama yalnızlıkları derinleşti. Soykırımı önlemek için uluslararası baskı (BM, insan hakları örgütleri), diaspora eylemleri ve gerçek zamanlı belgelemek önemli.
Şeyhmus Özzengin-21.01.2026




