MİT Sofrasından Beslenmeyenler Birleşin! 

MİT Sofrasından Beslenmeyenler Birleşin! 

Politik tartışmalar genellikle toplumsal olayları/olguları farklı değerlendirmekten ve buna bağlı farklı çözüm önerilerinden kaynaklanır. Ancak Kuzey Kürdistan politik çevrelerinde 1999’dan beri yaşanan ayrışmalar bu genel kuralın dışındadır. Burada ayrışmalar, olayları farklı yorumlamaktan değil, aynı görünen ve bilinen doğruya karşı farklı tutum ve kişilik sergilemekten ileri gelmektedir.

1980-90 öncesi dönemlerde “PKK’nin bir devlet projesi” olduğu gerçeğinin yeterince bilinmemesi anlaşılabilir. Ancak Abdullah Öcalan’ın 1999’da Türkiye’ye gelmesi/getirilmesiyle birlikte PKK’nin devlet projesi niteliği ve Kürd/Kürdistan karşıtlığı üzerine kurulduğu herkesçe daha net görülmeye başladı. Öcalan’ın kendisi PKK’nin kuruluşunda örtülü ödenekten (dolayısıyla MİT kaynaklı) para alındığını çeşitli röportajlarında dile getirmişti. Buna rağmen Kuzey Kürdistan’daki birçok politik yapı ısrarla “Hayır, PKK ulusal bir harekettir ve onunla birlik yapmalıyız” diyerek bu çıplak gerçeğin görülmesine engel olmaya çalıştı. PKK’nin somut eylemleri de bu tezi doğrulamaktaydı:

Güney Kürdistan’daki kazanımlara faşistçe saldırılar,

Suriye’de (Güneybatı Kürdistan) Esad rejimine bağlanarak ulusal talepleri faşizan yöntemlerle bastırması,

“Ulus-devlet ilkeldir” söylemini sahiplenmesi,

TC faşizmiyle özdeş “tek bayrak, tek vatan, tek devlet” tekçiliğini savunması,

Kürdistan’ın bölünmüşlüğünü ve işgalini meşrulaştıran Misak-ı Milli’yi dillendirecek kadar devletçi bir çizgiye kayması…

Tüm bu verilere rağmen “birlik” söylemleriyle PKK’yi aklama çabaları sürdü. Ancak son yıllarda, özellikle 2025-2026’da yaşanan gelişmelerle birlikte bazı politik çevreler PKK’yi eleştirmeye başladı. Beşir Atalay’ın geçmişte “HDP’yi MİT kurdu” mealindeki açıklamaları (açılım sürecinde Öcalan ve MİT’in talimatıyla HDP’nin kurulduğunu  söylemesi) ve MHP’li Sinan Oğan’ın “Bu seçim Demirtaş’ın kişiliğiyle HDP’yi Türkiyelileştirdi; etnik temelden sistemle uyumlu partiye dönüştürdü, bu Türkiye için kazanımdır” sözleri eleştiri konusu yapılıyordu. Oysa bu açıklamalar, “devletleşme ilkeldir, devlet istemiyoruz, Ortadoğu’yu demokratikleştireceğiz” gibi açıkça Kürd/Kürdistan karşıtı söylemlerin yanında oldukça hafif kalıyordu. HDP’nin MİT/İmralı bağlantılı kurulduğunu anlamak için devlet yetkilisi açıklamasına gerek yoktu aslında. İmralı avukat görüşmelerini takip edenler, HDP’nin fiilen İmralı’da şekillendiğini biliyordu. İmralı’da kurulan bir yapının doğrudan devlet istihbaratının ürünü olacağını görmek için dahi yüksek zekâ değil, yeterli kişilik ve cesaret yeterliydi.

Aynı değerlendirme İmralı’da şekillenen KCK için de geçerlidir. Devlet istediğinde “kuş uçurtmazken”, bir örgütün İmralı’dan gelen direktiflerle kurulup yönetilmesine izin veriyorsa, bunun tek anlamı vardır: Devlet bu işin başındadır ve örgütü yönetmektedir. PKK, taşeron rolünü yıllarca en iyi şekilde oynadı. Tahribatını yaptı, rolünü devlet lehine tamamladı. 2025’te başlayan ve 2026’da somutlaşan “silah bırakma, kendini feshetme” süreciyle birlikte artık “PKK’nin devlet projesi olduğu” gerçeğini dillendirmenin pratik anlamı büyük ölçüde kalmadı. Çünkü yapabileceği en büyük zararı verdi ve sahneden çekilme aşamasına geldi.

MİT’in PKK/YPG hedeflerine yönelik operasyonları, çekilme süreçlerini denetleme rolü ve Öcalan’ın inisiyatifiyle gelen fesih açıklamaları, bu rolün bittiğini gösteriyor. PKK’nin gerçek rolünü hâlâ görmeyenler, öngörü yoksunluğu ve gerçekliği algılayamama nedeniyle siyaset sahnesine veda etmelidir.

Gerçeği gördükleri halde ses çıkarmayanlar ise korkaklık ve kişiliksizlik nedeniyle sahneden çekilmelidir. Kuzey Kürdistan’da PKK’nin rolünü baştan beri gören ve dillendirenler bir elin parmaklarını geçmez. Bu nedenle sadece PKK değil, onu aklayanlar, misyonunu görmeyenler veya görüp dillendiremeyenler de en az PKK kadar sorumludur. Bu durum, Kuzey’deki neredeyse tüm politik yapıların/aktörlerin kirli ve tükenmiş olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle: Bu yapılar ve aktörlerle hiçbir koşulda bir araya gelinmemeli,

Devletleşme tek amaç olarak belirlenmeli,

PKK kirine bulaşmamış, yeni bir anlayışla Ulusal Kurtuluş Mücadelesi başlatılmalıdır.

Bu temel amaç (devletleşme) etrafında, PKK kirine bulaşmayan Kürdler/Kürdistanlılar arasında kurulacak ittifak, gerçek anlamda Kürd ulusal birliği olur. Bu birliğe katılmanın ilk kriteri, “PKK’ye bulaşmamış ve hiçbir koşulda PKK politikalarına boyun eğmemiş olmak”tır. Diğerlerinin dillendirdiği “birlik” ise PKK’ye itaat edilen birliktir ve Kürdlükle ilgisi yoktur. Dahası, PKK ile yapılan/her yapılacak birlik, özünde Devlet/MİT ile yapılmış/yapılacak birliktir. PKK ile kişiliğini yitirenlerin “yeni parti/örgüt” girişimleri aldatmacadır ve PKK’nin devletçi misyonunu sürdürmek anlamına gelir. Kürdler net iki kampa ayrılmış durumdadır: MİT-PKK ve aklayıcıları, kuyrukçuları, yalakaları Entegrasyoncu cephe

Devletleşmeyi koşulsuz savunan, hiçbir zaman PKK/MİT sofrasından beslenmemiş yurtsever cephe

Politik arena bu iki cephenin düşünsel ve pratik hesaplaşmasına gebedir. Çünkü Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin önündeki en büyük engel PKK ve aklayıcılarıdır. Bunlarla hesaplaşmadan sömürgecilere karşı gerçek bir mücadeleden söz edilemez. Ve 2026 itibarıyla PKK’nin fesih/silah bırakma süreci, bu hesaplaşmayı daha da acil ve zorunlu kılmaktadır.

Süleyman Akkoyun