Sistem-Alt Sistem: Devlet-PKK ve Kürd Siyaseti

Sistem-Alt Sistem: Devlet-PKK ve Kürd Siyaseti

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, emperyal güçlerin (özellikle İngiltere’nin) Osmanlı sonrası yeni bir alt-sistemi denetim altına alma çabasının sonucudur. Bu alt-sistem olarak kurulan TC, zamanla kendi alt-sistemlerine ihtiyaç duyarak, Kürdistan coğrafyasında merkezi otoriteyi pekiştirmek için yerel dinamikleri kontrol eden mekanizmalar geliştirmiştir. PKK’nin 1970’lerin sonu ve 1980’lerdeki yükselişi, bu dinamiklerin doğrudan yansımasıdır.

Birçok gözlemci, PKK’nin katı hiyerarşisi, disiplin anlayışı ve “devrimci modernleşme” söylemini, TC’nin kuruluş dönemi İttihatçı/Kemalist paradigmayla şaşırtıcı derecede benzer bulur. Bu benzerlik tesadüfî değildir; PKK, başlangıçta Marksist-Leninist çerçevede olsa da, pratikte Kemalist ulus-devlet inşasının etnik versiyonu gibi davranmıştır.

Başlangıçta T.C.’nin bir alt-sistemi olarak şekillenen veya bu konumda biçimlenen PKK, zamanla özerkleşmiş ve Kürdistan’da kendi sistemini kurmayı başarmıştır. Bu özerkleşme, PKK’yi basit bir silahlı örgütten çıkarıp, kendi kuralları, hiyerarşisi, vergi toplama, yargı ve eğitim mekanizmaları olan otoriter bir proto-devlet haline getirmiştir. Başlangıçtaki etnik ulus-devletçi eğilim, sonraki dönemde devlet karşıtı söyleme rağmen otoriter proto-devlet formunda devam etmiş; söylem ile pratik arasındaki gerilim PKK’nin tarihsel evriminin temel çelişkisi olarak kalmıştır.

Sistem teorisi açısından bakıldığında (örneğin Niklas Luhmann’ın sistem-otopoietik yaklaşımında olduğu gibi), sistemler kendi sınırlarını koruma ve yeniden üretme eğilimindedir; PKK de bu eğilimi göstererek, kendi alt-sistemlerini üretmiştir. Sistemlerin doğası gereği kendilerine benzer alt-sistemler yaratma eğilimi, PKK için de geçerlidir. PKK, Kürdistan’da kendi sistemini kurduktan sonra, diğer Kürd siyasi yapılarını ve aktörlerini önce kaba yöntemlerle (zor, şiddet, suikast, dışlama, tasfiye), sonrasında ise daha sofistike politikalarla (ittifaklar, söylem benzeşimi, entegrasyon, “ortak mücadele” retoriği) kendisine benzeterek alt-sistemler yaratmıştır.

Birçok Kürd politik aktör ve yapı, bu Devlet-PKK ikili sisteminin yarattığı bağımlılık ilişkisini farklı tonlarda ifade etmekte, ancak çoğu zaman gözden kaçan kritik nokta şudur: Bu aktörlerin kendileri de birer alt-sistem olarak varlık kazanmaya çalışmaktadır. Birden çok sistemin (Türk devleti, PKK, bölgesel güçler – İran, Irak, Güney Kürdistan yönetimi, Batılı aktörler vb.) etkisi altında biçimlenen Kürd hareketleri, henüz gerçek anlamda bağımsız bir sistem üretme kapasitesine ulaşamamıştır. Bu nedenle “alternatif” bir sistem üretme kapasiteleri sınırlı kalmaktadır.

Devlet, Kürdistan’da PKK’ye rakip olabilecek bağımsız bir yapılanmanın ortaya çıkmasını engellemek amacıyla, PKK’nin kendisiyle uyumlu alt-sistemcikler yaratmıştır veya bunların oluşmasına göz yummuştur. Siyasi partiler, İHD, barolar, odalar -bazı istisnalar hariç- hemen hemen bütün sivil toplum kuruluşları ve medya organları, görünürde bağımsız veya muhalif dursa da, fiiliyatta PKK’nin alt-sistemine hizmet eden alt-alt sistemler olarak dizayn edilmiş veya dönüştürülmüştür.

Devlet, PKK’yi bir alt-sistem olarak konumlandırarak, onun üzerinden Kürdistan’ı dolaylı yoldan kontrol etmeyi tercih etmiştir. Bu strateji, alternatif Kürd yapılarının doğmasını engellemekte, tüm aktörleri hiyerarşik bağımlılık –bir nevi kontrollü muhalefet- ilişkisi içinde tutmaktadır.

Sonuç olarak; Kürd siyaseti ve devlet ilişkileri analizinde sistem-alt sistem ilişkisini merkeze almak, yanılsamaları ortadan kaldırmanın ilk adımıdır. PKK’nin özerkleşerek kendi sistemini kurması, devletin bu sistemi dolaylı olarak beslemesi ve diğer yapıların bu ikili arasında sıkışması, Kürdistan’daki politik tıkanıklığın temel nedenlerinden biridir.

Bu gerçeklik kabul edilmeden, ne devlet tarafında ne de Kürd siyaset sınıfı içinde kalıcı ve dönüştürücü politikalar üretmek olanaklı değildir. Alt-sistem konumundan çıkmak, ancak bu hiyerarşik ilişkinin farkına varmak, onu teşhir etmek ve ötesine geçmekle mümkündür. Aksi takdirde, sistem kendi kendini yeniden üretmeye devam eder…

Süleyman Akkoyun