Amedspor, Sömürgecinin Planı ve Kürdi Ruh

Kürdü kırmaya ve bastırmaya dönük hareketleri hepimiz tanıyoruz. Daha az konuşulan ama en az onlar kadar etkili olan bir başkası daha var: Kürdü kendi davasından, kendi soydaşından ve kendi coşkusundan koparıp alan, bir dostumun yerinde deyişiyle Kürd Kaçıran Hareketi.
Bu hareketin bütün hesabı, iki Kürdün aynı amaç etrafında buluşmasını önlemektir. Amedspor’un 2 Mayıs 2026’da, tarihinde ilk kez Süper Lig’e yükselmesinin ardından başlayan tartışma, bu hesabın ne kadar geniş bir alana yayıldığını bir kez daha gösterdi.
Bir kesim Amedspor’un başarısını devletin bir projesi sayıp takıma küfretmeyi, yenilmesi için dua etmeyi Kürdlük sanıyor; başka bir kesim ise bu başarının bedeli ve anlamı üzerine hiç düşünmeden kutlamayla yetiniyor. Oysa asıl mesele, sömürgecinin planı ile Kürdi ruh arasındaki ilişkiyi doğru kurabilmektir.
Sömürgecinin el atmadığı bir alan yoktur. Futbol bir yana, Kurdistan’da doğrudan bağımsızlık için örgütlenen bir yapı bile onun yönlendirme ve saptırma çabasından kurtulamaz. Bu yüzden sömürgecinin bir alana girmiş olması, o alanı terk etmemiz için gerekçe olamaz; aksi hâlde Kürdlere hareket edebilecekleri tek bir alan kalmazdı.
Belirleyici olan, sömürgecinin nereye el attığı değil, o alana bizim hangi Kürdi müdahaleyle girdiğimiz ve ona hangi rengi verdiğimizdir.
Amedspor etrafında kurulan hesapları elbette görüyorum. Bu hesapların tarihsel bir arka planı da vardır. 2009’da başlatılan ve “Demokratik Açılım” ya da “Kürt Açılımı” diye adlandırılan girişim sürerken, Amed’in o dönemki temsilcisi Diyarbakırspor 2009-2010 sezonunda Süper Lig’den düştü ve ardı ardına gelen küme düşmeleriyle amatör lige kadar geriledi.
2013’te başlayan ilk çözüm sürecinde ise Kürdler kazanımlara değil kayıplara sürüklendi. Ekim 2014’teki Kobanî eylemlerinde Selahattin Demirtaş’ın sokak çağrısı onlarca insanın hayatına mal oldu ve Kürdlere kaybettirdi; süreç çöktüğünde, 2015-2016’da Kürd kentleri hendek politikasıyla yıkıma sürüklendi. Bugün ikinci çözüm süreci yürürken Amedspor düşmedi, tam tersine yükseldi.
Peki bu kez neden farklı oldu?
Kanaatimce cevap, sürecin ehemmiyetinde yatmaktadır. Nasıl ki bu süreç için siyasi figüranlar özenle seçildiyse, Amedspor da aynı özenle hedef alındı. Toplumsal duyguların açığa çıktığı, içinde kimlik mücadelesini, aidiyeti ve siyaseti barındıran böyle bir rol için Amedspor’dan başka bir takım düşünülemezdi.
Kendi tabanında gerilim artarken geleceği soru işaretiyle dolu olan ve sürecin kaygısını taşıyan Kürdleri bir nebze olsun rahatlatacak olan şey, Türklere karşı Amedspor’un başarısıydı. Devlet, milletin ağzına bir emzik vererek onu susturmayı ve Kürdün bir hayalini gerçekleştirerek onu oyalamayı hesapladı.
Bunu açıkça söylemek gerekir: “Amedspor” adı altında yürütülen proje, Türk devleti ile Apocu hareketin ortak projesidir. İki tarafın “demokratik entegrasyon” dediği şeyin Kürdler üzerindeki karşılığı Türkiyelileşme ve Türkleşmedir; bu takım da o sürecin tribündeki ayağıdır.
Her iki güç, Amedspor’un taşıdığı bu potansiyel güce can havliyle sarılmış ve onu Kürdlere karşı kullanmaktadır. Planın aşamaları da gizli değildir: önce taraftar toplanacak, sonra bu kalabalığa milli bir karakter verilecek, en sonunda da o karakter dönüştürülecektir.
Plan bu kadar açıkken Kürdlerde hiç mi akıl yok, bunu görmüyorlar mı?
Görüyorlar; ama görmek, meydanı sömürgeciye bırakmak anlamına gelmez. Devletin futbolu bir asimilasyon aracına çevirmek istediği doğrudur ve bu niyete kızgınlıkla değil örgütlülükle karşılık verilir.
Futbolu asimilasyonun aracına çevirmek isteyen bir devlete verilecek cevap Amedspor’a küfretmek ya da yenilmesi için dua etmek değil, tribünde Kurdistani taraftar gruplarını örgütlemektir.
Amedspor üzerinden Kürde hangi gömlek biçilmek istenirse istensin, o gömlek Kürdün üzerine oturmaz. Kürdler bir araya geldiğinde tribünden yükselecek ses bellidir: “Kî ne em? Kurd in em!” ve “Bijî Kurdistan!”
Amed’in ağlara gönderdiği gol Zaxo’da, Hevler de, Mahabad ta, Lacin de, Kamışlo da sevinçle karşılanıyor ve bu saydığım parҫalarda yaşayan Kürd o gole sömürgecinin tasarladığı anlamı değil, tamamen ulusal ve Kürdi bir anlam yüklüyor. Sömürgecinin çizdiği sınırlar bir futbol sahasında bile anlamını yitiriyor.
Bu takımı bu kadar sevmemin, sahiplenilmemin nedeni de burada yatıyor: Amedspor biz Kurdlerin bir hayalini gerçekleştirdi. Futbol arenasında, kendi kimliğimiz, değerlerimiz ve kültürümüzle gençlerimizi etrafında toplayabildi. Devlet bu hayali Kürdü oyalamak için gerçekleştirmiş olabilir; ama hayal bizimdir ve onun içini dolduracak olan da biziz. Bu bakımdan Amedspor bugün Kürd Ulusal Mücadelesi’ne siyasi partilerden daha fazla katkı yapıyor.
Bu katkı en açık biçimde yeni kuşakta görülüyor. Trabzonspor, Galatasaray ya da Beşiktaş formasıyla büyümesi beklenen çocukların bugün Amedsporlu olması başlı başına bir kazanımdır. Beş yaşındaki çocukların “Bijî Amedspor” diye bağırdığı, gençlerin sosyal medyada “Paytexta Wedat Aydın, lê Amedê” parçasını paylaştığı bir dönemden geçiyoruz. Ne ailelerine ne de Kürd Kaçıran Hareketi’ne kalsaydı, bu çocuklar yüz yıl sonra bile “Lê Amedê”yi dinlemezdi; Amedspor buna vesile oldu.
Bir ruh, üstelik Kürdi bir ruh, ayakta kalıyor. Sömürgecinin kurduğu nice proje kendi elinde patladı, çünkü sömürgeci ne kadar güçlü olursa olsun ruhlarımız üzerinde hüküm süremez.
Bu yüzden büyük bir tutkuyla Amedspor’a sahip çıkmalıyız. Yarın Zaxo’dan, Qamişlo’dan, Sine’den, Mahabad’dan çıkacak her Kürd takımı da aynı sahiplenmeyi hak ediyor. Kürdlerin bir araya geldiği her yerde tek bir kıvılcımın koca bir ulusal coşkuya dönüştüğü defalarca görüldü ve bu, yeniden görülecektir. Tribünlerde Kurdistan bayrağına izin verilse, o stadyumun hangi renklere bürüneceğini hepimiz biliyoruz; aynı tribünde sömürgecinin bayrağını açanların oraya kendiliğinden değil görevle geldiğini de.
Bununla birlikte, Amedspor kazandığında sevinmek hakkımız olsa da, bir dakika durup neye bu kadar sevindiğimizi ve neyi ne kadar önemsediğimizi düşünmemiz gerekir.
Bir futbol maçı kazanıldığında binlerce insan sokağa çıkıyor, halaylar çekiliyor, davul zurna çalınıyor, saatlerce kutlama yapılıyor. Peki dilimiz kaybolurken neden aynı coşkuyu göstermiyoruz?
Çocuklarımız Kürdçe konuşmayı bırakırken neden bu kadar sessiziz, kendi dilimizi onlara öğretmek için neden aynı mücadeleyi vermiyoruz?
Sporun birleştirici gücünü ve insanların ondan duyduğu mutluluğu savunuyorum; ama spor, bir milletin varlığının tamamı değildir. Bir futbol zaferi bizi sevindirsin, üstelik kendimize gelmemize de vesile olsun.
Çünkü dilimiz, bundan çok daha büyük bir meseledir. Dil giderse yalnızca kelimeler gitmez; hafızamız gider, türkülerimizin anlamı gider, dedelerimizin anlattıkları gider ve çocuklarımızla geçmişimiz arasındaki bağ zayıflar.
Sömürgecinin asıl hedefi de tribün değil, bu bağdır. Bir futbol maçının sonunda sokakları doldurabiliyorsak, ana dilimizi yaşatmak için de aynı gücü seferber edebiliriz. Derdim futbolu küçümsemek değil, pencereden biraz daha geniş bakmaktır. Kürd insanının yalnızca bir takımın galibiyetiyle değil, kendi diliyle, kültürüyle, tarihiyle, hafızasıyla ve kökleriyle de gurur duymasını istiyorum.
Sömürgecinin planı ne olursa olsun, Türkiyelileşme ve Türkleşme hesabını boşa çıkaracak olan tribünde ve evde yaşatılan Kürdi ruhtur. Amedspor’a küfretmek de, onun zaferiyle yetinmek de bu ruha hizmet etmez; ona hizmet eden, stadyumda Kurdistani taraftarı örgütlemek ve evde çocuğa Kürdçe konuşmaktır.
Futbol kupası kaybedilebilir de kazanılabilir de; ama kaybolan bir dilin kupası yoktur. Amedspor sevincimiz olsun, Kürdçe yaşamımız.
Kîne em? Kurdin em!




