Berzani’nin Cizre Ziyareti Ve Yansımaları Üzerine

Berzani’nin Cizre Ziyareti Ve Yansımaları Üzerine

Kürd politik çevrelerinin en büyük sorunlarından biri de, doğru düşünmenin yollarına yabancı oluşlarıdır. Doğru düşünemeyen insanların sağlıklı düşünmesi ve doğru tahliller yapması olanaklı değildir. Kürd politik ve okur-yazar çevrelerindeki bu hayati boşluğu da her zaman tetikte bekleyen devletçiler dolduruyor ne yazık ki.

Devlet/devletçiler, klasik mantığın bilinen kısır yönteminin kendilerine sağladığı yararı bildikleri için her olayda devreye sokuyor ve kimlerin nasıl bir tutum alması gerektiğini neredeyse bire bir belirleyebiliyor.

Düşünme yöntemi yanlış olduktan sonra, söylenen doğrular yerini bulmuyor ve anlamsız kalıyor.

Her hangi bir konuda bir tartışma yaşandığında, iki karşıt düşüncenin kabaca karşı karşıya gelmesi sağlanıyor bilinçli olarak. Karşıt olarak sunulan düşüncelerden birini olumlayan, zorunlu olarak diğerini olumsuzluyor. Böylece farklı düşünen, iki karşıt düşünceyi de olumlayan veya ikisini de olumsuzlayan üçüncü bir seçeneğin kendisini ifade etmesine izin verilmiyor. Farklı, özgün düşünenlerin sesi, karşıt cephelerin ağız dalaşında kayboluyor ve etkisiz kalıyor.

Başkan Berzani’nin Cizre ziyaretinde de aynı kısır tartışmalar yaşandı ve hiç ortak yanları olmadıkları halde farklı kesimler iki karşıt cepheden birinin parçası yapılmaya çalışıldı. Oysa karşıt konumlanan ve kaba tartışmaları aşamayan taraftar kavgalarında sağlıklı bir tartışma olmaz; sadece taraftarların safları daha da sıklaşır ve daha katı bir şekilde kendi doğrularına sarılırlar. Bu da ister istemez tutuculaştırır her iki tarafı da. Bu gün Berzani’yi olumlayan veya eleştiren çok farklı kesimlerin çok farklı nedenleri olsa da, hepsinin aynı nedenle olumladığı veya eleştirdiği görüntüsü ortaya çıkıyor…

Bu karşıt iki cephe zorunlu olarak, ‘Erdoğan ülkeyi Kürdlere satıyor’ yaygarası koparan faşistler ile Erdoğan ‘tekçi anlayışını “kardeşlik” söylemiyle gizlemeye çalışıyor’ diyen bağımsızlıkçıların farklı hatta karşıt duruşlarını aynılaştırabiliyor.

Benzer şekilde, Berzani’nin “barış” sürecine/PKK-Devlet anlaşmasına verdiği desteği eleştiren Bağımsızlıkçılar ile Berzani PKK’yi harcadı/harcıyor diye saldıran Ergenekoncu/Kemalistleri de aynılaştırabiliyor.

Devam eden kısır tartışmalarda Berzani-PKK karşıt olarak kabul edilip saflar belirlenmiş oluyor.

Hem konunun sağlıklı anlaşılması hem de kimin neye niçin saldırdığının/savunduğunun doğru kavranması için, öncelikle sorunları açık bir şekilde ortaya koymak; görece iyi ve mutlak iyi arasındaki farkı dikkate almak; tarafların konum ve isteklerini bilmek gerekiyor.

PKK ve Güney Kürdistan/Berzani

PKK; kırk (40) yıldan beri silahlı mücadele veren ama günümüzde ulusal hiçbir talebi olmayan bir harekettir. Bu hareketin devlet ile “barış” adı altında yürüttüğü bir süreç vardır. İşgal altındaki sömürge bir ulus adına hareket edip ulusal talepte bulunmayan PKK’ye “Kürd Hareketi” demek başlıca yanılgıdır. Bu nedenle “barış” sürecini “Kürd/Kürdistan Sorunu’nun çözümü gibi göstermek te başka bir yanılgıya neden oluyor.

Bir başka yanılgı ise, silahların susmasının, çatışmaların bitmesinin “barış” olarak nitelenmesidir.

Barış, savaşa neden olan koşulların ortadan kaldırılmasıdır kısaca.

Kürdistan işgal altında olduğu için bir asırdan fazladır devem eden ve dönem dönem alevlenen çatışmalar vardır. Bu çatışmanın bu günkü taraflarından biri olan PKK, Devlet ile giriştiği çatışmaya son verirse buna barış denilmez/denilemez. Olsa olsa silahların susması, çatışmaların son bulması denilebilir…

PKK-Devlet anlaşmasına nasıl yaklaşmalıyız?

Kukusuz ki işgal altında bir ulus adına mücadele eden hareketler, işgale karşı mücadele etmek için silahlı mücadele etme hakkına sahiptirler ve genellikle de bu silahlı mücadele bir zorunluluk olarak kendisini dayatır. Hiç kimsenin işgale karşı verilen silahlı bir mücadeleyi eleştirme hakkı da yoktur. İşgale karşı bağımsızlık mücadelesi vermeyen PKK’yi bu kategori içinde değerlendirmek mümkün değildir.

Ulusal hiçbir talebi olmayan PKK’nin, “Demokratik Özerklik” veya “Türkiye’nin Demokratikleşmesi” için Kürd gençlerini savaşa sürüklemesi açıkça cinayetti(r) ve insani/Kürdistani hiçbir tarafı da yoktu(r).

Bu nedenle, mevut taleplerine rağmen “PKK savaşmalı” demek için anlamsız bir savaştan nemalanmayı gerektiriyor. Görüldüğü kadarıyla, siyasi ve ekonomik nemalanmada birinci sırayı alan Kemalist/militarist elitler ile yerel ayakları bu anlamsız ve amaçsız savaşa tam destek veriyorlar; dahası savaşın devamı için her türlü ahlaksızlığa başvuruyorlar.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, PKK’nin silahlara veda etmesini, PKK açısından savaşın bitmesini gerekçe gösterip, “Kürdler için silah ve savaş dönemi bitti” algısını yaratmaya çalışanlara prim vermemektir.

Çünkü Kürdler devletleşinceye kadar, koşullar gereği her türlü mücadele biçimini seçme ve mücadele aracını kullanma hakkına sahiptirler; bu işgal altındaki bir ülkede meşru savunma hakkı olarak kalacaktır…

Duyarlı her insan, bu anlamsız savaşın bitmesini ister kuşkusuz. Zaten bu savaş sadece ve sadece Kürdlere zarar vermektedir. PKK Sorunu’nun çözümü ile Kürd/Kürdistan Sorunu’nun çözümünü ayırt ettiğimizde, PKK-Devlet arasındaki anlaşmaya karşı çıkmak için hiçbir neden yoktur.

Karşı çıkılacak nokta PKK-Devlet arasındaki savaşın son bulması olmamalıdır.

Karşı çıkılacak olan, bu anlaşmanın “barış” ve “Kürd/Kürdistan Sorunu’nun Çözümü” olarak yutturulması olmalıdır.

Tüm ulusal talepleri ret eden ama savaşın devam etmesi noktasında son derece radikal takılan Kemalist Sol, açıkça Kürd gençlerinin kanı üzerinden siyasi ve ekonomik rant elde ettiği için bu tutuma sahiptir. İnsani temel özellikleri taşıyan hiç kimse bu anlamsız savaşın devam etmesini isteyemez.

Bu gayri insani tutum, “bağımsız Kürdistan istiyoruz” diyen bazı kesimlerce de takınılabilmektedir.

Bunların handikabı, PKK’nin ulusal hiçbir talebi olmadığı gerçeğini görmemeleri/görmek istememeleridir. Bu körlük, onları Kemalist/Faşist kesimle aynı saflara sürüklemekte ve Kürd gençlerinin “kurban” edilmesi çığırtkanlığı yapmalarını sağlamaktadır.

Berzani’nin Tutumu

Her duyarlı insan gibi anlamsız bir savaşın bitmesini istiyor ve bu amaçla çaba sarf ediyor diye Berzani’yi eleştirmek insani değildir.

Politik geçmişi/konumu gereği herkesten çok daha fazla bu çabayı sarf etmesi gereken Berzani’dir kuşkusuz. Bu anlamsız savaşı bitirmek istedi diye Berzani’yi teslimiyetçi, Kemalist Öcalan ile aynı kefeye koyup mahkûm etmeye kalkışmak ise, fırsatçılık yanında ahlaksızlıktır da. Bu ahlaksızlığın baş mimarı olan Kemalistlerin oyuncağı olan bazı Kürdler cahilce, bilinçsizce ve tam da Kürd/Kürdistan düşmanlarının istemlerine uygun şekilde Berzani’ye saldırabilmektedirler.

Güney’deki ulusal kazanımın baş mimarlarından olan ve Kürdlerin devletleşme hakkını her platformda savunan Berzani’yi, devletleşme talebini “ilkellik” olarak gören devletçi Öcalan’ı aynılaştırmak, ulusal talebi, kaygısı ve değeri olan Kürdlerin/insanların yapabileceği bir şey değildir.

Eski devlet heveslisi Kemalistlerin ‘amaçsız bir savaşta ısrar’ projesine karşı çıkan ve bunun sadece Kürdlerin haklı taleplerine zarar veren bir anlayış olduğunun bilincinde olan Berzani, hem HDP içindeki iyi niyetli insanların hem de anlamsız savaştan bıkan yurtsever Kürdlerin desteğine sahiptir.

Dikkat edilirse, Berzani’ye HDP’nin Kemalist kanadı çirkince saldırırken, yurtsever ve anlamsız savaştan rahatsız olan iyi niyetli kanadı Berzani’ye yakınlık duymaktadırlar ve samimi, saygılı yaklaşmaktadırlar. Bu ikili tutum, HDP’nin geleceği konusunda da olumu gelişmelerin yaşanabileceğine işarettir.

Berzani bu anlamsız savaşı bitirmeye çalışıyor diye eleştirilemez, eleştirilirse Kemalist Çeteler’in kan ve rant politikalarına hizmet edilmiş olur.

Berzani, anlamsız savaşın bitirilmesini “barış” olarak nitelendiriyor diye haklı olarak eleştirilebilir ve eleştirilmelidir de.

Ayrıca, PKK’nin amaçsız silahlı mücadelesinin bitmesinden/bitirilmesinden yana olmak ne kadar doğru bir tutum ise, bu özel duruma dayanarak “Kürdler için silahlı mücadele dönemi bitmiştir” genellemesi yapmak ta o kadar yanlıştır.

Bu yanlış yaklaşımından dolayı Berzani haklı olarak eleştirilir ve eleştirilmelidir de. Ve Berzani’ye yönelik bu haklı iki eleştiriyi yapanların haklılığı, bağımsız bir Kürdistan’ı savunmalarına bağlıdır sadece. Bunun dışında, yani Bağımsız Kürdistan talebi olmayanların bu iki noktada Berzani’yi eleştirmesi samimi değildir; farklı kaygılarının sonucudur.

Rojava’yı Satmak!

Berzani’ye saldıran insanların gerekçelerinden biri de, Güneybatı Kürdistan’dır. Güneybatı Kürdistan’da Kürdlerin birliği ve ulusal haklar noktasında mücadelesi için en fazla çaba sarf eden insan Berzani’dir kuşkusuz.

Özellikle Salih Müslim ve PYD’nin çirkinliklerine, Baas ile girdikleri kirli ilişkiye rağmen, onlara aşırı hoşgörü göstererek kazanmaya çalışan Berzani, bu ihtiyatsız iyimserliğinin karşılığı olarak haksız ve çirkin saldırılara uğradı.

Kuzey’de iflas eden ve “Rojava Devrimi” yalanıyla kitlesini tatmin eden PKK/PYD, Esad ile anlaşmalı olarak konumlandığı Rojava’yı (Güneybatı Kürdistan) sanki özgürleştirmiş gibi bir algı yarattı. Ne yazık ki birçok çevre bu yanlış algıyla hayali zafer naraları atarak PKK’nin Kuzey’de iflas eden politikalarını dolaylı yollardan akladı. Kürd politik çevreleri ve okur-yazarları zahmet edip üç adım ötedeki Kürdistan parçasına gitseydiler, PYD’nin Kürdleri özgürleştirmediğini, aksine El Muhaberat denetiminde Kürdlere her türlü baskıyı yaptığını çıplak gözleriyle görebileceklerdi.

Daha önce defalarca dile getirildiği gibi, PYD, Esad ile anlaşması gereği ve rejimin yarı resmi milisleri sıfatıyla Güneybatı Kürdistan’ı denetledi.

Bu gün İmralı’da devam eden pazarlıklardan biri de, Güneybatı Kürdistan’ın geleceğidir. Güneybatı Kürdistan’ı Esad adına kontrol eden PYD, Esad’ın düşmesinden sonra burayı Şam veya Ankara’ya pazarlamanın görüşmelerini yapıyor.

Çok net olan şey, PYD’nin Güneybatı’yı “özgüleştirdiğinin” yalan olduğu ve rejim adına Kürdleri kontrol ettiği ve aynı görevi sürdürmeye aday olduğu gerçeğidir…

Dolayısıyla PKK/PYD tarafından satılan Rojava’yı, Berzani veya bir başkasının “satması” olanaklı değildir; olsa olsa PYD tarafından satılmasına engel olma çabasından söz edilebilir sadece…

PYD ve Güneybatı Kürdistan konusunda Berzani eleştirilecekse, bu eleştiri ‘neden zamanında müdahale etmedi ve neden PYD’yi meşrulaştırarak Kürdlerin başına bela etti’ noktasında olmalıdır. Bunun dışındaki her eleştiri ya Güneybatı Kürdistan gerçekliği konusundaki bilgisizlikten ya da gerçekliği bilinçli saptırmaktan kaynaklıdır.

Berzani’nin Cizre ziyaretinde yaşanan bazı eksiklikleri, yanlışları bahane edip mutlak işbirlikçi konumda olan Abdullah Öcalan’ı aklamaya çalışmak ne kadar haksızlıksa, Rojava konusunda da Berzani’ye saldırıp Öcalan ve avanesini aklamaya çalışmak o kadar haksızcadır. Utangaç Apocular bu tür haksızlıkları bilinçli olarak yapıp yaymakta ve pisliklerine herkesi ortak edip kendilerini kısmen de olsa aklamak derdindedirler.

Konumları, kazanımları ve düşünceleri dikkate alındığında, hiçbir koşulda Berzani’nin Öcalan ve avanasi ile kıyaslanamayacağı ortadadır.

Federal Kürdistan (fiili olarak devlet) Kurucu Başkanı olan ve Kürdlerin devletleşme hakkını her platformda dile getiren Berzani, devletleşmeyi “ilkellik” olarak gören ve sömürgeci devletleri “demokratikleştirmekten” söz eden Öcalan ve avaneleri ile kıyaslandığında, Kürdlerin en önemli kazanımı olan Güney Kürdistan gözden çıkarılmış olur…

Berzani’nin Türkiye ile ilişkisi/görüşmesi de çok farklı ve çok anlamsız saldırılara hedef oldu. Bir Kürd lider olmanın gereği gibi davranan Berzani, Kürdlüğünden ve kişiliğinden taviz vermedi. Bu onurlu duruşuyla Berzani’yi, “annem Türk’tür, devlet olanak verirse hizmete hazırım” diyen korkaklarla aynı kefeye koymak, Kürdlere ve Kürdistan’a hakarettir.

Bu görüşmede birçok artı yanında bazı eksiler de vardı kuşkusuz.

Berzani’nin “Türk-Kürd kardeşliğine” vurgu yaparken ve barıştan söz ederken, ‘eşit koşullarda barış ve ulusal talepleri karşılanmış bir kardeşlikten’ söz etmemiş olması büyük bir eksikliktir ve eleştiriyi hak ediyor. Ama bunun dışında yapılan eleştiriler art niyetlidir ve gerçeklikle de örtüşmüyor.

Berzani’nin Cizre ziyaretinin birçok artısı yanında en önemli etkisi ve kazanımı ise, Kürdlerin ulusal bilincinin uyanması, harekete geçmesi ve Apocuların Kürdler üzerindeki düşünce zincirlerini kırmasıdır. Bu uyanışa öncülük edenler, bağımsızlık mücadelesinin de gerçek aktörleri olacaklarını kanıtlamış oldular.

Sonuç Olarak;

PKK-Devlet arasında çatışmaların bitmesi olumludur ve desteklenmelidir. Bu destek sadece savaşın bitmesine yönelik olmalıdır; yüklenen anlama değil. Çünkü PKK’nin savaşı gerektiren hiçbir ulusal talebi yoktur. Bu kirli savaş sadece sistem içi kavgada Kemalistlere yarıyor ve kan-rant kaygısı taşıyanları besliyor; Kemalist Sol ve HDP içindeki Kemalist görevliler sinsice bu savaşın kışkırtıcılığını yapıyorlar.

PKK-Devlet anlaşması, Kürd /Kürdistan Sorunu’nu çözmez; sadece bu yolda verilecek mücadelede daha sağlıklı bir zemin hazırlar. Aynı şekilde silahların susması “barış” değildir. Barış, savaşa neden olan işgal koşullarının sona ermesiyle olanaklı olur…

Tayyip Erdoğan’ı eleştirirken nasıl ki alternatifi Kemalizm/Militarizm değilse; Berzani’yi eleştirirken de alternatifi Öcalan ve avanesi değildir/olamaz.

Kürdistan dünyadan soyut bir ülke değildir ve dünya gerçekliğiyle hareket etmek zorundadır. Çünkü dünya devletlerini yok sayan hiçbir halk-millet hiçbir hak elde etmemiş; edemez de. Öcalan ve avanesi büyük devletlerin “terör listesinden” çıkmak için çabalarken, yalvarırken; Berzani dünya devletleri nezdinde büyük bir saygınlığa ve söz hakkına sahiptir…

“Özgürleşen Rojava” bir uydurmadır; PYD eski rejimde olduğu gibi yeni rejimde de Kürdleri kontrol etmeyi amaçlamaktadır. (daha geniş bilgi için tıklayın:https://darkamazi.site/archives/1034796   )

Bu basit ama hayati gerçekleri dikkate almayanlar sağlıklı değerlendirme yapamazlar. Devletin aklıyla ve gösterdiği yöntemle düşünenler, eleştiri yapanlar, bilerek veya bilmeyerek Kürdlerin ulusal haklarına ve bu hakların taşıyıcılarına saldırırken, aynı zamanda devletin kirli oyunlarını ve kirli oyuncularını da aklamaktadırlar…

Süleyman Akkoyun