Halkların Kardeşliği öldü mü?

Halkların Kardeşliği öldü mü?

Rojava’da çatışmalardan sonra Kürtler büyük bir hayal kırıklığı ve öfke ile yaşananların sorumlusunu arıyor.

Rojava’da tam 14 yıl boyunca Kürtlüğün geri planda tutulduğu halkların kardeşliği, demokrasi, jineoloji, Ortadoğu’yu özgürleştirme söylemleri üzerine bir tablo inşa edilmeye çalışıldı. Sonuçta kardeş dedikleri cenazeleri binalarda aşağı attı, evlerini talan etti, aynı mevzide savaştıkları insanlar Kürtlere silah doğrultu.

Ve Kürtler yaşananlardan “Hakların Kardeşliğini” sorumlu tutuyor.  Yaptıkları bir tabut ile Hakların Kardeşliğinin öldüğünü ilan ettiler. Aldar Xalil, Salih Müslüm gibi isimler ve PKK kadroları ise hala “Halkların Kardeşliği çizgisi doğruydu, o çizgide yürümeye devam” diyor.

Peki Kürtler bundan sonra hala Yaşasın Halkların kardeşliği mi diyecek yoksa Halkların kardeşliği öldü mü? diyecek.

Hayır her ikisi de değil:

Çünkü Kürtlerin sorunu ulusal haklardır. Ulusal haklar başka halkların kardeşliği başka şeylerdir. Birbirinin yerine ikame edilmez.

Ulusal haklar devlet, iktidar, yönetim sistemi, yasa, egemenlik, protokoller içeren bir siyaset konusudur.

 Halkların kardeşliği ise siyaset biliminde politik kavram olarak kabul edilmeyen, temenni içeren ahlaki duruştur.

 Yasalar halkalara kardeş olun demez. Ulusal hakları tanınmamış halklar için önce siyasal statü, sonra kardeşlik gelir.

Fakat halkların kardeşliği kavramı özellikle sol yapılar tarafından her zaman diğer ulusların haklarını vermemek için kullanılan bir söylemdir ve bu toplumlar sonra birbirinin boğazını kesmiştir.

En net örneği Yugoslavya’dır.

Yugoslavya’nın resmi ideolojisi şuydu:  “Bratstvo i Jedinstvo” (Kardeşlik ve Birlik). Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar, Slovenler, Arnavutlar, Makedonlar “kardeş halklar” ilan edilmişti. Fakat tek söz sahibi Belgrad’dı. Diğerleri büyük ağabeye itaat etmesi gereken küçük kardeşlerdi. Ve sonuçta 1990’lar boyunca kardeş halklar birbirini yedi. Yüzbinlerce insan öldü.

 SSCB’de de “Narodov Drujba” (Halkların Dostluğu) sloganı kullanıldı. Ruslar, Ukraynalılar, Gürcüler, Ermeniler, Azeriler, Orta Asya halkları “eşit kardeş halklardı”. Fakat ayrılmayı kabul etmek “bölücülüktü”. Yine birbirlerini boğazladılar.

Egemenler Hakların kardeşliğini bu kez Kürtleri kandırmak için kullanıyorlar.  Ve bu da Abdullah Öcalan’ın eli ile yapılıyor.  Öcalan’ın “Demokratik Ulus” paradigması Kürtleri millet olarak yok olmaya, başka güçlere entegre olmaya ve başkalarının egemenliğini kabul edip “demokrasi, hakların kardeşliği, jineoloji gibi kavramlarla oyalanmasına yol açıyor. Öcalan, Kürtlerin statüsüzlüğünü paradigması ile meşrulaştırdı.

Rojavalı yöneticiler yıllarca “ne istiyorsunuz” sorularına “federasyon, otonomi vb” somut talepler yerine “halkların bir arada yaşadığı, demokratik sistem” dediler. Siyasi talep yoktu, sonuç olarak siyasal bir kazanım da olmadı.

Hakların kardeşliği yanlış değildir, ahlaki olarak başka halkların haklarına saygı göstermek gerekir. Eğer diğer haklarla aynı haklara, güçlere sahipsek ve aramızda karşılıklı kabul edilmiş ve uluslararası sistemle garanti altına alınmış bir ilişki varsa o zaman kardeşiz. Yok hiçbir hakkımız statümüz yoksa o zaman kardeş değil sığıntı oluruz.

Kürtlerin diğer haklarla sorunu yoktur. Kürdistan bölgesi bunun en güzel örneğidir. Süryani, Asuri ve Türkmeni hiçbir Ortadoğu ülkesinde olmadığı kadar Erbil’de ve Duhok’ta haklara sahiptir, özgürdür, huzurlu ve güvendedir.

Halkların kardeşliği değil ölen Abdullah Öcalan’ın paradigmasıdır. Kürtlerin sloganı halkların kardeşliği değil “Kürtlerin birliği, Kürtlerin Ulusal Hakları ve kendi topraklarında egemenlik” olmalıdır.