Türkiye Meclisinin hazırladığı rapor ve Öcalan’ın düşünceleri örtüşüyor mu?

Türkiye Meclisinin hazırladığı rapor ve Öcalan’ın düşünceleri örtüşüyor mu?

“5 Ağustos 2025’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 19 Şubat 2026’da hazırladığı sonuç raporunu kamuoyuna sundu. Rapora aslında Türk devletinin ne yapmak istediğini ve İmralı ile Türk devleti arasındaki anlaşmanın genel hatlarını ortaya koyuyordu. Bu açıdan aslında rapor bize gelecekte neler yapılacağını, Kürt meselesinin Türkiye açısından nereye gideceğini gösteriyor. Bu nedenle de sanıldığından daha önemli bir rapor.

Normalde raporun Kürt sorunun gerçek bir çözümü için bazı başlıklar içermesi gerekiyordu. Bu başlıklar şunlar olmalıydı:

  • Kürt meselesinin tarihsel ve güncel nedenleri belirtilmeliydi. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlerin devlet tarafından inkarının yol açtığı katliamlar, köy boşaltmalar ve uğradığı haksızlıklara az da olsa atıfta bulunmalıydı.
  • Kürtlerin kendini yönetme hakkı, anayasadaki tanımları, ulus olmaktan kaynaklı hakları vb sorunlar tartışmalıydı.
  • Tüm bu tanımlamalar yapıldıktan sonra Kürt yerleşim yerlerinin isimlerinin iadesi, cezaevlerinin boşaltılması, yapılmış faili meçhullerin açığa çıkarılması, sorumluların yargılanması, gerillaların onurlu biçimde geri dönmesinin önünün açılmasının pratik yol haritası olmalıydı. Son olarak da Öcalan’da bu kapsamda umut hakkından yararlana bilirdi.

Bu üç başlık altında Kürt sorunun varlığı kabul edilir ve çözüm ortaya konurdu. Fakat raporda bunların hiçbirine yer verilmedi.  Raporda Kürt adı bile geçmiyor. Rapor aslında Kürt meselesinin nasıl çözüleceğini değil PKK meselesinin nasıl çözüleceğine dair belli belirsiz ifadeler kullanmış. Denilebilir ki, 19 Şubat tarihli rapor aslında özetle “Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” demiştir.  Hatta daha ilerisi rapora göre aslında Türkiye’de Kürt sorunu yoktur.

Rapora bu yönü ile bakıldığında PKK ve DEM parti basının dediği gibi “bazı eksiklikleri olan, geliştirilmesi gereken bir rapor değildir. Rapor temelde hatalıdır, Kürt inkarıdır. Hatta diye biliriz ki,  “Terörsüz Türkiye denen şeyin Kürtsüz Türkiye projesi” olduğunu çok net olarak ortaya koyuyor.

Kürtlerin özgürlüğü ve eşitliği yerine gündem Öcalan’ın “umut hakkından faydalanması” gündem yapılıyor. Yani yüz yıllık Kürtlere yapılan zulmün hesabı ve 20 milyondan fazla Kuzey Kürdistan Kürdü Öcalan’a kurban ediliyor. Öcalan 77 yaşında bir insandır. 50 yıl daha yaşayacak değil. Kürtler Öcalan umut hakkından faylansın diye tüm haklarından feragat edecek 3-5 yıl sonra Öcalan ölünce yeniden kendi hakları için mücadele mi edecek? Bu da bilinçli bir devlet politikasıdır, Kürtleri oyalayarak bitirme politikasıdır.

Peki Kürt tarafı bu duruma ne diyor? Gerçek şu ki, süreci yürüten güçler içinde Kürtlerin temsilcileri yoktur. Çünkü Kürtler adına talepte bulunan kimse yoktur. Kürtler için somut bir kazanım isteyen kimse de yoktur. İçinde Kürt haklarına ilişkin hiçbir şey olmayan raporu 50 kişi içinden sadece 3 kişi ret etti. Onlarda Türk sol örgütleriydi ve raporda “Kürt sorunu tanımlanmadığı için” raporu ret ettiklerini açıkladılar.

Fakat, DEM Parti bu raporu hazırlayan komisyonun içindeydi ve rapora tüm üyeleri ile beraber oy verdi. Sonra da bir iki konuda şerh koydu. Şerh koyduğu konular ise “Sürecin adı, Öcalan’ın özgürlüğü ve dil konusunda anayasal düzenleme” meselesiydi…

Hemen ardından da KCK’den bir açıklama geldi. Bazı çevreler KCK’nin açıklamasını da “sert eleştiri” diye verdi. Oysa KCK’den de sert bir eleştiri yoktu. Sadece gerillanın silah bırakma ve Türkiye’ye dönmesinin “demokratik siyasetin önünün açılması” şartına bağladılar.

Yani sözde Kürt tarafı denen KCK ve DEM Parti Türkiye’de anayasal düzenleme, Kürtlerin bir halk olarak tanınması, özerk veya herhangi biçimde kendini yönetmesi konusunda net bir şey söylemediler.

Zaten söyleyemezler. Neden? Çünkü aslında Komisyonun hazırladığı rapor Öcalan tarafından onaylanmıştır.

Tam bir aydır bu rapor yazılıyor ve DEM parti içinde. DEM Parti 16 Şubat günü İmralı’ya giderek Öcalan ile görüştü ve hazırlanan raporun çerçevesini aktardı. Hatta PKK’nin bazı kaynaklarından aldığımız bilgilere göre rapor önceden Öcalan’a da gitti. Ve Öcalan raporun onaylanmasını istedi…

Yani aslında Kürtlerin bugün memnun olmadığı Komisyon raporu aslında Öcalan’ın düşünceleri ile birebir örtüşmektedir. Çünkü Öcalan’da Kürtlerin anayasal hakları gibi bir talebi yoktur.  Öcalan’ın 27 Şubat tarihli “PKK’yi fesih çağrısı” mektubunda ne söylenmişti: “ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.”

Öcalan sınırların değişmesini talep etmiyor. Öcalan Kürtlerin kendini yönetmesini talep etmiyor. Öcalan Kürtlerin Anayasa da ulus olarak tanınmasını talep etmiyor. Öcalan Kürtçe’nin Türkiye’nin resmi dili olmasını talep etmiyor.

Peki Öcalan Kürtler için ne istiyor? Demokrasi…

Her şeyin başına demokrasi kelime getiriyorlar ve demokratik Türkiye, Demokratik ulus, Demokratik birlik, demokratik sosyalizm gibi kavramlar yaratıp Kürtlerin bunları talep etmesini istiyorlar. Demokrasi her şeyin çözümü gibi sunuluyor. Demokrasi tüm baş ağrılarını kesen mucizevi bir ağrı kesici gibi her şeye öneriliyor. Öyle değildir, demokrasi bir yönetim biçimidir. İyi demokrasiler vardır kötü demokrasiler vardır.  Kürtlerin asıl mücadelesi kimlik, haklar ve kendini idare hakkıdır. Bunlarda genel geçer demokrasi ile değil anayasal tanımla olur.

Öcalan Kürtler için bir şey istemiyor.

Bunun için Meclisin hazırladığı raporda da Kürtler için bir şey yoktur.

Bunun için meclisin raporu aslında Öcalan’ın raporudur. Birebir uyuşmaktadır.

DEM Parti ve KCK’nin yaptığı eleştirilerde devlete söylenmiyor. Kürtlerden gelecek eleştirileri engellemek ve “bakın bizde eleştiriyoruz her şey düzelecek” diye oyalamak için söyleniyor.

Bahçeli-Öcalan ve Erdoğan’ın çözüm dediği süreç aslında Kuzey Kürtlerini çürütme sürecidir. Meclisin raporu da bunu net olarak ortaya koymuştur.