Erkan Baş Tartışması ve 1999 Sonrası Kürt Siyasetinde Paradigma Değişimi ve Abdullah Öcalan

Son günlerde Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da ilginç biçimde Kürtlere örtülü hakaret ve ret var. Bunlardan son iki hafta içinde gündem olanlar ise Rahmi Koç ile Erkan Baş. Kürtler her ikisine de sosyal medyada çok sert tepki verdi. Her ikisi de belli ölçüde geri adım atmak ve Kürtlere kendini izah etmek zorunda kaldı.
Kürtlerin her iki isme de tepki göstermesi çok haklıydı. Fakat sorun bu iki kişinin Kürtleri bir biçimde hedeflemesi değildi. Sorun bu iki kişiye tepki koyarken Kürt kimliği, Kürt dili ve Kürt sosyalitesine asıl hakareti yapan bir Kürdün unutulmuş olmasıydı. O’da hiç şüphesiz ki Abdullah Öcalan’dı.
Belki bazılarınız ya bu konuyu da Abdullah Öcalan’a bağlamayın diyeceksiniz. Oysa ki konu tam olarak da nereden bakarsanız bakın Abdullah Öcalan’ın meşhur düşünceleri ile birleşiyor.
Gelin Erkan Baş’ın “Ana dili Kürt olan biri” meselesinden başlayalım:
Erkan Baş ileride Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçiminde DEM Parti ile ittifak yapıp yapmayacakları sorusuna “Ana dili Kürt bir adayda ortaklaşamaya biliriz” dedi. Ana dili Kürtçe ne demek? Kimin ana dili Kürtçe olabilir elbette ki bir Kürdün. Yani Erkan Baş “eğer DEM Parti Kürt bir aday gösterirse desteklemeyeceğiz” dedi. Gelen tepkiler üzerine yarım ağız söylediklerini düzeltti.
Sorun, Erkan Baş’ı yanlış anlamak değil tam tersine bilinç altı bile diyemeyeceğimiz Kürtleri Hamal Kürt olarak gören zihniyetin dışa vurumudur.
Ayrıca, Erkan Baş herhangi bir Türk değildir. Erkan Baş Türkiye İşçi Partisi’nin genel başkanıdır. Ve 2018 yılında Türkiye Genel seçimlerinde İstanbul’da HDP’den aday oldu ve seçime girdi. Yine 2023 yılında da HDP tarafından desteklendi ve birçok yerde Kürtler oy verdi. TİP ve Erkan Baş normalde Kürtlerin oyları olmazsa tüm Türkiye’den bir aday çıkaramaz. On binlerce Kürt Erkan Baş’a oy verdi. Erkan Baş ise Kürtlere oy vermiyor.
Şimdi burada sorumlu Erkan Baş mı, yoksa Kürtler mi? elbette ki Erkan Baş gibi gizli Türk milliyetçilerini ve Kürt düşmanlarını seçtiren HDP-DEM Parti ve onları yöneten siyasi akıl Abdullah Öcalan suçlu. Çünkü Erkan Baş, Öcalan’ın kardeş siyasetçi- ittifak siyasetçi olarak seçtiği kişidir.
Abdullah Öcalan 2025 yılı Ağustos ayında yaptığı görüşmede Erkan Baş için şunları söyledi: “Erkan Baş’a selamlarımı iletin. Bu yeni partiyi Demokratik Cumhuriyet Partisi diye tanımladım. Burada arkadaşlarla da paylaştım isim olarak, ancak kendisiyle de konuşun, bu girişimim ‘Demokratik Sosyalizm Partisi’ temelinde örgütsel birliğe kadar gidecek. Böyle bir oluşumdan bahsediyoruz. Kendisinden de parti ismi önerisi alın. Bu ismi de kendisine iletin. Selamlarımla beraber bir mesaj olarak iletin Erkan’a. Yeni partiye dahil olabilirler.”
Erkan Baş Öcalan tarafından seçildi. Ama sorun tek bu değil sorun Abdullah Öcalan’ın Kürtlerin siyasal, kitlesel gücünü (buna oyları da dahil) Türkiyelilik sahasında tutan paradigmasının kendisindedir. Öcalan 1999 yılında Kuzey Kürdistan kitlesini Türkiye siyasetinin Türklerin bile değiştiremediği politikasının bir parçası haline getirildi. Kürt ve Kürdistani tabanın ve taleplerinin esas olduğu DEHAP’ın fesh edilmesi ve Demokratik Toplum Kongresi ile başlayan DTP-HDP- DEM Parti gibi partiler zincirinin siyasal varlığı sorunludur. Çünkü bu partiler Kürtlerin varlığını değil Türkiye’nin varlığını garanti altına almak için var olmuştur.
Öcalan bu sistemi Kürtler için kabul edilir kılmak için eşbaşkanlık sistemini bir Kürt ve Türkün yer aldığı bir sistem haline dönüştürmüştür. Yani Kürt partileri eşbaşkanlık adı altında kayyumlara açılmıştır. Figen Yüksekdağ, Tülay Hatimoğulları, Mithat Sancar gibi isimler Türk tarafının direk temsilcisi olmuştur. Hiçbir oyu olmayan bir çok isim meclise Kürtlerin oyu ile girip Türkiye’nin “milli bütünlüğünü” korumanın garantisi olmuştur. Türk siyasi partilerini zaten Türkler yönetiyor. Kürt siyasi partisi olduğunu iddia eden HDP geleneğinden gelen partilerde böylelikle Türkler tarafından yönetilmiştir.
Erkan Baş gelen tepkiler üzerine yaptığı açıklamada “Türk ve Kürt halkının kardeşliğine inanan biri” olduğunu söylüyor. Aslında bu söz bile yeter. Kürt ve Türklerin kardeşliğine inanıyor fakat Kürde oy vermiyor. Sonuç şu: Kürtleri kardeş görmek değil Kürtleri kendini yönetme hakkı olan bir ulus olarak görmek önemlidir. Yoksa gerisi propagandadır. PKK’nin yıllardır Kuzey Kürdistan’da Kürtlere dayattığı kardeşlik ve solcu dostların profili Erkan Baş’tır.
Kürtlerin bir sözü var. “Eşeğe gücü yetemeyince semere saldırmak”. Abdullah Öcalan’ı eleştirip, sen bizi bu duruma getirdin diyemeyenler ( Bunların büyük bölümü de zaten PKK ve çevre örgütlerindeki kişilerdir) Erkan Baş’ı eleştiriyor.
Sevgili Kürtler Erkan Baş’a kızmayın. O kendi temsil ettiği kimliğin gereğini yapıyor. Sorun Abdullah Öcalan’ın 1999 yılında Demokratik Konfederalizm, Türkiyelileşme, Entegrasyon vb kavramlarla sürekli beslediği Kürt Ulusal iradesini Türkiye’ye teslim eden paradigmasındadır. Kürt oyu ile seçilen Erkan Baş’ın Kürtlere oy vermemesi bu paradigmanın sonucudur. Ve şu anda Kürtlerin etrafına “halkların kardeşliği” söylemi ile toplanan tüm Türk sol şahsiyetlerinin tümü Kürtlerin Ulusal Haklarını kazanması için değil Türkiye’nin bütünlüğünü sağlamak için Kürtlerin yanındadır.
Sorumlu kişi ise Abdullah Öcalan’dır.




