Cehşlik ya da Anti-Kürd Nizam

Cehşlik ya da Anti-Kürd Nizam

Kürdistan politik literatüründe “cehşlik”, ulusal kurtuluş mücadelesine ve ulusal haklara karşı bilinçli bir duruşu ifade eder. Bu kavram, işgalci devletleri veya dış güçleri değil; Kürd kökenli olup Kürdlerin ulusal davasına, devletleşme perspektifine ve bağımsızlık iradesine karşı çıkanları niteler. Özellikle PKK çizgisi ve benzeri yapılar, bu nitelemeyle tanımlanır.

Kuzey Kürdistan’daki bazı “Kürdistani” çevreler, “cehş” tanımını sert, yıkıcı ve Kürd birliğine zarar veren bir ifade olarak görür. Oysa aynı çevreler, 16 Ekim 2017 Kerkük ihanetinin ardından YNK’nin işbirlikçi kanadına ve Talabani ailesine karşı “cehş” kavramını sıkça kullanmış, hatta çok daha ağır hakaret ve küfürlere başvurmuştur. Aynı kişiler, PKK çizgisine “cehş” denmesine ise büyük tepki gösterir. Bu çifte standart, tartışmanın temel çelişkisidir.

Bu tartışmanın önemli bir kilometre taşı, İsmail Beşikçi’nin 2017’de Diyarbakır’da düzenlenen “Kürdler ve Geleceğini Belirleme Hakkı” kitabı imza günüdür. Beşikçi, konuşmasında “cehşlik” kavramı yerine “Anti-Kürd Nizam” tanımını tercih ettiğini açıkça belirtmiştir: Son dönemde uluslararası Anti-Kürd Nizam’a bazı Kürd partileri de dâhil oldu. YNK’nin bir kısmı, Goran Hareketi ve PKK, Anti-Kürd Nizam’ın Kürd ayağını oluşturuyorlar. Bunlar ısrarla ‘ulus devlet istemiyoruz’ diyerek Kürdlerin karşısında Anti-Kürd cephesini güçlendiriyorlar. Beşikçi’ye göre Anti-Kürd Nizam, yaklaşık bir asırlık geçmişe sahip sistematik bir yapıdır. Emperyalist güçler, sömürgeci devletler ve farklı ideolojik görünümlü (dinci, solcu, ırkçı) aktörlerden oluşur.

Anti-Kürd bir tutum, basit bir cehşlikten çok daha ağır, bilinçli ve örgütlüdür. Bu, ulusal varlığı hedef alan, düşman saflarında yer alan sistematik bir tercihtir. Beşikçi’nin özellikle altını çizdiği nokta şudur: Anti-Kürd olmanın temel kriterlerinden biri, Kürd ulus devletine karşıtlıktır.

Beşikçi’nin tespitini büyük ölçüde doğru bulmakla birlikte, bir noktada eksiklik görüyoruz. Beşikçi “son dönemde” derken, biz PKK’nin daha kuruluş aşamasından itibaren bu nizam tarafından şekillendirildiğini ve Kürdistan’daki ulusal dinamikleri zayıflatma misyonunu üstlendiğini düşünüyoruz. PKK, kuruluş yıllarında “ulus devlete karşıyız” dememiş olsa da, pratikte Kürdistan’ı ve ulusal birliği zayıflatacak bir çizgi izlemiştir. “Ulus devlete karşıyız” söylemi ise 1999’dan (Öcalan’ın İmralı’ya taşınmasından) itibaren belirginleşmiş ve sonraki yıllarda sistematik hale gelmiştir.

Beşikçi’nin daha önceki bir yazısında da belirttiği gibi, ulusal talebi olmayan bir yapının “ulusal birlik” ya da “ulusal kongre” istemesi samimi değildir. Bu temel tutarsızlık bugün de geçerliliğini korumaktadır. Şimdi, “cehşlik” tanımına tepki gösteren Kuzey Kürdistanlı politik çevrelere sormak gerekiyor:

Beşikçi’nin “Anti-Kürd Nizam” tanımı, “cehşlik”ten daha ağır değil midir?

Bu doğru ve derin tespiti “yıkıcı ve Kürd birliğini bozan” bir tanım olarak mı görüyorsunuz?

Beşikçi’nin bu tespitine karşı herhangi bir eleştiri veya açıklama yaptınız mı?

Tespit yanlışsa neden tepki göstermediniz; doğruysa neden sahip çıkmadınız?

İsmail Beşikçi, uzun yıllar Kuzey Kürdistan’daki Kürdistani partiler, kurumlar ve kişiler için en önemli referans ve en saygın düşünürdü. Diyarbakır’a her gelişinde etrafı bu kesimlerle dolardı. Ancak Beşikçi, PKK çizgisinin ulusal davaya ve bağımsızlık perspektifine verdiği zararı net şekilde dile getirmeye başladıkça, bu çevreler kendisinden hızla uzaklaştı. 2017 imza gününde Beşikçi’yi dinlemeye sadece 15-20 kişinin gitmesi, “Kürdistani” geçinen kesimin entelektüel ve siyasi iflasının açık bir kanıtıydı.

Hem Kürdistani görünmek hem de cehşlerle “Kürd birliği” adına ittifak arayışına girmek, Meclis’e girmek için her yolu denemek; açık ve net konuşan Beşikçi’den uzak durmayı “akıllılık” sanıyordu. O yalnızlık, aslında bağımsız Kürdistan düşüncesinin Kuzey’deki yalnızlığını gösteriyordu. Cehşe “cehş” demek, bağımsızlıkçı olmanın ön koşullarından biridir. Bunu yapmak samimiyet, cesaret ve hesapsız bir Kürdistani duruş gerektirir. Ne yazık ki PKK çizgisi, Kuzey’de bu özellikleri büyük ölçüde erozyona uğratmıştır.

Beşikçi’nin yalnızlaşması onun değerini artırmış; Kürdistani değerleri pazarlayarak kirli ittifaklara bulaşanları ise daha da değersizleştirmiştir.

Aradan geçen dokuz yıla yakın sürede (2017-2026) saflar daha da netleşmiştir. PKK, 2025 Mayıs’ında gerçekleştirdiği 12. Olağanüstü Kongre’de örgütsel yapısını feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı aldı. Öcalan’ın “pozitif inşa”, “demokratik bütünleşme” ve “Terörsüz Türkiye/Barış ve Demokratik Toplum Süreci” söylemiyle Devlet-PKK hattı ilerliyor. “Ulus devlete karşıyız” paradigması, yerini “Cumhuriyet’le sorunumuz yok”, “Türkiye artık benim de devletim” söylemine bırakmıştır.

Ancak Anti-Kürd Nizam tartışması bitmiş değildir.

2026 yılı içinde Diyarbakır’da kurulan “Kürd Milli Platformu” gibi girişimler, Devlet-İmralı görüşmelerinin yoğunlaştığı dönemin yan ürünleri olarak ortaya çıkmıştır. Bu tür platformlar ve “milli kongre” benzeri teşebbüsler, 40 yılı aşkın süredir benzer girişimlerde olduğu gibi, PKK paradigmasının gölgesinde hareket etmekte; gerçek bir ulusal alternatif oluşturamamakta ve mevcut sistemle uyumlu, kontrollü bir konuma yerleşme eğilimi göstermektedir.

DarkaMazi’nin 25 Nisan 2026 tarihli analizi ve görseli, (görsele linkten ve yazının sonunda ulaşbilirsiniz.  (https://darkamazi.site/archives/1037938)  bu tartışmayı yeni bir somutluk düzeyine taşımıştır.

Bafil Talabani’nin misyonu, Kürdistan’ı 140. madde bölgelerinden çıkarmak ve 2014’ten beri süren PKK-YNK ittifakını pekiştirmektir. Kerkük’teki vali değişikliği (Rebwar Taha’nın görevden alınıp valiliğin Türkmen Muhammed Seman’a verilmesi), 140. madde haklarının fiilen tasfiyesi girişimi olarak değerlendirilmekte; olaylar YNK-KDP çatışması gibi sunulsa da aslında bölgesel bir planın parçasıdır. Grafikteki İran bayrağı ve sembolleri, Anti-Kürd Nizam’ın YNK-PKK eksenindeki İran etkisini açıkça göstermektedir. Bu ittifak, “köprü” söylemiyle maskelense de pratikte ulusal talepleri erozyona uğratmakta, Kerkük gibi sembol kentleri Türkmen ve Bağdat’a teslim etmektedir.

Uluslararası ve bölgesel Anti-Kürd Nizam devam etmektedir.

Kuzey’de hâlâ ulusal bağımsızlık perspektifini açıkça savunan bağımsız sesler marjinalleştirilmektedir.

“Kürdistani” geçinen bazı kesimler, yeni süreçte de icazetli ve kontrollü siyaset içinde erime riskiyle karşı karşıyadır.

Güney’de olduğu gibi Kuzey’de de saflar netleşiyor. Cehşe “cehş” diyemeyen, Anti-Kürd Nizam’ın herhangi bir ayağına (uluslararası veya yerel) hizmet eden hiçbir kişi ya da kurum, Kürdistani olma iddiasında samimi olamaz. Cehşlerle ittifak yapanlar veya ittifak yolu arayanlar, ister eski ister yeni isimlerle olsun, Beşikçi’nin deyimiyle Anti-Kürd Nizam’ın hizmetçileri konumuna düşer.

Yanlışın neresinden dönülürse kârdır. Bu tarihi dönemeçte hâlâ yüzünüzü ve zihninizi bağımsız Kürdistan’a çevirmiyorsanız, bir daha dönme şansınız olmayabilir. Biraz samimiyet, biraz cesaret ve kişisel hesaplardan uzaklaşmak, gerçek bir Kürdistanileşme için yeterlidir. Bunu yapamıyorsanız, en azından gerçek ulusal iradenin önünü açın ki Kürdistan kervanı ilerleyebilsin.

Süleyman Akkoyun

Bafil Talabani’nin son misyonu,  Kürdistanı 140 madde bölgelerinden çıkarma ve PKK-YNK  2014 ittifakı…