Mesele Mem Ararat’ın telif hakları değil mesele PKK’nin sosyal kurumlarda kurduğu tekellerdir…

Son günlerde Kürt müziğinin sevilen sesi Mem Ararat’ın KOM Müzik adlı şirketle yaşadığı telif hakları konusu Kürtler için önemli bir gündem oldu.
Mem Ararat’ın çıkışı gerçek anlamda İbrahimi bir çıkıştı, putları yıktı. Ne kadar arkasında durur veya durmaz, meseleye nereye gider bilmiyoruz ama sonuçta biri çıkıp “Kendi elimizle yaptığımız putlara niye boyun eğiyoruz” demiştir.
Kamuoyu konuyu KOM Müzik-Mem Ararat, müzik- telif hakları döngüsü içinde ele alsa da konu aslında da çok daha geniştir. KOM müzik sivil ve bağımsız bir şirket değildir, PKK’nin Kültür Sanat çalışmaları kapsamındaki bir yapılanmasıdır. Yani KOM müzikten sorumlu kişi Erdal Avcı kişisel tasarrufu ile değil PKK’nin merkezi kararları doğrultusunda çalışma yürüten bir isimdir. Yarın Erdal gider ali veli gelir. Bu nedenle bu döngünün dışına çıkmak önemlidir. Elbette Mem Ararat ve sanatçılar kendi çalışma alanları nedeni ile KOM müziği muhatap alacaklar. Ama gerçek anlamda yaşananları analiz ettiğimizde görülecektir ki, esas sorun KOM müzik değil PKK’nin son 30 yıldı Avrupa ve Kuzey Kürdistan-Türkiye’de inşa ettiği kurumlar üzerindeki tekelleşmedir.
PKK’nin geçmişten beri kendinden olmayanı dışlama ve ajan yaftalaması vardı. Fakat özellikle 1999’dan sonra Öcalan’ın Türkiye’ye gelmesi ile beraber bu durum değişik bir hal aldı. Devlet, Kürtleri kontrol edilebilir biçimde belli merkezlerde toplama politikasının bir parçası olarak PKK’nin kurumlaşmalarını tek meşru mecra olarak açık kapı bıraktı. Bu biçimde PKK Kürt toplumunun tümünü kontrol eden bir sistem haline geldi. Her alanda engellerle karşılaşmadan Kürtleri kontrol eden, tek sesli, tek partili, tek liderli bir hegemonya kurdu.
Bunun bir benzeri de Avrupa’da yapıldı. Daha sonra bu model Rojava’ya taşındı. Ama genel olarak PKK bulunduğu alanlarda müzik, filim, tiyatro, televizyon, sendikalar, iş örgütlenmeleri, odalar, insan hakları örgütleri, belediyeler, sivil toplum kuruluşları gibi pek çok alanda neredeyse sahanın tümünde örgütlenmiş ve kendisi dışında ortaya çıkan tüm kişi ve kurumları elindeki kadro, militan kitle ve diğer tüm güç odaklarını kullanarak hareket alanı bırakmamıştır. Öyle bir döngü kurulmuştur ki ne kadar yetenekli, işin ehli, vatansever ve Kürdistani olsanız bile önce gidip PKK’nin Kuzey’deki veya Avrupa’daki yapılarına gidip biat etmeniz gerekmektedir.
Müzik yapmak istiyorsanız ya Avrupa ya da Kuzey’deki kurumlara gideceksiniz ki size bir saha açılsın. İnsan Hakları alanında çalışma yürütmek istiyorsanız gidip PKK’nin alan koordinasyonuna biat etmeniz gerekiyor. Ekoloji çalışma yapmak istiyorsanız gidip PKK’nin alandaki ekoloji komitesine gidip biat etmeniz gerekiyor. Milletvekili veya belediye başkanı olmak istiyorsanız gidip PKK’nin Avrupa Koordinasyonu veya Kandil’deki sorumlu kişiden icazet almanız gerekiyor. Eğitim-Sen veya başka bir sendikanın yönetim kuruluna girmek isterseniz gidip PKK-KCK’nin Emekçiler Komitesine girmeniz gerekiyor. Belediyeden ihale almak istiyorsanız (eskiden Kuzey’de gerilla varken HPG’nin bağlı eyalet yönetiminden izin almak gerekirdi) PKK’nin Kuzey’dek Mali komitesi veya direk PKK’nin üst düzey isimlerinden izin almanız gerekiyor.
Şimdilerde de Kuzey Kürdistan’da PKK’nin cezaevinden çıkan 30 yıllıklarından kurulmuş bir Apocu Hareket Kuzey Kürdistan Koordinasyonu diye bir sistem var, bir iş yapmak isteyen, bir çalışma başlatmak isteyen düşman ilan edilmemek için gidip bu koordinasyonda ele etek öpüp kendini kabul ettirmek zorunda bırakılıyor.
Öyle bir durum var ki tıpkı Baas Parti sistemi gibi bir sistem kurulmuş. Baas sisteminde Parti üyesi olmayanlar üniversitelerin iyi bölümlerine bile kabul edilmiyordu. Ticaret yapmak, fırın açmak, özel bir kurs almak hatta yurtdışı vizesi almak için bile Baas Parti üyesi olmak istiyordu. Okullarda ve kurumlarda herkes “Kanımızla canımızla seninleyiz ey başkan” diyerek slogan atıyordu. Devletin hışmına uğramak istemeyenler evlerine bulundukları ülkelerin Baas sistemlerinin başkanı Saddam Hüseyin veya Hafız Esad’ın resmilerini asıyordular. Bunun benzer bir sistemi zaten Kuzey Kore’de şimdi var.
Baas sistemlerinden partiyi eleştirmek, hak talep etmek düşmanlık yapmakla iş değerdi ve bu kişilere her türlü muameleyi yapmak serbestti.
Şimdi Demokratik, Ekolojik, Cinsiyet Özgürlükçü ve Komünal demokratik Apocu harekette ise insanlar Esad ve Saddam’a tapınma kültürünü Kürtlere dayatıyor. “Ya partili olacaksınız, APO’cu olacaksanız ya da size burada yer yok” deniyor insanlara.
Ve tabi ki tüm tapınmacı sistemler kendi alt kollarını da oluştururlar, rant sistemi başlar ve sonuç olarak da kötü bir diktatörlük hayatın her alanına sıçrar. Diktatör vardır, diktatörün yanındaki ilk halka vardır, bunlar birer küçük diktatör olur, aşağı kadar böyle yayılır. Küçük küçük liderler başlar. Yani artık PKK’nin çeşmenin başını tuttuğu kurumlarda “biji serok Apo” sloganı atmakta yetmiyor. Avrupa’daysanız Avrupa Koordinasyonu, olmadı yaşadığınız ülkenin koordinasyonunu da mutlu etmeniz, övmeniz yağcılık yapmanız, etrafında fır dönmeniz, biraz hediye, biraz gezdirme ile gönlünü hoş tutmanız gerekir. Kuzey’de iseniz PKK’nin gizli koordinasyonuna kendinizi tanıtmanız, biraz hediye biraz tatlı söz vb gerekir. İşiniz büyük ise o zaman bu işe ta Kandil’e kadar uzar. Yani bilenen söylemle “liyakat değil sadakat”, “hak ediş değil boyun eğiş” esastır.
Bu sistem doğal olarak rant sisteminin bir parçasıdır ve yozlaşmıştır. Kurum yönetimelirinin de çok azında PKK ideolojisine bile olsan inanmış insan yoktur. Ortada bir rant vardır ve herkes bu ranta dahil olmaya çalışmaktadır. Parantez içinde şunu söyleyelim Kuzey Kürdistan’da cezaevlerinde sürünmüş, bedel ödemiş ve yaşanan savaşın mağduru olmuş insanlara kurumların üst yönetimlerinde çok yer verilmez. Kurumda yer alanda üstün alta yansıması, iktidarcı, rantçı ve merkeziyetçidir. Ve bu ranta ortak olmayan insanlar nedeni Kuzey Kürdistan’da büyük bir rekabet, iki yüzlülük ve yozlaştıran bir politik siyasi, kurumsal elit oluşmuştur. Barolar bir dahaki seçimlerde milletvekili olmak için hazırlanıp bu yüzdün PKK koordinasyonuna kendini sevdirmek isteyen avukatlar, sendikalarda aynı biçimde öğretmen ve memurlar sıradadır. Asılında en aşağıdaki kitle tabanı dışında herkes bu sistemi çok net görmektedir. Fakat çıkarları gereği sistemin parçasıdır.
Örneğin Mem Ararat meselesinde tarafsız ve adil davranması gereken bazı avukatların PKK holiganı gibi Mem’e saldırmasının altında yatan gerçek budur. İnsan Hakları Derneği bile bu biçimde PKK tekelinin esiridir.
Ortada öyle bir denklem oluşmuştur;
PKK tekeli+kurumların rantçılığı+ kişilerin bireysel hesapları= YOZLAŞMA
Ve bunlarla mücadele etmek çok zordur.
Son olarak bu tür sistemleri en iyi anlatan Hannah Arendet’in bir sözü vardır.
“Totaliter örgütlerin üst yönetiminde herkes şefin yalan söylediğini bilir. Ama şef kaybederse hepsi kaybedeceğinden susarlar. İlke, şefin yanılmazlığı değil yenilmezliğidir; buna olan inanç biterse totalitarizmin hayal dünyası bir anda çökecek ve gerçek kazanacaktır.”
Evet bu rant sistemi kaybetmemek için bir birine kenetlenmiştir. Gerçek Kürt demokratları bu sistemi yıkmak için hareket etmelidir, yoksa bu hastalık tüm vücuda yayılacak bir hal almıştır.




