Bir devrimin karşı devrime dönüşmesi: PKK ve Öcalan’ın Rojava Devriminde(!) oynadığı rol ve yarattığı sonuçlar….

2010 yılı sonunda Tunus’ta başlayan Arap Baharı sürecinin 2011 yılında Suriye’ye sıçraması ile beraber başlayan süreç 2024 yılında Esad Rejiminin yıkılması ile beraber sona erdi. Arap Baharı genel olarak Kürtler özelde de Rojava için büyük fırsat kapıları açtı. Rojava’nın Kürtler adına bir kazanım elde etmesi Kürtler üzerindeki sömürgeci sistemin büyük bir darbe alması anlamına geliyordu.
Kürt milleti dört parça Kürdistan’da Rojava için seferber oldu. Anıları önünde saygı ile eğildiğimiz binlerce Kürt evladı Rojava’nın özgürleşmesi için canını verdi. Rojava’da ki gaziler kurumu yöneticisi Fatma Ömer’in Kasım 2021’de yaptığı açıklamaya göre 13 bin şehit, 28 bin yaralı, 5 bin gazi var, Şimdi ise bu sayı 15 bini geçmiş durumda. Tüm bu bedele rağmen Rojava’da bir Kürt kazanımı yaratılmadı.
Rojava’da yaşanan bu kazanımsızlık ve teslim edilme durumunu, başta Batı olmak üzere ABD’nin iki yüzlüğü, anti-Kürt nizamın güçlüğü gibi nedenlerle açıklamak yetersizdir. En etkili olan şey Abdullah Öcalan ve PKK’nin Rojava üzerinde kurduğu vesayettir. Belki vesayet kelimesi bu konu için doğru bir tanım olmayacaktır. Çünkü PKK’nin Rojava üzerindeki siyasetini emanetçilik, gasp ve rehin kavramları ile açıklamak en doğrusudur. Ve bu durum 1980’lere dayanan eski ilişkiler ve gizli anlaşmalar sürecidir.
Cemil Esad’ın Öcalan’a teklifi
PKK’nin bu Rojava’yı emanet alma süreci 1986 yılında başladı. 1986’da PKK’nin önemli adamlarından Cemil Bayık (Cuma) ve Hafız Esad’ın amcası Cemil Esad arasında bir mutabakat yapıldı. Mutabakat Esad Rejimini Rojava Kürdistan’ında korumayı amaçlıyordu.
Rojava Kürtleri’nin Rojava’da daha 1940’lara dayanan bir mücadelesi vardı. Ve bu yapılar Rojava’yı direk olarak Kürdistan’ın bir parçası olarak görüyordu. Suriye devleti bu Kürt yapılarından çekiniyordu. Ayrıca İhvan Müslüm’ün Sünni olması nedeni ile Rojava’da taban bulmasından çekiniliyordu. Bu mutabakata göre PKK, Suriye devletinin çekindiği bu iki yapıyı Rojava’dan uzak tutacaktı. Rojava’yı Esad rejimi adına kontrol eden PKK’de Öcalan’ın güvenliği, hayat koşulları, sınır geliş gidişleri gibi birçok imtiyaz elde etti. Öcalan Şam’da devlet koruması altında yaşarken kadroları Şam, Halep, Efrin ve Cizre bölgesinde rahat biçimde halk örgütlenmesi çalışmaları yapıyor, toplantılar düzenliyordu. Bu süre içinde yerel güçlerin zaman zaman yanlış tutuklamaları dışında PKK hiçbir engel görmeden Rojava’ya yerleşti.
PKK’ye göre Rojava Kürdistan mıdır değil midir?
PKK, 1986 yılındaki bu mutabakattan sonra hiçbir zaman Rojava’yı Kürdistan’ın bir parçası olarak organize etmedi ve Rojava’da Kürtler için bir talepte bulunmadı. 1986’lerden sonra yüzlerce Kürt genci “Eze biçim Welat” denerek gerillaya gönderilir. Rojava “welat” yani ülke değildir, ülke Güney ve Kuzey’dir. Rojava ise Suriye’nin bir parçasıdır.
Yani aslında 2013 yılından sonra çokça duyduğumuz ve bir kısım Kürdün eleştirdiği Rojava’yı “Kuzey Doğu Suriye” olarak tanımlama yeni değildir. PKK için Rojava her zaman Suriye’nin bir parçası olarak kaldı.
1990’lar ve 2000’li yılların başında PKK’nin bu söylemi yeterince dikkat çekmedi. Fakat zamanla bunun sadece bir söylem değil politik bir duruş olduğu ortaya çıktı. Rojava adına siyaset yapan Mazlum Abdi, ilham Ahmet, Fawza Yusuf, Aldar Xalil gibi isimler hiçbir zaman çıkıp “Kürtlerin kendini yönetmesini istiyoruz, falan şehirler Kürt şehirleridir, Kürtlerin hakları şunlardır” demedi. Şimdi deniyor ki Rojava’da neden Kürtler bir kazanım elde etmedi, çünkü Rojava’da öne çıkan PKK yapıları Kürtler için bir şey istemedi.
Bu politik öngörüsüzlük değil bir tercihti.
Rojava’da iki emanet dönemi…
Rojava için netleşmesi gereken bir diğer hususta şudur 19 Temmuz 2012 tarihinde Rojava’da bir devrim gerçekleşmemiştir. PKK, İran’ın Esad rejimini ayakta tutma ve Şii Hilali projesinin merkez karargâhı haline getirme ajandasını kabul etti. Yani, İran’ın garantörlüğünde Rojava Esat’tan devralındı. Esad, Rojava’yı başka yapılara teslim etmemek, Sünni güçlerle iş birliği yapmamak karşılığında yıkıldığı güne değin PKK’nin Rojava’daki varlığını destekledi.
Şöyle özetleye biliriz
- Emanet dönemi: 12 Temmuz 2012’den rejimin yıkıldığı 8 Aralık 2024 tarihine değin PKK, Suriye rejiminin yıkılmasını engellemek karşılığında Rojava’yı emanet aldı.
- Emanet dönemi: Abdullah Öcalan’ın PKK’yi fesih çağrısı yaptığı 27 Şubat’tan tam 11 gün sonra 10 Temmuz 2025 tarihinde imzalanan çerçeve anlaşması ile ise Rojava Türkiye’ye teslim edildi. Yani teslim edilme 2026 yılı çatışmalarından öncedir.
Bu iki emaneti devir-teslim sürecinde de etkili olan güç Abdullah Öcalan ile yöneticileridir. Süreci onlar yürütmüştür. Mazlum Abdi, Sipan Hamo, İlham Ahmet, Aldar Xalil gibi isimler ise bu sürecin magazin yüzünü oluşturan pratikte iş yapan piyonlarıdır.
PKK, Rojava’yı tıpkı bir kene gibi emerek kendine güç yarattı. Savaşçı kazandı, silah kazandı, diplomatik imkan kazandı, geri cephe kazandı, para kazandı. PKK Rojava’yı sömürerek herkese pazarladı. Sonuç olarak ise 13 yıllık filim Türkiye’nin ön gördüğü biçimde Şam rejiminin kollarında bitti. Yani PKK, Rojava’yı emanet aldığı Şam’a teslim etti.
Şimdi durum buyken ve çıkıp hala Rojava devriminde söz ediyorlar. KCK, Rojava Apocu çizgide devam edecek diyor. Mazlum Abdi ise bu utanmazlığı en üst düzeyde sergilemiş. Abdi dün yaptığı konuşmada: “Devrim kazanımlarımızı Suriye devrimi ve toplumunun tümüyle bütünleştiriyoruz, Yeni süreç başlıyor” diyor.
Şöyle özetleye biliriz durumu; Ortada, Rojava Kürtlerini, Kürt olduğuna pişman eden ve Kürdistan için ayağa kalktığına pişman eden bir komplo var. 15 bin şehidin var, şehirlerin işgal edilmiş, on binlerce insan göç etmiş, hiçbir yerde alt yapı yok, insanlar aç, işsiz. İnsanlar Esad döneminden daha yoksul. Ve kalkıp buna “Rojava devrimi” diyorsunuz.
Hayır ortada Rojava devrimi yok Kürtlere karşı yapılan karşı devrim var.




