Rojava’nın 15 Yılı ve İlham Ahmed: Bedeli Ağır, Kazancı Sıfır Bir Zafer Masalı

Rojava’nın Şam’a entegrasyon sürecine Kürt kamuoyundan büyük bir tepki geldi. PKK medyası ise bu haklı tepkileri gidermek ve algıyı yönetmek için çok yönlü bir çaba içinde. Halka yaşananların “normal bir süreç” ve hatta bir “kazanım” olduğunu kabul ettirmek için epey bir uğraş veriyorlar. Bu çaba doğrultusunda Rojavalı yöneticiler allanıp pullanarak yeniden Kürtlerin önüne çıkarılıyor. Bu aklama çalışmasını yürüten ana ekranlardan biri de Türkiye’de yayın yapan İlke TV.
İlke TV’nin temel gündemi, Öcalan’ın entegrasyon politikasını Kürtlerin yutabileceği bir biçimde sunmak. Bunun için günlük özel yayınlar yapıyorlar. Son olarak Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile gerçekleştirdikleri röportajlar da aslında Kürtlere Rojava’da yaşanan teslimiyet sürecini kabul ettirme amacına hizmet ediyor.
İlham Ahmed’in İlke TV’de Banu Güven ile yayınlanan röportajı tam da bu çerçevededir. Banu Güven, gazetecilik yeteneğini öyle bir kurguyla sergiliyor ki sorular İlham Ahmed’e tüm Rojava pratiğini aklama alanı açıyor. İlham Ahmed de 15 bin şehit vermiş bir coğrafyanın değil de sanki Norveç gibi bir refah ülkesinin temsilcisi edasıyla konuşuyor. İkili beraber öyle bir yöntem üretmişler ki; kocaman bir ağacı tek bir yaprakla tanımlamak gibi, Rojava’nın 15 yıllık bedellerle dolu sürecini getirip Şam’da yapılan üç beş görüşmeye sığdırıyorlar. Odağı küçültüp gerçeği gizliyorlar.
Gerçeği görmek için öncelikle “İlham Ahmed kimdir?” sorusunu sormak gerek.
İlham Ahmed veya PKK içindeki adıyla Ronahi Efrin, 1990’ların başlarında Halep’ten örgüte katılan üç kız kardeşten biri. Uzun yıllar öne çıkan bir isim olmadı. Onun bu silik kadroluğu, PKK’nin PYD’yi kurmasıyla değişti ve Ahmed örgüt içinde önemli görevler üstlendi. Bunu da daha çok Cemil Bayık’a yakın bir isim olarak başardı. Özellikle Suriye’de 2012’de başlayan süreçle beraber İlham’ın kaderi değişti ve diplomaside popüler bir figür haline geldi. Rojava’da her yer kan revan içindeyken, insanlar elektriksiz ve susuz yaşarken; İlham Ahmed’in diplomasi kılıfıyla gittiği Paris’te güzellik merkezlerinde yaptırdığı estetik uygulamalar ve lüks kıyafetler tabanda dedikodu malzemesi olsa da merkez tarafından hep korundu.
Detayları bir kenara bırakırsak, İlham Ahmed doğrudan bir PKK kadrosudur ve politik hat olarak Öcalan’ın çizgisinden bağımsız hareket etmez. Bunlar sistemin çarkını çeviren dişlilerdir. Ve tam da bu nedenle de Rojava eleştirilerinde Kürtlerin sadece Mazlum Abdi’yi hedefe koyması eksik bir okumadır. Çünkü o tek başına değildir; İlham Ahmed, Zaxo Zagros, Sipan Hamo, Bahoz Erdal gibi isimler Mazlum Abdi figürünün arkasına gizlenmiştir.
İlham Hanım, Amerika’da ve Avrupa’da katıldığı tüm platformlarda “Biz Suriye’yi bölmek istemiyoruz, devlet istemiyoruz, federalizm istemiyoruz” diyen kişidir. Bugün Kürtler Rojava’da hiçbir anayasal güvence kazanamamışken; ülke ülke gezip “hiçbir şey istemiyoruz” diyerek bu talepsizlik siyasetini yürüten İlham Ahmed, Rojava’nın Şam’ın insafına terk edilmesinin esas sorumlularındandır.
Şam ile yürütülen müzakerelerde “Kürt kimliği ve Kürtlerin kendini yönetme hakkı” meselesinden o denli uzaklaşılmış ki, İlham Ahmed Rojava’daki Kürtçe eğitim meselesini röportajda şöyle izah ediyor: “Öğrenciler şimdiye değin Kürtçe konuşmuş, bir öğrenci bir anda Arapçaya dönemez. Bu ciddi bir sorundur. Sistemde sıkıntılar yaratıyor. Çocukların geleceğinde başarı notları, eğitimleri haksız yere zarar görecek.”
Yani Kürtçe eğitim meselesi İlham Hanım için varoluşsal bir halk hakkı, ulus olma hakkı değil, çocukların karne notları meselesidir!
Aynı zihniyet temsil biçiminde de sırıtıyor. İlham Ahmed, Şam ile yapılan anlaşmaya göre Suriye Parlamentosunda bir komisyonda yer alacak, yani rejimin atadığı bir vekil olacak. Zamanında ENKS üyeleri Haseki’de seçimle Suriye parlamentosuna gidince “Bu parlamentoya gitmek ihanettir” diyenler, şimdi kendileri atanarak gidince bunu bir “kazanım” gibi sunuyor. İlham Ahmed kendini bu konuya o kadar kaptırmış ki, Kürtlerin kolektif haklarından söz etmediği kadar kendisinin hangi komisyonlarda yer alacağından bahsediyor.
Asıl çelişki ise şurada: Rojava yönetimi yıllarca Öcalan’ın paradigmasına paralel şekilde “devlet” kavramını lanetledi. Onlara göre devlet bir kötülüktü, devletsizlik özgürlüktü ve Kürtler bu yüzden devlet talep etmemeliydi. İlham Hanım da yıllarca bu söylemin bayraktarlığını yaptı.
Peki bugün geldiğimiz noktada ne var?
Mazlum Abdi, Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın yardımcısı olma yolunda; İlham Ahmed ise aynı devletin parlamentosunda atanmış bir memur… Ve bunu bize “kazanım” diye yutturmaya çalışıyorlar. Hani devlet kötüydü? O zaman Suriye devletinin içinde ne işiniz var?
İlham Hanım bu çelişkiyi gizleme gereği bile duymayarak röportajda şöyle diyor: “Şu an içinde bulunduğumuz durum bizim devlete dahil olma durumudur. Biz artık bu devletin dışında kalmayacağız. Kürtler artık Suriye’de devletin içindedir.”
Yani özetle: Kürtlerin kendi bağımsız veya federatif bir devletinin olması “kötü ve gerici”, ancak Baas rejiminin kurduğu Arap devletinin, DAİŞ genlilerin kurduğu bir devletin bir vatandaşı/memuru olmak “özgürlük ve kazanım”!
İlham Ahmed, gücün nereden geçtiğini kavramış olmalı ki; Türk devletinin hem Suriye hem Öcalan hem de PKK üzerindeki belirleyici etkisini bildiğinden Ankara’ya da bol bol çiçek atmayı ve Öcalan’ı övmeyi ihmal etmiyor.
Sonuç olarak;
15 yıllık yıkımın, binlerce şehidin ve halkın çektiği sonsuz acıların sonunda varılan yer; bağımsızlık değil, özerklik değil, federasyon değil… Varılan yer, Şam parlamentolarındaki koltuklar ve anadili “öğrencinin not ortalamasına” indirgeyen bir sığınmacı diplomasisidir. “Devlete karşıyız” diyerek Kürtlerin statü sahibi olmasını engelleyenler, bugün Suriye Arap Cumhuriyeti rejiminin devlet aygıtına entegre olmayı bir zafer çelengi gibi taşıyorlar. Kürt kamuoyu, ekranlarda parlatılan bu yenilgi diplomasisini ve arkasındaki aktörleri artık doğru adıyla anmak zorundadır.




