PKK’nin Ortadoğu diplomasisinin kara kutusu, Rıza Altun kimdir?

PKK’nin Ortadoğu diplomasisinin kara kutusu, Rıza Altun kimdir?

Rıza Altun, PKK’nin 1990’lar sonrası Ortadoğu’da Saddam, Esad ve İran rejimi ile geliştirdiği karanlık ilişkilerin en önemli isimlerinden biriydi. 25 Eylül 2019 günü Süleymaniye’de bir hastanede hayatını kaybetti.

PKK, Rıza Altun’un ölümünü 6 yıl boyunca gizledi. Ölümünün üzerinden yıllar geçtiği halde hâlâ tam olarak nerede ve nasıl hayatını kaybettiği açıklanmadı. Darka Mazi, Rıza Altun’un hayatını kaybettiğini PKK’den önce açıklamış ve bazı ayrıntılar vermişti.

Asıl mesele elbette nasıl ve nerede öldüğü değil, neler yaptığıdır. Rıza Altun’un hayatı ve ölümü, PKK’nin üst düzey kadrolarının ve yöneticilerinin genel hikâyesinin bir özetidir. Ankara’dan Kürdistan davası için yola çıkan bir kişinin, Ortadoğu’nun karanlık diplomasisinde partisi dışındaki Kürtlere düşmanlık eden birine nasıl dönüştüğünün hikâyesi Rıza Altun’un hayatında net biçimde görülür.

Bu yazı Rıza Altun’un biyografisini anlatmak için yazılmamıştır. PKK’nin “Tuzluçayır devrimcisi” diye anlatıp sütten çıkmış ak kaşık gibi sunduğu Rıza Altun’un PKK’deki duruşuna ışık tutmak ve tarihe bazı hakikatleri not düşmek için yazılmıştır.

Rıza Altun kimdir?

1956 yılında Kayseri Kürtlerinin yaşadığı bir bölgede doğan Altun, küçük yaşta Ankara’ya taşınır. Kürt ve Alevi olmanın verdiği dışlanmışlık ve yoksulluğun doğal sonucu olarak siyasi hareketler içinde arayışa başlar ve PKK’ye katılır.

1978 yılında tutuklanır ve 13 yıl cezaevinde kalır. 1991 yılında Şam’a, Öcalan’ın yanına gelir. Ve aslında Altun’un PKK’nin karanlık dönemlerinin kara kutusu olma dönemi orada başlar.

1991 Zindan Çıkışlılar: Direnenler ve Biat Edenler — Rıza Altun hangi tarafta?

1991’de Kuzey Kürdistan ve Türkiye’deki tutuklular, şartlı salıverme yasası ile serbest bırakıldı. Büyük çoğunluğu PKK tutuklusuydu. Ve bu insanlar işkencelerden geçmişti, direnmişti. Bu nedenle özgüvenliydi ve kendini örgütünün asıl sahibi görüyordu. Kendilerini dışarıda kahraman gibi karşılayacak bir örgüt bulacaklarını sanıyorlardı. Ama öyle olmadı.

Öcalan, 1990’a değin PKK içinde kendisini eleştiren, alternatif olabilecek veya güç biriktirebilecek herkesi diskalifiye etmiş ve önder olmuştu. Öcalan, cezaevinden çıkan bu kadroların kendi sistemini yıkabileceklerini öngördü ve zindan çıkışlıların tasfiye süreci başladı.

Zindandan çıkan herkes Bekaa’ya toplandı. Öcalan’ın tekçi rejimi ve eğitim sistemi, pek çok zindan çıkışlı kadroda sorgulamaya yol açtı.

Öcalan, Zindan Konferansı adı altında Bekaa’da yapılan konferanslarla insanların direnişlerini küçülttü. İnsanların emeği yok sayıldı ve herkesten Parti Önderliği’ne biat etmesi istendi. Herkes buna biat etmedi.

Örneğin Mehmet Şener gibi farklı siyasi alternatifler geliştirmek istedi, biat etmedi ve öldürüldü. Selim Çürükkaya ortak olmayı kabul etmedi, öldürülecekken ayrılmayı başardı. Bazıları dağda yaşayacak gücü olmadığı halde sert savaş alanlarına gönderildi, yani ölüme gönderildi ve öyle oldu. Bazıları da biat etti ve Öcalan’ın karanlık oyununun bir parçası oldu.

İşte Rıza Altun bu isimlerden biriydi.

Rıza Altun’un Öcalan ile ilk kavga nedeni: Öcalan ve kadınlar

Rıza Altun, Ankara yıllarında çetelere bulaşmış, mafyavari yetenekleri olan, pratik gücü yüksek biriydi. Öcalan’ın bu yeteneğe ihtiyacı vardı. Ve Öcalan onu zindan kadrolarını tasfiye sürecinin dışında tutarak Şam’a getirdi.

Altun burada Öcalan’ın “10 Kat” denilen, Şam’ın Muhacırın bölgesindeki dairesinde kaldı. Altun, burada Öcalan’ın sekreteri, yakın koruması ve Esad rejimi ile ilişkileri sağlayan bir rol oynamak için gelmişti. Fakat Öcalan’ın kadınlarla ilişkisi Altun’da bir kırılma yarattı.

10 Kat, Abdullah Öcalan’ın bir grup kadın, şoförü ve pratik işleri yürüten grubuyla yaşadığı bir evdi. Burada bir kadın —bu kişi yaşadığı için ismi muhafaza edilmiştir— Altun’a Öcalan’ın kendisine sarkıntılık yaptığını söyler. Bu, Altun için bir sınav ve tarafını belirleme sürecidir. Altun başta, “Bu adam böyle yapıyorsa onu öldüreceğim” der.

Çok öfkelidir. O dönem Lübnan’da bulunan Cemil Bayık ile görüşür. Bayık onu sessiz kalmaya ikna eder.

Ve Rıza Altun tarafını seçer: Öcalan’ın karanlık hayatına sessiz kalır, sonra da karanlık ilişkilerin önemli bir dişlisi olur.

Terzi Cemal’i Rıza Altun öldürdü

Öcalan’ın talimatı ile Güney Batı’da Terzi Cemal, 17 PKK kadrosunu infaz etti. Öcalan neden bu talimatı verdi, Terzi Cemal neden uyguladı ve eğer söylendiği gibi öldürüleceğini bile bile neden Şam’a geri geldi gibi hususlar bu yazının konusu değildir.

Fakat şunu söyleyebiliriz: PKK’nin en karanlık olaylarından biri olan Güney Batı pratiğinin de kara kutusudur Rıza Altun. Çünkü o hem Terzi Cemal’i sorguladı hem de infaz etti.

Ve bu süreci Öcalan’ın istediği tarzda yürütmüş olması, ona Öcalan’ın gözünde bir artı puan kazandırdı.

Şirket Rıza Ortadoğu’da

Öcalan artık Rıza Altun’un sistemin çarkı olmayı kabul ettiğini görür ve kendisine önemli görevler verir. Rıza Altun daha 1970’lerde kurnazlıkları ve düzenbazlıkları nedeniyle “Şirket Rıza” olarak biliniyordu. Ve artık Şirket Rıza Ortadoğu’ya gelmişti. Birçok karanlık olayın organizasyonunda rol oynadı.

Şam’dan sonraki ilk görev yeri İran’dır. 1994 yılında Doğu Kürdistan’ın Urmiye kentinde İran ile PKK arasındaki ilişkilerden sorumlu olur. İran devleti 1994 yılında Serhat eyaletinden gelen 30 PKK’liyi Türkiye’ye teslim ederken Altun, diplomasi adı altında sessiz kalıp Urmiye’deki villada yaşamaya devam etti.

PKK’nin 1995 yılında, “KDP ile savaşıyorum” adı altında Güney Kürdistan’daki kazanımları hedef alan hamlelerinde Rıza Altun, İran ile pazarlıkları ve koordineli hareketleri yürüten ana figürdü.

Altun, “Şirket” sıfatının hakkını veriyordu. Siyasette entrika ve sinsilikte belirgin bir yeteneği vardı. Şöyle bir örnek verelim:

1995 yılında Şehidan olarak bilinen alana gelir ve Ahmet Bendi denen alanda konumlanır. O zamanlar burada PDKİ Peşmergeleri de vardı. PKK ile İran’ın arası çok iyidir. Buna rağmen Altun, gerillaları İran karakollarının geçtiği yerlere gönderip mayın döşetir. İran askerleri mayına basınca da İran’a haber gönderip, “Şu parti döşedi, yerleri buradadır” diye haber gönderip sürekli olarak PDKİ’nin yerini ihbar eder.

İran buraları toplarla vurunca da PDKİ Peşmergelerinin yanına gidip “Gelin size yeni nokta bulalım” diyecek kadar oyunbaz biridir Rıza Altun.

Basit gibi görünen bu olay, aslında Kürtlere karşı kötülük örgütlemede ne denli gözü kara olduğunu ortaya koyar.

Rıza Altun 1996, 1997, 1998 yıllarında Zap-Gare hattında çoğunlukla Cemil Bayık ile beraber kalır. 1998’de Gare’den, o zamanlar Etruş Kampı olarak bilinen ve şimdi Mahmur Kampı olarak bilinen mültecilerden sorumlu olur. Burada da Saddam rejimi ile PKK arasındaki ilişkileri sağlar.

Altun tüm bu süreçlerde önemli rol oynasa da hâlâ birinci adam olmamıştır. Altun’un kaderi PKK’nin 6. Kongresi ile değişir. Cemil Bayık’ın olduğu divanı fesheden Öcalan, Rıza Altun başkanlığında yeni bir kongre divanı atar. Artık Altun diğerlerinin arasından sıyrılmış gibi görünür. Kongre sonrası ise Avrupa’ya gönderilir.

 

Rıza Altun Avrupa’da kendi PKK’sini yaratmaya çalıştı

Rıza, Avrupa’da kendi sistemini kurmaya ve kendine ait bir PKK yaratmanın adımlarını atar. Tüm ekonomik sistemi yavaş yavaş kontrol altına alır. Kuzey Kürdistan’daki legal çalışmaları ve özellikle de PKK’nin kazandığı belediyelerin mali ve idari yapılarını kontrol eder. Avrupa’da kendi kadrolarını merkez noktalara atar. Ve yine özellikle de PKK’nin Avrupa’daki medyasını kontrol etmeye başlar.

Altun özellikle uyuşturucu baronlarından haraç alma, kara para aklama gibi işlerle çok önemli bir mali güç elde ettiği PKK’nin raporlarına da yansımıştır.

2003 yılında PKK içinde ayrışmalar yaşandığında Altun, tüm kesimlere mesafeli görünmeye çalışsa da aslında Osman Öcalan-Nizamettin Taş’ın başını çektiği grupla epey ilişkisi vardır. Ve kendini hem Kandil hem de İmralı’dan adım adım koparıyordu.

2004 Yerel seçimleri: Rıza Altun’un tutumu ve PKK’de bölünme

Rıza Altun, 2004 yılı 28 Mart’ında yapılan yerel yönetim seçimlerinde Kandil’le yollarını tamamen ayırdı. O dönem PKK’nin ayrılan ekibi Feridun Çelik’i desteklerken Rıza Altun Avrupa’da görüşmeler yaparak Feridun Çelik’i destekledi. Ve Çelik’ten adaylık için yüklü miktarda para aldı.

Bu durum Kandil’deki Cemil Bayık, Murat Karayılan ekibi tarafından tepki ile karşılandı. Cemil Bayık, Rıza Altun ile telefonda konuşarak “Örgüt kabul etmez” diyerek Altun’u tehdit etti.

Fakat Öcalan, 2004 yılı Nisan ayında kendisine “tecrit içinde tecrit” uygulandığını söyleyerek PKK yönetiminin soruşturmaya alınmasını istedi. Tam da bu dönemde Nizamettin Taş’ın grubu PKK’den koptu.

Öcalan’ın örgütü toparlamaktan sorumlu kıldığı Kongre Eş Başkanı Murat Karayılan ve soruşturma komisyonu Altun’un Kandil’e dönmesini istedi. Altun bu kararı reddetti ve görevden alındı. Fakat Avrupa’daki PKK örgütü üzerindeki etkisi bitmedi.

Marsilya’da yaşadığı villadan hâlâ PKK’nin gençlik, medya vb. işlerini örgütlüyordu.

Kandil’de Murat Karayılan ve ekibi, Rıza Altun’un Avrupa istihbarat örgütleri tarafından korunduğunu iddia ederek üstü kapalı biçimde onu ajanlıkla suçlamaya başlamıştır.

2007 yılında ise Fransa devleti tarafından tutuklandı. Davası devam ediyordu ve yurtdışına çıkması yasaktı. Fakat PKK, Altun’un orada kalmasından rahatsızdı ve Fransız istihbaratı ile anlaşarak Altun’u sahte belgeler hazırlayarak uçakla Bağdat’a, oradan da Kandil’e gönderdi.

Rıza Altun ve Cemil Bayık yine yan yana…

Altun, 2008 yılı yazında Kandil’de soruşturmaya girerek Cemil Bayık’ın üs­lendiği kampta kalır. Cemil Bayık ve Murat Karayılan’ın PKK içindeki iktidar savaşında Cemil Bayık’ın tarafını tutar.

Murat Karayılan, Rıza Altun’un Avrupa pratiği nedeni ile şiddetli biçimde cezalandırılmasını istese de Bayık-Karasu ekibi bunu kabul etmez. Fakat Karayılan ve Altun arasında gizli bir kin savaşı verilir

Öyle bir dereceye gelir ki Altun, Mahsum Korkmaz Akademisi’nde verdiği bir derste Karayılan’ı kastederek “Bu Urfalıların çoğu homoseksüseldir” der.

Rıza Altun, Murat Karayılan’ın KCK Başkanlığı yaptığı yıllara değin eğitim vb. çalışmalarla ilgilenir. Ve Cemil Bayık’ın KCK Eşbaşkanı olması ile yine önü açılır ve kritik noktalara gelir.

Altun, Cemil Bayık’ın KCK Eşbaşkanı olmasıyla birlikte yeniden merkeze çekildi ve bölgesel diplomasi hatlarında kilit görevler üstlendi. Özellikle Bağdat, Şam ve bölgedeki Şii aktörlerle yürütülen temaslarda köprü rolü oynadı.

Rıza Altun’un Süleymaniye günleri…

Rıza Altun, Cemil Bayık tarafından PKK Dış İlişkiler Komitesi’nin başkanı olarak atandı. Bayık, Süleymaniye’de üslendi.

2016 yılında Kasım Süleymani ve KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın Süleymaniye’de bir araya gelmesini sağladı. Ayrıca Irak’taki Şii rejimin hem resmi liderleri ile hem de Haşdi Şabi ile ilişkileri sağladı. Altun, PKK’nin Şengal’deki gücü YBŞ’nin Haşdi Şabi çatısı altında görev yürütmesinde de rol oynadı.

25 Ekim 2017’de Kerkük’ün işgal edilmesinden önce de Irak hükümeti ve YNK’nin yaptığı ortak toplantılara katıldı ve buradaki güçlerin Irak ordusunun saldırısından önce çekilmesini sağladı…

2019 yılında yaralanmasına değin Rıza Altun, PKK’nin Haşdi Şabi ile ilişkilerindeki kilit isim oldu.

Rıza Altun adı etrafında PKK’nin Ortadoğu’daki anti-Kürt cephesi ile kurduğu ilişkiler çok daha uzun anlatılabilir. Fakat yazımızın amacı bu değildi.

Başta da söylediğimiz gibi; bu çalışma, süslü bir biyografi değil; belgeler ve tanıklıklarla tarihe not düşme çabasıdır. Ve Kürdistan kurmak için yola çıkan insanların PKK sistemi içinde nasıl vatanseverlikten uzaklaşıp örgütün çarkını çeviren dişliler haline geldiğini göstermek için yazılmıştır.

Bu yazı, Tuzluçayır’da Kürdistan kurmak için yola çıkan Rıza Altun’un nasıl zamanla karanlık ilişkilerin oyun kurucusu olduğunu anlatmak için yazılmıştır. Bu çalışma tarihe düşülen bir nottur.