Kral Hep Çıplaktı

Abdullah Öcalan yeni bir şey söylemiyor; daha önce süslü laflarla dolaylı olarak (kafa karıştırmak ve önemli bir şeyler söylüyormuş gibi bir algı yaratmak için) söylediklerini daha net ve açık söylüyor…
Abdullah devlete sadık olduğunu ve kim iktidar ise/gerçek devlet ise onunla dayanışma içinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu nedenle dün Kemalist bugün ümmetçi olması şaşırtıcı değildir. Bu biçimsel değişim, ‘devşirme milliyetçilikten Anadolu milliyetçiliğine’ geçiş yapan TC’nin değişimiyle uyumlu bir değişimdir…
Abdullah, kişilerden, partilerden ayrı bir yere koyduğu devlet kurumlarından MİT’i en güvenilir kurum olarak görüyor. Dün Genelkurmay idi bugün MİT…
Abdullah, Kandil’in ‘yeni anayasada Kürtler bir halk olarak tanınmalı’ önerisini bile çocukça görüyor ve “etnik vurgu” olmadan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı veya sadece Türkiye vatandaşlığını yeterli buluyor…
Aynı oyun Lozan’da da hayata geçirilmişti ve Kürdler azınlık bile kabul edilmemişti. Kürdler Lozan’da azınlık olarak kabul edilenlerin yararlandığı eğitim, kültür, dil gibi olanaklardan da mahrum bırakıldı 100 yıl boyunca. Ve o zamanki gerekçeleri de, “Kürdler azınlık değil, temel unsurlardan biridir” gibi bir yalandı ve Kürdler avutulmuştu/kandırılmıştı. Şüphesiz ki Kürdler azınlık değildir; ama azınlıkların dahi sahip olduğu haklardan mahrum bırakıldı; yine bırakılmak istendiği gibi…
Abdullah, Suriye konusunda da “Kürdleşmenin” önünün nasıl kesileceğini çok net ifade ediyor. “Berzani/İsrail etkisinden” kast ettiği de ulusal haklardır ve bu haklar yerine Suriye’nin “demokratikleşmesini” savunuyor; tıpkı Türkiye’deki gibi…
Abdullah, millet kavramının sınırlarını genişleterek(!) ümmetçiliğe işaret ediyor; tıpkı Türk-İslam, Arap-İslam ve Fars-İslam gibi…
Abdullah, “dış mihrakları”, “lobileri” hedef göstererek sömürgeci devleti aklıyor; kurulduğundan beri her şeyi dış güçlere yıkan TC yetkilileri gibi…
Konuşmalarından da anlaşıldığı gibi (İmralı görüşmeleri) Üveyş hanımın oğlu her türlü iletişim olanaklarından, görsel ve yazılı basından yararlanabiliyor, sürekli MİT mensuplarıyla ülke gündemini tartışıyor ve ‘Türkiye’nin geleceği için ne yapmalıyız’ noktasında fikir alış verişinde bulunuyor…
Abdullah, Ulus, Ulusal Haklar, Kürdlük, Kürdistan gibi “ilkel” ve “kalıp” söylemlerin anlamsızlığına işaret ederek “artık bu tür boş şeylerden vazgeçin; Türkiyelileşin/Türkleşin” mesajını veriyor…
Her şeyin açığa çıktığı ve artık farklı yorumlanamayacağı açıktır.
Yıllardır ısrarla vurguladığımız konular bir bir doğrulanmış oldu ne yazık ki.
Abdullah devlet tarafından piyasaya sürüldü ve Kürdistan’daki ulusal dinamikleri önemli ölçüde yok etti…
Devlet, kendi kurumlarından, kendisine bağlı kişilerden zamanı geldiğinde vazgeçebileceği gibi, onları ıslah etme ve yeni koşullara göre revize etme gibi tasarruflarda da bulunabiliyor. Tıpkı Özel Harp Dairesi’nin denetim altına alınması ve Genelkurmay’ın ıslah edilmesi gibi…
Devlet içindeki kurumlar ve kişiler karşı karşıya gelebiliyor ve çelişkileri çok keskinleşip çatışabiliyor… Koşullar çatışmalarını gerektirdiği gibi uzlaşmalarını da sağlayabiliyor. Bu gerçeklik dikkate alındığında, Abdullah’ın devlet tarafından yaratılması ve Kürdlerin başına bela edildikten sonra şimdi de uzlaşılmaya çalışılması’ daha iyi anlaşılır…
Abdullah’ın kamuoyuna açık açıklamaları, TC’nin bir yetkilisi, devletin bekası için uğraşan bir devletçi veya bir devlet görevlisi için olabilecek en mantıklı ve devlete en faydalı açıklamalardır kuşkusuz. Bu açıklamaları TC Başkanı Erdoğan veya bir MİT görevlisi yapsaydı çoğu insanın takdirini alırdı belki. Ama bu açıklamaları yapan kişinin Kürdler adına konuşması, belli bir kesim tarafından “önder” olarak görülmesi ve Kürd politik çevrelerince hâlâ bir Kürd örgüt lideri olarak tanınması tam bir trajedidir…
Abdullah’a/PKK’ye tavır alamayan ve bu lanetli misyonu teşhir etmeyen herkes yaşanan trajedide pay sahibidirler…
Devletin organize ettiği bu kirli oyunda hepiniz elbirliği ile Kürdlerin başına bir bela saldınız; atsan atılmıyor, satsan satılmıyor…
Bu beladan kurtulmanın tek yolu, PKK’nin devlet ile anlaşması ve silahlara veda etmesidir. Çünkü PKK’nin gövdesi her ne kadar Kürdistani duygulara sahip olsa da, PKK kurumsal olarak devlet tarafından dizayn edilmiş bir devletçi örgüttür; bir Kürd hareketi değildir/olamaz…
Devlet aklıyla ayakta duran ve mücadele eden PKK’nin silahlı mücadelesi, silahlı varlığı sadece Kürdlere zarar vermeye devam edecektir; şimdiye dek olduğu gibi…
Dolayısıyla herkes hayal âleminden uyanmalı ve acı gerçeği görmelidir. Bu acı gerçek görülmediği sürece Kürd/Kürdistan Sorunu devletin taşeronlarının öncülüğünde dejenere olmaya devam edecektir.
PKK-Devlet anlaşmasının, uzlaşmasının olumlanması, Kürd/Kürdistan Sorunu’nun feda edilmesi değildir. Tam tersine bu beladan kurtulduktan sonra sağlıklı bir Ulusal Mücadele’nin yeşermesi, boy vermesi mümkün olabilir ancak…
Kimse PKK adına “radikallik” taslamamalı ve kirli savaşın devam etmesine zemin hazırlamamalıdır…
PKK’ye sahip çıkmak ile PKK’lilere sahip çıkma arasındaki farkı görmeliyiz artık!
Biri (PKK) kurumsal olarak devletin çıkarları doğrultusunda kurulmuş taşeron bir yapılanmadır; diğeri (PKK’liler) ise, özgürlük, bağımsızlık için hayatlarını ortaya koyan yurtsever insanlarımızdır. İnsanlarımıza sahip çıkalım ve devletin taşeron yapılanması içinde daha fazla harcanmalarına göz yummayalım…
PKK kurumsal varlığını sürdürdüğü sürece PKK’lileri sahiplenme olanağı yoktur!
Bu nedenle bırakın devlet kendi yarattığı canavarıyla uzlaşsın!
Herkesin dikkat etmesi gereken nokta, PKK Sorunu’nun çözülmesinin “Kürdlere” mal edilmemesi ve Kürdlerin bu uzlaşmadan ayrık tutulmasıdır. En önemlisi de Abdullah ve PKK’nin Kürdlük zemininde meşruiyet kazanmasına izin verilmemesidir…
Aslında kral hep çıplaktı ve bizler bıkmadan, usanmadan çıplak olduğunu söyledik, somut verilerle gösterdik ama sizler inanmak istemediniz; daha doğrusu işinize gelmedi. Her “Kral Çıplak” dendiğinde gerçekliği gölgelemek ve yanılsamanın devam etmesini sağlamak için üstünüzdekilerden bir parça koparıp krala perde yaptınız. Şimdi ise hiçbir mazeretiniz yoktur çünkü artık üstünüzde gerçekliğin görülmesini engelleyecek paçavranız kalmadı; Kral çırılçıplak ve ortalama zekâya sahip her insan bunu görebiliyor; Kral da, siz de çıplaksınız!
Süleyman Akkoyun



