Tarihi Ziyareti Doğru Okumak

Güney Kürdistan Kurucu Başkanı Sevgili Berzani’nin Cizre ziyaretinin yankıları sürüyor. Bu ziyareti tarihi olarak nitelendirip sevinenler olduğu gibi, sert tepki gösterip eleştirenler de var. Ayrıca, her zamanki gibi ortada bir yer edinip desteklemek ile eleştirmek arasında gidip gelen kararsız bir kesim vardır.
Bu ziyareti doğru okumak ve sağlıklı değerlendirmek için, kısa bazı hatırlatmalar yapmakta fayda vardır.
Kürdler Ve Dünya
Kürd/Kürdistan Sorunu, bütün dünya devletlerini ilgilendiren ve bu yönüyle diğer tüm ulusal kurtuluş mücadelelerinden ayrılan; daha karışık, çok aktörlü ve zor bir Ulusal Sorun’dur. Bu Yönüyle Kürdistan’ın bir dünya sorunu olduğu rahatlıkla söylenebilir. Kürdistan’ın sömürgeleştirilmesinde sadece dört yerel sömürgeci devlet değil, dünyaya yön veren bütün büyük devletler rol oynadı. Aynı şekilde Kürdlerin özgürleşmesi ve devletleşmesi de yine bütün dünya devletlerini yakından ilgilendiriyor ve Kürdlerin her hareketi tüm dikkatleri Kürdlerin/Kürdistan’ın üzerinde yoğunlaştırıyor.
Bu gerçeklik, Kürdistan Sorunu’nu dünyadaki güçlerden ve değişimlerden bağımsız ele alamayacağımızı gösterir.
Amerika ve Batılı devletlerin Ortadoğu’yu dizayn etme hesapları ile Kürdlerin statükonun yıkılmasıyla özgürleşme olanağı örtüştü ve onları zorunlu olarak ortaklaştırdı.
Büyük devletler çıkarları, Kürdler de yaşayabilmeleri ve kısmen de olsa özgürleşebilmeleri için bu ortaklığa evet dediler.
Katliam ve soykırımlarla yaşamı felç edilen Kürdler için, Ortadoğu’daki değişimler “demokratik mi değil mi”, “haklı mı haksız mı” sorusu çok anlamsızdı; yaşamak için değişimden yana olmak dışında seçenekleri yoktu.
Kürdler, değişimden yana tutum alarak bir soykırımcıdan kurtulmakla kalmadılar. Saddam gibi bir cellâdın makamının sahibi oldukları gibi Güney Kürdistan’ı da fiilen devletleştirdiler; özgürleştirdiler…
Kürdlerin/Kürdistan’ın tarihindeki en önemli kazanım elde edilirken, sıranın Suriye, Türkiye ve İran’a da geleceği açıktı.
Gerçi Türkiye’deki süreç, Batılı devletlerin desteklediği AKP’nin kısmen de olsa statükoya/Kemalizm’e darbe indirmesiyle önceden başlamıştı. Ama diğer sömürgeci devletlerde yaşanacak kargaşa ve elde edilecek Ulusal Haklar Türkiye’nin yeniden ve daha ciddi adımlar atmasını zorunlu kılacaktı…
Tam da bu süreçte PKK, statükodan yana tutum alarak Kürdlerin önünü kesmeye çalıştı. PKK, İran, Irak Merkezi Devleti, Suriye ve Türkiye’deki statükocularla (Kemalistler) birlikte hareket etti. Bu yerel statükocuları Rusya ve Çin gibi devletler de destekledi…
Güney Kürdistan Ne Yapmalıydı?
Hiçbir birey toplumdan soyutlanarak tek başına yaşayamayacağı gibi, hiçbir devlet de diğer tüm devletlerden soyutlanarak; kendi içine kapanarak yaşayamaz…
Güney Kürdistan; İran, Irak, Suriye ve Türkiye devletlerinden biriyle zorunlu olarak ilişki geliştirecekti. Bu ilişkiye en uygun ülke ise kuşkusuz ki Türkiye idi. Diğer üç sömürgeci devletler ortaklaşa Güney’i boğmak için çabalarken, Türkiye, hem dünyadaki değişimleri doğru okuduğu, hem değişim güçlerinin safında yer aldığı hem de ekonomik nedenlerle Güney’i tanımak durumunda kaldı. Birileri eleştirse de, bugün Güney Kürdistan’daki ekonomik yatırımların çoğunu Türkiye yapıyorsa bu durum Kürdler için bir kazanımdır ve Güney’in mevcut durumunun korunması için bir güvencedir aynı zamanda.
Kısaca, Güney Kürdistan ile Türkiye ilişkileri sadece ekonomik alanla sınırlı değil, bağlantılı olarak siyasi ilişkiler de sanıldığından fazladır. Bu durum, Kuzey Kürdistan’a da olumlu etki yapıyor ve yapmaya da devam edecektir…
PKK, “Barış Süreci” Ve Güney Kürdistan
Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi, uzun vadeli bir planın gereğiydi.
Bu plan, Güney Kürdistan’ın devletleşmesi; Suriye, İran egemenliğindeki Kürdistan parçalarının Güney’e eklemlenmesi ve Türkiye’nin AB üyeliğiyle birlikte Kuzey’de demokratik bazı hakların tanınmasıydı…
AKP, Türkiye’de Hükümet olmasına rağmen uzun süre devletleşemedi ve Kemalist direnci kıramadı. Dolayısıyla İmralı 2009 yılına kadar Kemalistlerin mutlak denetiminde kaldı. Hal böyle olunca PKK, statükodan yana tavrını sürdürdüğü için söz konusu plan hayata geçirilmedi.
AKP devletleşip İmralı’ya hakim olduktan sonra, Abdullah Öcalan’ı denetimine aldı ve kesintiye uğrayan süreci, düşe kalka tekrar başlattı. Amed Newroz’unda okunan (2013) Öcalan mektubundaki “İslam Kardeşliği” vurgusu, sürecin tekrar işlerlik kazandığının somut göstergesiydi aslında.
Abdullah Öcalan’ın açıklamalarında tutarsızlık olsa da, silahların susması ve devlet ile anlaşılması temel hedefiydi.
PKK’nin silahlı mücadeleye son vermesi ve demokratik mücadeleye başlaması, başından beri Berzani’nin savunduğu bir görüştür ve hep bunun arkasında durmuştur. Devlet veya federasyon istemeyen ve sadece Türkiye’deki sistem içi kavgada figüran olarak kullanılan PKK’nin silah bırakması kuşkusuz ki Kürdlerin yararınaydı. En azından Kemalistlerin iktidarı için Kürd gençleri ölmeyecek; bu bile önemlidir Kürdler açısından.
Kuşkusuz ki sömürge Kürdistan’da işgal devam ettiği sürece, silah bir seçenek olarak varlığını koruyacak ve gerektiğinde başvurulacaktır. Ancak devlet istemeyen PKK’nin silahlı varlığı ve savaşı bir istisnadır ve mutlaka bu amaçsız savaş bitmeliydi…
Öcalan’ın AKP denetimine girmesiyle, PKK/HDP içindeki Kemalistler çok huzursuz oldular ve yeni provokasyonlarla amaçsız savaşı tekrar başlatmanın yollarına başvurdular.
PKK üzerinde, İran, Suriye devletleri ile Kemalistlerin etkisi düşünüldüğünde; Öcalan’ın eksen değiştirip AKP ile uzlaşması çok ciddi hesaplaşmaları beraberinde getirdi. Dışarıya yeteri kadar yansımayan bu hesaplaşma, Berzani’ye karşı kirli bir propagandanın başlaması ve Berzani’nin Diyarbakır ziyaretine (16 Kasım 2013) gösterilen çirkin tepkilerle kendisini dışa vurmuştu.
PKK’nin Kuzey’deki politikaları; Güney Kürdistan-Türkiye ilişkileriyle uyumludur. Dahası PKK-Güney Kürdistan ve Türkiye bir anlamda ortak bir yol haritasına sahiptirler. Başka bir deyişle, PKK-Devlet anlaşması Güney Kürdistan tarafından destekleniyor ve Güney Kürdistan bu anlaşmada bir nevi garantör rolünü oynuyor. Hal böyleyken, PKK’nin Güney’e ve Berzani’ye saldırması, PKK’nin farklı efendilere (Suriye, İran ve Kemalistler gibi) sahip olmasından kaynaklıdır. Bir anlamda PKK içindeki iç hesaplaşmanın Berzani düşmanlığı şeklinde dışarıya yansımasıdır…
Berzani’nin Cizre Ziyareti ve Tepkiler
Devlet Kurucu Başkan sıfatıyla Türkiye’ye gelen Sevgili Mesûd Berzani’den hiçbir Kürdün rahatsız olması için haklı bir neden yoktur. Zaten rahatsız olan Kürdler değil, Kemalistler ve onların Kürdler içindeki piyonlarıdır sadece…
Sevgili Berzani’nin ‘4. Uluslararası Melayê Cizîrî Sempozyumu’na katılmak için Cizre’ye gelişi, çatışmasızlık sürecinin devamına ve PKK-Devlet anlaşmasına direkt bir katkı olarak okunmalıdır aslında. Bu anlamsız savaşı bitirmek isteyen PKK/HDP içindeki yurtseverlerin de tam istediği şeydir. Anlamsız savaşın bitmesinden korkan ve Kürdlerin tüm ulusal taleplerini ret eden Kemalistler, kandan beslenememe riskini gördükleri için huzursuzdurlar.
Berzani’nin gelişini AKP/Erdoğan ile ilişkilendirecek kadar küçük ve grupsal düşünenler, bu ziyaretin Kürdlere/Kürdistanlılara kazandıracaklarını görmeyecek kadar körleşmişlerdir.
Türkiye gibi sömürgeci ve inkarcı bir devletin, Güney Kürdistan Kurucu Başkanı’nı ağırlaması tarihi bir özeleştiridir öncelikle. Dahası, devletleşecek olan Güney Kürdistan’ı hukuken tanıyacak olmasının işaretidir de bu tür ziyaretler…
Kürd kanı üzerinden var olan ama Kürdlerin tüm ulusal haklarını yok sayan Kemalist/Faşist kesimin çırpınışı, sistem içi kavgada artık Kürdleri “kurban” olarak kullanamayacak olmalarındandır. Her duyarlı yurtsever Kürd, Pêşmerge Mesûd’un Cizre ziyaretini olumlu bir gelişme olarak değerlendirmektedir.
Bu durum, HDP içindeki yurtseverler için de geçerlidir.
Ziyarete Karşı Çıkmanın Şartları
Şayet Kuzey Kürdistan’da bağımsızlık mücadelesi verilseydi ve çelişkilerin keskinleştiği, savaşın kızıştığı bir dönem yaşansaydı; bu gün yarın bağımsızlık ilanı söz konusu olsaydı, tam da böyle bir ortamda Berzani’nin gelmesi ve Kürdlere “devlet ile uzlaşma” çağrısı yapması çok çirkin olurdu ve her türlü tepki haklı olurdu.
Şayet, PKK’nin talepleri, Berzani’nin Kurucu Başkanı olduğu Güney Kürdistan’ın taleplerinden daha ileri olsaydı, yine Berzani’nin ziyareti haklı olarak eleştirilebilirdi.
PKK’nin hiçbir ulusal talebi olmadığı gerçeği dikkate alındığında, Kürdler için önemli bir kazanıma (federasyon; fiili devlet) Başkanlık yapmış Berzani’nin ziyareti ulusal duyguların uyanması açısından çok önemlidir. Konumu ve ulusal duruşuyla Berzani, Kuzey’de var olanın ilerisinde olduğu için ziyareti “ben Kürdüm/Kürdistanlıyım” diyen herkes için değerli olmalı ve sahiplenilmelidir…
PKK/HDP çizgisini savunanların, bu ziyarete tepkisinin hiçbir Kürdistani ve insani gerekçesi yoktur/olamaz da.
Bu ziyarete, bağımsız Kürdistan’ı koşulsuz savunan ve Berzani’nin gelişiyle bağımsızlık bilincinin köreleceğini düşünen insanlar/partiler tepki gösterebilirler ve böyle bir tepki de anlaşılırdır. Bunun dışında gösterilen her tepki, Kürdler ve Kürdlerin ulusal kazanımlarına Berzani şahsında bir saldırıdır…
Sonuç Olarak;
Berzani’nin Cizîra Botan ziyaretinde, AKP/Erdoğan yönetimi kendisine yarayacak şekilde davranabilir. Ama Kürdler de bu ziyareti kendi lehlerinde çok iyi kullanabilirler kuşkusuz.
Ulusal bilincin yok edilmeye yüz tuttuğu Kuzey Kürdistan’da, bu ziyaret ulusal bir dirilişe vesile olabilir.
Gençlerin Berzani’yi Kürdistan bayraklarıyla karşılaması yıllardır “büyük” siyasetçilerin gösteremediği ulusal duruşu göstererek Kürdistan ismini bir kez daha Türk ve Dünya gündemine taşıdılar, kendilerini kutluyoruz.
Temennimiz, HDP içindeki yurtseverler dahil Kürdlük/Kürdistanlılık iddiası taşıyan tüm kişi ve kurumların da gençler gibi Kürdistan bayraklarıyla Berzani’yi karşılamasıydı. Bu tür tarihi fırsatlar örgüt/parti çıkarlarına feda edilmeyecek kadar önemlidir. Kalabalık kitleler halinde ellerinde tüm Kürdleri temsil eden Ala Rengin ile Cizre, hiç kimsenin ummadığı ve hesaplayamadığı Ulusal Bir Dirilişe ve uyanışa sahne oldu…
Israrla ‘birlik’ diyenlerin hangi temelde birlik sorusuna cevap vermediklerini; birliğin ancak ulusal zeminde ve ortak amaçlarda olabileceğini belirttik. Bu birlik, ulusal simge olan Berzani’ye sahip çıkmak ve Kürdistan Bayraklarıyla Cizre’nin Kürdistan olduğunu bütün dünyaya göstererek hayata geçirildi…
Süleyman Akkoyun




