Kürt ve Kurdistan Meselesi: Bağımsızlık, Aydınlanma ve Özgürlük Bağlamında Bir Siyasi Analiz!

Kürt ve Kurdistan Meselesi:

Kurd ve Kurdistan meselesi, tarihsel derinliği ve uluslararası boyutlarıyla modern dünyanın en karmaşık ulusal mücadelelerinden birini temsil etmektedir. Kurd ve Kurdistan’a özgü çözüm doğrultusunda, bu mesele öncelikle bir bağımsızlık kavgası olarak ele alınması gerekiyor. Kurdistan’da yaklaşık 220 yıldır süren Kurd direnişi, Kurd milletinin kendi kaderini tayin etme hakkı için verdiği bir mücadele olarak yorumlanmalıdır. Bu direniş, antik dönemlerden Osmanlı İmparatorluğu’na, oradan modern ulus-devlet yapılarına uzanan bir süreçte, Kurdistan topraklarının sürekli işgale uğraması ve Kurd kimliğinin bastırılmasına karşı, bir tepki olarak şekillenmiştir. Bağımsızlık talebi, sadece toprak parçası değil, kültürel, dilsel ve siyasi özerklik anlamına gelmekte olup, Kurd milletinin nesne olmaktan çıkıp özne haline gelme çabasını simgelemektedir.

İkinci olarak, bu mesele emperyalizm veya siyonizm gibi dış güçlerin doğrudan bir ürünü olarak görülmemelidir. Aksine, kökleri 1916 Sykes-Picot Anlaşması’na dayanmaktadır. Bu anlaşma, Britanya ve Fransa‘nın Ortadoğu‘yu kendi çıkarları doğrultusunda bölüştürmesi sonucu, Kurd coğrafyasının bölüştürülmesi meselesidir. Daha önce Osmanlı-Safeviler arasında ikiye bölünen Kurdistan, Sykes-Picot anlaşması ile, Suni olarak kurdurulan Türkiye, Irak ve Suriye arasında parçalanmasıyla, bölüşme dörde çıkarılmıştır. Bu bölünme, Kurdlerin ulus-devlet sınırları belirlenmeden, “sömürge altı bir ülke” olarak statüsüz bırakılarak, uluslararası bir sorun haline getirilmiştir.

Dolayısıyla, mesele Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumların gündeminde yer alması gereken bir hak meselesidir; emperyalist manipülasyonlardan ziyade, sömürgecilik sonrası düzenin yarattığı adaletsizliklerin sonucudur. Bu bağlamda, Kurd meselesi küresel ölçekte self-determinasyon ilkesiyle bağlantılıdır ve esaret altında birçok milletin ulusal mücadeleleriyle paralellik taşır.

Üçüncü nokta, meselenin dini bir çerçevede ele alınamayacağıdır. Kurd ve Kurdistan sorunu, bir “ümmet” meselesi değildir; tıpkı Katalanların İspanya’dan bağımsızlık talebinin Hristiyan kardeşliğiyle çözülemeyeceği gibi, Kurd ve Kurdistan meselesi de İslam kardeşliği içinde ele alınamaz. Kurd miletine inkar, zulüm ve jenosit uygulayan dört devlet de Müslümandır. Kurd milleti, Müslüman çoğunluklu olsa da mesele etnik ve ulusal kimlik üzerine kuruludur. Basklar, İskoçlar veya Katalanlar gibi, bu mücadele seküler bir ulusal bilinçle ilerler. Kardeşlik ve dini kardeşlik söylemleri, genellikle egemen devletler tarafından ulusal talepleri bastırmak için kullanılan retorik araçlardır ve gerçek çözümü engeller. Kurd ve Kurdistan meselesi, evrensel insan hakları ve ulusal haklar bağlamında değerlendirilmelidir.

Sonuçta, Kürt ve Kurdistan meselesi Immanuel Kant’ın “Aydınlanma Nedir?” sorusunun bir yansımasıdır. Kant, aydınlanmayı “insanın kendi suçuyla düşmüş olduğu ergin olmama durumundan kurtulması” olarak tanımlar; yani bireyin ve toplumun nesne olmaktan çıkıp özne haline gelmesi. Kurdler için bu, sömürgecilik ve asimilasyon politikalarından kurtulup, kendi kaderini belirleme özgürlüğüne ve sorumluluğuna sahip olmaktır. Bu geçiş, sadece siyasi bağımsızlıkla değil, eğitim, kültür ve ekonomi alanlarında özerklikle gerçekleşebilir.

Günümüzde, Güney Kurdistan’daki bölgesel hükümet, bu aydınlanma sürecinin somut örnekleridir. Ancak, tam özgürlük için uluslararası destek ve diplomatik müzakereler şarttır. Bu analizde ben, Kurd meselesini romantikleştirmeden, tarihsel ve felsefi temeller üzerine, özetle oturtarak, sürdürülebilir bir çözümün aydınlanma ve özneleşme yoluyla mümkün olduğunu vurgulamaya çalıştım.