PANORAMA-2025!

13 yıl süren bir iç savaştan sonra Suriye’de eski rejim yıkıldı. Yerine selefî terörist bir örgüt (HTŞ) geldi. Daha önce ABD tarafından 10 milyon dolar ödülle aranan Ahmed el-Şaraa (Colanî) iktidara yerleşti. Bölge ve dünyadaki bazı siyasi aktörler bu teröristi “meşrulaştırma” hamleleri yapıyor!
Esad rejiminin çöküşü, HTŞ’nin hızlı ilerleyişiyle gerçekleşti. Grup, Şam’ı ele geçirdikten sonra Ahmed el-Şaraa’yı de facto lider ilan etti. Başlangıçta “ılımlı” bir görüntü çizen yönetim, diğer terör örgütleriyle ittifak kurarak bir kabine oluşturdu. Ancak bu “taze gelin” gibi başlayan süreç, Müseyrilere ve Dürzîlere yönelik katliamlarla, hızla kanlı bir yüze büründü. Nakit sıkıntısı ve uluslararası desteğin sınırlı olması yönetimi zorlarken, Suudi Arabistan gibi Körfez ülkeleri devreye girdi: Üç aylık memur maaşlarını karşılayacaklarını taahhüt ettiler ve bazı ekonomik ambargoların kaldırılması için çaba gösterdiler.
Ortadoğu’da hem “savaş” hem de “barış” naraları bir arada atılıyor. Bu hengâme içinde koşullar ve nasıllar belirlenmeye çalışılıyor. Öyle görünüyor ki, kurdler hem savaşın hem de barışın göz ardı edilemeyecek aktörleridir. ABD, bir taraftan “Kurdler ölmesin” diye onlara savunma zemini hazırlıyor, öbür taraftan Kurdlerin kendi toprakları üzerinde kendi kendilerini yönetmesi projesinden yoksun bırakarak,kendi çıkarı için pazarlıkların aracı haline getiriyor.
Bu da bizim “nasıl bir siyasi statü” konusunda ciddi belirsizliklere ve zaman aşımına neden oluyor. Çünkü zaman ve gidişat, sahada olup bitenler her yoruma açık durumda. İşte böyle bir ortamda 2025’e girdik.
Aktörler arasında diplomatik ilişkiler, gelgitlerle dolu bir yıl geçirdik.
Ortadoğu’da önce ahtapot gibi yayılmış İran’ın önemli derecede kolları kesildi. Önce “12 gün savaşı” adı verilen İsrail saldırıları, daha sonra da ABD’nin hava saldırılarıyla İran ciddi bir darbe yedi; ama hâlâ Kurdler için bir tehlike olarak duruyor. Haşdi Şabi örgütleri kanalıyla Irak’ta ciddi bir güç olarak hem Irak üzerinden Güney Kurdistan Federasyonu’nu dizayn etmeye çalışıyor hem de genel olarak Irak’ta siyasetin gidişatına yön veren pozisyonunu koruyor.
10 Mart’ta Mazlum Abdi ve Colani arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma tamamen Türkiye’nin hazırlayıp önlerine koyduğu bir anlaşmaydı. Müseyri katliamının yürütüldüğü anda, cesetler daha yerdeyken alel acele imzalandı. Ben o dönemde Kurdçe yazılmış bir makalemde “Bu Anlaşma Kürtlerin Elini-Kolunu Bağlayan Bir Anlaşmadır” diye bir başlıkla, maddeleri incelemiştim ve okuyucuyla paylaşmıştım. O anlaşmadan bu yana 10 aydır Türkiye, Mazlum Abdi’ye o anlaşmayı hayata geçirmesi için baskı uyguluyor. Mazlum Abdi ve yönetimi hem anlaşmayı reddetmiyor hem de uygulamıyor. Çünkü o anlaşmanın içeriği tamamen teslim olma, oluşan de facto yapıyı dağıtma ve Suriye devletine entegre olmayı hedeflemektedir. Bu anlaşma konusunda devam eden sessizlik, aynı zamanda Kurd talepleri ve statüsü konusunda bir belirsizlik, kararsızlık olarak, kurdlerin eli kolu bağlı, bir zaman kaybı demektir. Bu da yenilginin tehlikeli durumlarından birinin başlangıcıdır.
Güneybatı Kurdistan parçasında, bu dönemde riskler ve fırsatlar birlikte değerlendirildiğinde, alanda “Kurd siyaseti”ni temsil eden güç Kurd milleti açısından büyük bir zaaftır. Harcanan emek karşılığı elde tutulması gereken kazanımlar ciddi risk altındadır. Bu risklerin, ikircikli siyasetin farkında olmak ve buna uygun şekilde Kurd ve Kurdistanî bir siyaset üretmek ertelenemez bir görevdir. Aksi takdirde, Güneybatı Kurdistan’da bunca emek ve kayba karşın, Kurdler tarihi bir kırılmayı yaşar.
Güney Kurdistan’da 20 Ekim 2025’te Kurdistan Parlamentosu seçimleri oldu. Bir yıldan fazladır parlamento işlevsizleştirildi ve yeni hükümet kurulamadı. Bu da siyasi irade olarak Kurdler açısından ciddi bir boşluğu ve belirsizliği beraberinde getiriyor.
Türkiye’de ve Kuzey Kurdistan’da, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı ile olup bitenler, Öcalan-DEM Parti ve PKK cephesinde bir çöküş, bir teslimiyet ve “Türkleşmeyi” seçen bir hikâyedir.
Oysa Kurd ve Kurdistan meselesi, tarihsel derinliği ve uluslararası boyutlarıyla modern dünyanın en karmaşık ulusal mücadelelerinden birini temsil etmektedir. Kurd ve Kurdistan’a özgü çözüm doğrultusunda, bu mesele öncelikle bir bağımsızlık kavgası olarak ele alınması ve ilerlemesi gerekiyor. Kurdistan’da yaklaşık 220 yıldır süren Kurd direnişi, Kurd milletinin kendi kaderini tayin etme hakkı için verdiği bir mücadele olarak tarihte yerini almak zorundadır. Bu direniş, antik dönemlerden Osmanlı İmparatorluğu’na, oradan modern ulus-devlet yapılarına uzanan bir süreçte, Kurdistan topraklarının sürekli işgale uğraması ve Kurd kimliğinin bastırılmasına karşı, kendi topraklarının efendisi olma talebi olarak şekillenmiştir. Bağımsızlık talebi, sadece toprak parçası değil, kültürel, dilsel ve siyasi özerklik anlamına gelmekte olup Kurd milletinin nesne olmaktan çıkıp özne haline gelme çabasını simgelemektedir.
Öcalan-Devlet Bahçeli ve PKK-DEM Parti belkemiksizlerinin yürüttüğü “yeni paradigma” tamamen Kurdleri millet olmaktan kaynaklı bütün haklarından vazgeçerek, Türkleşmeyi kabul edilir pozisyona getirmeyi amaçlamaktadır. 2025 boyunca yoğun bir şekilde bu sorunlar tartışıldı. Benim de bu noktada iki araştırma ve analiz içerikli makalem “Darka Mazî” ve Güneybatı Kürdistanlıların çıkardığı “Yekiti Media”da Kurdçe ve Türkçe olarak çıktı. Bu makalelerim şu başlıkları taşıyordu:“Manipülasyonun Kürt Milletini Yoksayma Boyutu!” ve
“Kürt ve Kürdistan Meselesi: Bağımsızlık, Aydınlanma ve Özgürlük Bağlamında Bir Siyasi Analiz!”
Bu makalelerde özetle:
“Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan servis edilen son mesajlarında öne çıkarılan ‘demokratik ulus’, ‘demokratik konfederalizm’, ‘objektif demokrasi’, ‘objektif entegrasyon’ gibi kavramlar, sosyolojik gerçekliği olmayan, tamamen semantik manipülasyon araçlarıdır. Bu kavramlar, Kurdleri politik bir özne olmaktan çıkarıp, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı içinde ‘kültürel farklılık’ düzeyine indirgeyerek eritmeyi hedefleyen yeni bir asimilasyon projesidir.” dedim ve diğer analizde ise;
“Kurd ve Kurdistan meselesi dini bir çerçevede ele alınamayacağıdır. Kurd ve Kurdistan sorunu bir ‘ümmet’ meselesi değildir; tıpkı Katalanların İspanya’dan bağımsızlık talebinin Hristiyan kardeşliğiyle çözülemeyeceği gibi, Kurd ve Kurdistan meselesi de İslam kardeşliği içinde ele alınamaz. Kurd milletine inkar, zulüm ve jenosit uygulayan dört devlet de Müslümandır. Kurd milleti Müslüman çoğunluklu olsa da mesele etnik ve ulusal kimlik üzerine kuruludur. Basklar, İskoçlar veya Katalanlar gibi, bu mücadele seküler bir ulusal bilinçle ilerler. Kardeşlik ve dini kardeşlik söylemleri, genellikle egemen devletler tarafından ulusal talepleri bastırmak için kullanılan retorik araçlardır ve gerçek çözümü engeller. Kurd ve Kurdistan meselesi, evrensel insan hakları ve ulusal haklar bağlamında değerlendirilmelidir.” diyerek “süreç” ve manipülasyonlara cevap vermiştim.
Ahmed el-Şaraa (Colani) 8 Kasım 2025’te ABD’ye gitmek üzere randevulaştı. ABD’nin alelacele Şam’a gönderdiği ilk üst düzey heyetin lideri Barbara Leaf; HTŞ lideri Colani ile yapılan görüşmenin detaylarını paylaştı. “Colani için konulan 10 milyon dolarlık ödülün kaldırıldığını” duyuran Leaf, hemen açıklamanın ardından, Türkiye’nin Suriye’deki rolüne de dikkat çekti ve İran’ın da Suriye’nin geleceğinde yer almaması gerektiğini ifade etti. Selefî terör örgütleriyle “yeni Surîye”yi inşa etmek çok kolay görünmüyor. Anlaşılan ABD, bölgedeki iki aktörün yanında, Türkiye’ye de görev vererek sonuca gitmek istiyor. Bu da cîddi bir anti-Kurd kartın güçlenmesi anlamına geliyor.
Daha önce terörist diye başına 10 milyon dolar ödül konulan Colani, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Trump tarafından parfümlü merasimle karşılandı. Hatırlanacağı gibi, daha önce ABD’nin Şam eski Büyükelçisi Robert Ford: “Colani’yi biz eğitip yönlendirdik”(!) diye açıklama yapmıştı.
ABD dönüşü Ahmed el-Şaraa denilen Colani’nin hem Kurd bölgesine yönelik Türkiye ile birlikte baskıyı yoğunlaştırması ardından, Palmira bölgesinde ABD askerlerine ateş açıldı. Bu saldırıda iki ABD askeri ve bir sivil görevli hayatını kaybetti, üç kişi de yaralandı. Saldırı, Colani’ye bağlı ordu askeri tarafından yapıldığı resmen belirlendi. Bu da gösteriyor ki ABD yetkilisi, her ne kadar “Colani’yi biz eğitip yönlendirdik” dese de, Colani’ye bağlı güçlerin IŞİD, El Kaide ve El Nusra’ya bağlı selefî terörist örgütlerle iç içe olduğu, yeni bir Suriye inşasının Suriye’deki etnik ve ulusal güçler için ciddi riskler taşıdığını göstermektedir. Colani’nin bu güçleri kontröl etmesi ve ehlileştirmesi kolay görünmüyor.
2025’te bütün kurdleri ilgilendiren iki önemli olay daha oldu. Bunlardan biri üzücü bir olaydı: Mamoste İsmail Beşikçi, hayatını konu alan belgesel filmin (Bizim İsmail) izlenmesi sırasında, beyin kanaması geçirdi ve tedawî altına alındı. Bu olay Bütün kurdleri üzdü.
Diğer olay ise; Başkan Mesud barzanî’nin özel kurumalariyle silahlı olarak, Cizre’de düzenlenen Melayê Cizîrî anma etkinliğine katılması idi. Bütün kurdleri sevindiren bu etkinlikte; Başkan Mesud Barzanî, Kurdistan bayrakları ile, büyük bir ilgi ve “Bijê Kurdistan, bijî pêşmerge” şîarları ile karşılandı. Bu milliyetçi Kurd dalgası barbar türkleri rahatsız etti.
2026 yılının Kurd mileti ve kurdistanlılar için kazanımların bol, iyi diplomatik ilişkilerin elde edilmesi, kurumsal adımların hızla atılması yılı olması dileğiyle, hepinizin yeni yılını kutluyorum.




