DSG ve Şam: Geçici Denge ve Stratejik İmkanlar

Demokratik Suriye Güçleri ile Şam Yönetimi arasında yürütülen askeri entegrasyon görüşmeleri, Rojava deneyiminin uluslararası ve bölgesel aktörler tarafından sınırlı ölçüde tanınmasını sağlayan bir mekanizma olarak değerlendirilebilir. DSG’nin üç tümenle resmî olarak tanınması ve subaylara rütbe verilmesi, Kürtlerin sahadaki askeri varlığını koruma ve fiilen uygulama imkânını güçlendirmektedir. Bu durum, geçmişte sürekli yasadışı silahlı grup muamelesi gören Kürt güçlerinin meşruiyet kazanması açısından önemli bir eşik olarak okunabilir.
Buna karşın, tanınmanın kapsamı sınırlıdır ve siyasal boyut içermez. DSG’nin dış ilişki kurmasının yasaklanması, Kürtlerin uluslararası diplomatik kanallar üzerinden kendini savunma ve tanıtma kapasitesini büyük ölçüde sınırlar. Tarihsel tecrübeler, askeri güç sahibi olan Kürtlerin diplomatik izolasyon nedeniyle uzun vadeli kazanımlarını koruyamadığını göstermektedir. Bu bağlamda anlaşma, Kürtlerin askeri ve idari varlığını güvence altına alırken, siyasal özne olma kapasitesini engelleyen bir çerçeve oluşturmaktadır.
İdari yetkilerin ve bazı güvenlik sorumluluklarının DSG’de kalması, Kürtlerin kendi bölgelerinde sınırlı özerklik alanını korumasına imkân tanır. Hapishaneler, sınır geçişleri ve askeri alanların kontrolü DSG’de olduğu sürece Şam’ın merkezi otoritesine karşı fiili bir denge sağlanmaktadır. Petrol sahalarının askeri olarak DSG’de kalması, ekonomik kaynakların güvenliği açısından stratejik bir avantaj yaratırken, kâr paylaşımı ve sahaların mülkiyeti merkezi otoriteye bağlı kaldığı için Kürtlerin ekonomik egemenliği kısıtlanmaktadır.
Semalka Sınır Kapısı ve stratejik geçiş noktaları üzerindeki tartışmalar, Kürtlerin Güney Kürdistan ile bağlarını koruma mücadelesini görünür kılmaktadır. Bu geçişlerin kontrolü, ulusal süreklilik ve lojistik bağların korunması açısından kritik öneme sahiptir; herhangi bir geri adım, Kürtlerin fiili tecrit edilmesine yol açabilir.
Anlaşmanın Amerikan ve Avrupa garantileri, uygulanabilirlik açısından sınırlı bir güvence sağlasa da tarihsel deneyim, garantilerin kriz anında tek başına yeterli olmayacağını göstermektedir. Bu nedenle anlaşma, Kürtler için kalıcı bir siyasal statü değil, mevcut kazanımların korunmasını sağlayan geçici ve kırılgan bir denge mekanizmasıdır.
DSG, Şam anlaşması, Kürtler açısından hem sınırlı kazanımlar hem de önemli riskler barındırmaktadır. Askeri tanınma, fiili idari kontrol, güvenlik ve kaynak güvenliği gibi kazanımlar, Kürtlerin varlığını sürdürmesini mümkün kılarken; siyasal tanınma eksikliği, diplomatik izolasyon, askeri bütünlüğün parçalanma riski ve ulusal sürekliliğin tehlikeye girmesi gibi kayıplar, uzun vadede stratejik dezavantaj yaratmaktadır. Bu bağlamda anlaşma, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme kapasitesine doğru atılmış bir adım olmaktan çok, mevcut kazanımlarını koruma ve süreç yönetimi açısından önemli bir araç olarak okunabilir.




