Bağımsız Birleşik Kürdistan Perspektifinden Lider Merkezli Siyaseti ve eleştirisi ve Kürt Milliyetçiliği

Kürt siyasal mücadelesi uzun yıllardır lider, aile ve örgüt merkezli aidiyet biçimleri üzerinden şekillenmektedir. Bu durum, Kürt milletinin tarihsel ve kolektif haklarının, şahıslar ve yapılar etrafında daraltılmasına yol açmıştır. Oysa Kürt meselesi, herhangi bir siyasal figürün ideolojik çizgisiyle veya belirli bir örgütsel geleneğin öncelikleriyle açıklanamayacak kadar derin, tarihsel ve çok boyutlu bir sorundur. Bu çalışma, Apo’culuk, Barzani’cilik ve Talabani’cilik gibi lider merkezli siyasal aidiyetleri bilinçli biçimde dışlayan; Kürt milletinin bağımsız ve birleşik bir Kürdistan devletinde özgürce yaşama hakkını esas alan ulusalcı bir yaklaşımı bilimsel temelde ele almaktadır.
Modern Kürt meselesinin kökenleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülüşü ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ulus devlet düzenine dayanmaktadır. Bu süreçte Kürtler, kendi siyasal iradelerini ortaya koyabilecekleri bir devlet yapısından yoksun bırakılmış; Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırları arasında parçalanmıştır. Bu parçalanma yalnızca coğrafi değil, aynı zamanda hukuki, siyasal ve kültürel bir statüsüzlük yaratmıştır. Kürtlerin yaşadığı bu durum, geçici bir siyasal sorun değil; sistematik bir inkâr ve asimilasyon politikalarının sonucudur.
Ulusçuluk kuramları açısından değerlendirildiğinde, Kürt milletinin ulus olma vasfı nesnel ölçütler temelinde tartışmasızdır. Ortak tarihsel hafıza, dilsel süreklilik, kültürel ortaklık ve belirli bir coğrafi aidiyet, Kürtleri modern anlamda bir ulus haline getirmiştir. Buna rağmen Kürtlerin siyasal birliğe kavuşamamış olması, içsel bir yetersizlikten ziyade, bölgesel ve uluslararası güç dengeleriyle bağlantılı bir engellemenin ürünüdür. Ancak bu engellemenin iç boyutunda, Kürt siyasetinin şahıs ve fraksiyon merkezli yapısı önemli bir rol oynamaktadır.
Lider ve örgüt merkezli aidiyet biçimleri, Kürt siyasal tarihinde belirli dönemlerde mobilizasyon sağlamış olsa da, uzun vadede ulusal hedefin önüne geçen bir parçalanma üretmiştir. Bu yapılar etrafında gelişen sadakat kültürü, eleştirel düşünceyi sınırlandırmış; ulusal çıkarlar, örgütsel çıkarlarla ikame edilmiştir. Bilimsel açıdan bakıldığında, ulusal kurtuluş mücadelelerinin başarısı, karizmatik liderlikten ziyade kurumsal yapıların, toplumsal mutabakatın ve siyasal meşruiyetin inşasına bağlıdır.
Bağımsız Kürdistan talebi, romantik veya duygusal bir ideal olarak değil, uluslararası hukuk çerçevesinde meşru bir hak olarak ele alınmalıdır. Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan halkların kendi kaderini tayin hakkı, Kürt milleti açısından uygulanabilir ve ertelenmiş bir haktır. Kürtlerin yaşadığı devletlerin hiçbirinde kolektif siyasal eşitlik, güvence altına alınmış kültürel haklar ve özgür temsiliyetin sağlanmamış olması, bu hakkın kullanılmasını hukuki ve ahlaki açıdan gerekçelendirmektedir.
Birleşik Kürdistan perspektifi, yalnızca mevcut sınırların yeniden düzenlenmesini ifade etmez. Bu yaklaşım, tarihsel olarak zorla parçalanmış bir milletin siyasal, ekonomik ve kültürel bütünlüğünün yeniden tesis edilmesini hedefler. Ortak pazar, kültürel dolaşım, eğitim politikalarının uyumlaştırılması ve kolektif güvenlik anlayışı, birleşik bir devlet yapısının temel unsurlarıdır. Bugüne kadar ortaya çıkan bölgesel yönetim deneyimleri, bu potansiyeli kısmen ortaya koymakla birlikte; aileci siyaset, dışa bağımlılık ve demokratik denetim eksikliği gibi yapısal sorunları da açığa çıkarmıştır.
Bu bağlamda savunulan Kürt milliyetçiliği anlayışı, seküler, eleştirel ve kapsayıcı bir nitelik taşımaktadır. Din, mezhep veya ideolojik dogmalar yerine; ulusal çıkar, tarihsel hakikat ve kolektif irade esas alınmaktadır. Kürt milletinin özgürlük mücadelesi, geçici ittifaklara, bölgesel güçlerin stratejik hesaplarına ya da liderlerin kişisel manevralarına indirgenemez. Ulusal kurtuluş, kurumsallaşmış siyasal akıl ve demokratik meşruiyet temelinde mümkündür.
Apoizm olgusuna ilişkin değerlendirme bu bağlamda ayrı ve açık bir başlık olarak ele alınmalıdır. Apoizmin tek bir tanımı vardır: Apoizm, Kürtleri sömürgeci statükoya entegre eden bir devşirme ocağıdır. Bu ideolojik çizgi, Kürt milletinin bağımsızlık ve devletleşme hedefini sistematik biçimde erteleyen; sömürgeci düzenle çatışmak yerine onu dönüştürme iddiası altında meşrulaştıran bir siyasal işlev görmüştür. Ulusal kurtuluşu devlet dışı, sınır dışı ve iktidar dışı soyut kavramlara hapseden bu yaklaşım, Kürtlerin tarihsel olarak maruz kaldığı sömürgeci statüyü ortadan kaldırmak yerine yeniden üretmiştir.
Apoizm, söylem düzeyinde radikal bir karşıtlık üretirken, pratikte Kürt toplumunu mevcut devlet yapılarına uyumlu hale getiren bir entegrasyon mekanizması olarak çalışmıştır. Ulus devlet karşıtlığı adı altında Kürt devletleşmesinin reddedilmesi, sömürgeci statükonun en temel çıkarına hizmet etmiştir. Bu yönüyle Apoizm, klasik sömürgecilik literatüründe tanımlanan yerli aracı sınıfların işleviyle örtüşmektedir. Kürtlerin siyasal enerjisi, bağımsızlık hedefinden uzaklaştırılarak uzun vadeli ve sonuçsuz bir yönetsel arayışa kanalize edilmiştir.
Bu ideolojik hattın ürettiği siyasal sonuçlardan biri de, Kürt ulusal bilincinin parçalanmasıdır. Apoizm, Kürt milletini tarihsel bir ulus olarak değil; yerel, kültürel ve kimliksel bir topluluklar toplamı olarak tanımlamış; böylece ulusal egemenlik fikrini bilinçli biçimde aşındırmıştır. Bu yaklaşım, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunmak yerine, sömürgeci devletlerin sınırları içinde kalıcılaşmayı stratejik bir tercih haline getirmiştir.
lider ve örgüt merkezli aidiyetleri aşan; Kürt milletinin bağımsız ve birleşik bir Kürdistan devletinde özgürce yaşama hakkını kayıtsız ve şartsız savunan bu yaklaşım, Kürt siyasal mücadelesi açısından daha tutarlı ve sürdürülebilir bir perspektif sunmaktadır. Kürt meselesinin çözümü, şahısların ya da ideolojik aygıtların değil; milletin tarihsel haklarının merkezde olduğu bir siyasal bilinçle mümkündür.



