Suriye’de Güneybatı Kurdistan Sorunu: Esad Sonrası Dönemde Yeni Gelişmeler ve Anlamları

Suriye'de Güneybatı Kurdistan Sorunu: Esad Sonrası Dönemde Yeni Gelişmeler ve Anlamları

Esad Rejiminin Çöküşü ve Rojava’nın Kırılgan Konumu

Suriye’de Beşar Esad rejiminin Aralık 2025‘te devrilmesinin ardından, ülke hızlı bir geçiş sürecine girdi. Bu süreç, özellikle “Kuzey ve Doğu Suriye”  adı altında bir yönetim kuran PYD/YPG ve SDG ağırlıklı Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ve Rojava bölgesi için kritik öneme sahip.

“Güneybatı Kurdistan”, “Rojava) olarak anılan bu bölge, Kurdlerinin kültürel, siyasi ve askeri özerkliğini temsil ediyordu. Ancak yeni Şam yönetimi altında Ahmed Şara liderliğindeki geçici hükümetin tutumu, bölgede yeni gerilimleri tetikledi.

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi‘nin 10 Şubat 2026’da düzenlediği “Yol Ayrımındaki Suriye: Esad Sonrası ABD Politikasının Zorlukları” başlıklı oturum, bu gelişmeleri mercek altına aldı. Oturum, DSG’ye yönelik saldırıları, Kurdlerin güvenliğini ve ABD’nin rolünü tartışarak, Güneybatı Kurdistan sorununun uluslararası boyutunu vurguladı. Bu makale, oturumdaki görüşlerden yola çıkarak, yeni gelişmelerin Rojava için ne anlama geldiğini değerlendireceğim.

Buna bağlı olarak, her sıkışıklıkta Mazlûm Abdî’nin, neden koşarak, Colanî’nin ayağına giderek, anlaşmalar imzadığının nedenlerini ve cevabını da konuşmacilardan bulmaya çalışacağız. Çünkü, saldırılar sonrası, özellikle Pêşmerge Kek Mesud Barzanî’nin, diplomatik kanallarını zorlaması ve Dört parça Kurdistan’da gelişen “rojava’ya destek mitin ve gösteriler”i Avrupa ve Amerika’daki bazı Kurd dostlarını harekete geçirdi. Bu girişlerin sonuçları alınmadan, Mazlum Abdi yenilginin ayak tozuyla Colani’nin ayağına gidip 29.01.20226’da 14 maddelik elik “anlaşma” imzaladı. Bu anlaşma akıllara, “Colani’yi rahatlatma hamlesi mi yapiyor Mazlum Abdi”, şeklindeki soruları da gündeme getirdi.

Yeni Şam Yönetiminin Tutumu ve DSG’ye Yönelik Tehditler

Esad’ın düşüşünden sonra Ahmed Şara’nın liderliğinde kurulan yeni yönetim, başlangıçta reform vaatleri ile karşılandı. Şara, ABD Başkanı Trump ile görüşmesinde IŞİD karşıtı koalisyona katılma sözü verdi ve Sezar Yaptırımlarının askıya alınması gibi adımlarla uluslararası destek aradı. Ancak sahadaki pratikler, bu vaatlerle çelişiyor.

Oturumda vurgulandığı üzere, “Suriye ordusu” ve bağlı milis gruplarının DSG kontrolündeki bölgelere yönelik askeri hareketliliği ve kontrol mekanizmaları artmış durumda. Komite Başkanı Brian Mast, bu saldırıları “kabul edilemez” olarak nitelendirerek, CENTCOM‘un 7 bin IŞİD tutuklusunu güvenlik gerekçesiyle Irak’a nakletmek zorunda kaldığını belirtti. Mast‘ın ifadesiyle, “Kürt müttefiklerimize yönelik her hamle bizim için kırmızı çizgidir.”

Bu gelişmeler, Rojava için ne anlama geliyor?

Öncelikle, yeni yönetim altında Suriye’nin merkeziyetçi yapısının güçlenmesi, Kurd özerkliğini tehdit ediyor. Şara’nın ordusunu “entegrasyon” adı altında radikal milislerle birleştirmesi, oturumda Andy Barr tarafından eleştirildi. Barr, bu yapının Esad diktatörlüğünün bir devamı olarak görüldüğünü ve Dürziler, Nusayriler ile Kurdlerin güvenini sarstığını vurguladı. Rojava’da Kobani ablukası ve Efrin’deki göç gibi sorunlar devam ediyor.

Eski ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, çözüm için somut adımlar önerdi: Kurdlerin kültürel haklarının anayasal güvenceye alınması, Kobani ablukasının kaldırılması, Irak sınır kapılarının açılması ve Efrin’e güvenli dönüş. Bu öneriler, Rojava’nın izolasyonunun kırılmasına işaret ediyor, ancak Şam’ın merkeziyetçi ısrarı çatışmayı derinleştiriyor. Bu bağlamda Mazlum Abdi’nin Şam ile muhabbetleri, Colani’nin işini kolaylaştırıyor, Colani’ye karşı olası yeni tedbirlerin alınmasının önüne geçiyor.

Ayrıca, oturumda Nadine Maenza’nın uyarısı dikkat çekici: Suriye ordusu içinde Ezidi Kurd kadınların kaçakçılığını yapan yaptırımlı isimlerin hâlâ komuta kademesinde olması. Maenza, radikal unsurların temizlenmemesi halinde yeni bir soykırım riski olduğunu belirterek, “Kurdleri Kurtarma Yasası”nın (Save the Kurds Act) acilen geçirilmesini talep etti. Bu, Güneybatı Kurdistan sorununun sadece siyasi değil, aynı zamanda etnik ve insani bir boyut kazandığını gösteriyor. Yeni gelişmeler, Colanı yönetiminin “tüm Suriyelilerin başkanı” olma vaadinin pratikte başarısız olduğunu ortaya koyuyor; Gregory Meeks‘in belirttiği gibi, Rojava’daki Kurdler, Süveyda‘daki Dürziler ve Şam’daki Hristiyanlar güven kaybı yaşıyor. Ama sürekli “direniş ve kahramanlık” naraları atan “Kuzey-Batı Suriye” yöneticileri, böylesi kritik anlarda; bu defacto gücün, eli kanlı gücün, dosyaları kirli güçleri muhatap alan bir duruş sergiliyorlar.

ABD’nin Rolü ve Uluslararası Boyut

ABD Kongresi’nin oturumu, Washington’ın Günel Batı Kurdistan’a yönelik tutumunu netleştiriyor. Kurdler, IŞİD’e karşı mücadelede ABD’nin stratejik ortağı olarak görüldüğü için, DSG’ye saldırılar ABD-Suriye ilişkilerini kopma noktasına getiriyor. Mast‘ın Şara ile Kasım 2025‘teki görüşmesini hatırlatması, ABD’nin beklentilerini ortaya koyuyor: Askeri entegrasyon ve azınlık koruması şart. Ancak Dr. Mara Karlin’in analizi, Kurdçenin ulusal dil olarak tanınmasının sembolik kaldığını, asıl sorunun merkeziyetçilik ile yerinden yönetim arasındaki çatışma olduğunu vurguluyor. Andrew Tabler ise milis entegrasyonunu “bayrak değiştirme” olarak eleştirerek, Kurd bölgeleri için güvenlik açığı yarattığını belirtti.

Kurdler için; kendi topraklarında, anayasal güvencelerle, belli bir uluslararası hukuk normlarına sahip, kendi kendini yöneten bir siyasi statü olmadan, askeri güçlerin konumu ve güvenlik sorunu çözülemez. Her zaman “güçlü güçsüzü ezer” algısına sahip, bölge güçlerinin dediği olur!

Bu bağlamda, yeni gelişmeler Güneybatı Kurdistan için fırsatlar da sunuyor. Jeffrey‘nin belirttiği gibi, PKK’nin etkisi zayıflarken, Güneybatı Kurdistan ile Kürdistan Bölgesi arasında yakınlaşma var. DSG ve Şam arasında koordinasyon başlamış durumda; ABD, İran ve Rusya’nın bıraktığı boşluğu doldurarak “ahlaki garantör” rolü üstlenebilir. Ancak Kongre’deki görüşler, ABD yardımlarının Kurd güvenliğine bağlanması gerektiğini savunuyor. Bu, Güneybatı Kurdistan’nın geleceğinin ABD’nin Suriye politikasına bağlı olduğunu gösteriyor. Eğer “Kürtleri Kurtarma Yasası” gibi önlemler alınmazsa, bölge yeni çatışmalara sürüklenebilir.

Rojava’nın Geleceği ve Riskler

Esad sonrası Suriye’de Güneybatı Kurdistan sorunu, yeni yönetim altında daha karmaşık hale geldi. Şara’nın vaatleri ile sahadaki saldırılar arasındaki uyumsuzluk, Kurd özerkliğini tehdit ediyor ve etnik şiddeti tetikleme potansiyeli taşıyor. ABD Kongresi’nin oturumu, bu gelişmelerin uluslararası bir krize dönüşebileceğini vurguluyor: Güneybatı Kurdistan’a yönelik saldırılar devam ederse, ABD-Suriye ilişkileri kopabilir ve IŞİD gibi tehditler yeniden yükselebilir. Ancak Jeffrey‘nin yol haritası gibi öneriler, anayasal reformlar ve güvenli dönüşlerle istikrarı sağlayabilir. Ama ne yazıkki, bugün Güneybatı Kurdistan’da egemen olan güç, bu sonuçları beklemenin yerine, sürekli Şam’la diyalog ve anlaşma imzalama hevesleri, Suriye’ye yönelik yeni uluslararası yasa ve tedbirlerin çıkmasını engeller durumda.

Güneybatı Kurdistan için yeni gelişmeler, bir yol ayrımını temsil ediyor:

-Ya Şam ile müzakere yoluyla özerklik güvenceye alınacak,

-Ya da radikal unsurların hakimiyeti altında çatışma derinleşecek.

ABD’nin aktif rolü, bu dengeyi belirleyecek ana faktör. Suriye’nin geleceği, Güneybatı Kurdistan’nın statüsüne bağlı ve Kongre’nin uyarısı, acil müdahale gerekliliğini netleştiriyor.

Bu süreç, Kurdlerin Suriye’deki varlığını koruma mücadelesini küresel bir mesele haline getiriyor. Ama Güneybatı Kurdistan’daki yöneticiler ya bunun farkında değiller ya da bilinçli bir şekilde bu gelişmelerin önüne geçmeye çalışan Türk devleti-Öcalan girişimlerinin piyon rolünü oynuyorlar!

10,02.2026