Doğu Kürdistan’da Fırsatlar ve Engeller

Ortadoğu’nun jeopolitik haritası, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın başlattığı saldırıdan bu yana kökünden değişti. İran’ın yıllardır özenle ördüğü “Şii hilali” (Tahran-Bağdat-Şam-Beyrut) stratejisi, İsrail’in karşı hamleleri ve özellikle 28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail ortak operasyonuyla (ABD: Operation Epic Fury, İsrail: Operation Roaring Lion) büyük ölçüde çöktü. Bu harekât, İran’ın nükleer tesislerini (Natanz, Fordow, Isfahan), balistik füze üslerini ve en üst düzey askeri-siyasi hedeflerini vurdu. En ağır darbe ise Yüce Lider Ayetullah Ali Khamenei’nin aynı gün öldürülmesi oldu. Rejim henüz tamamen yıkılmadı; yerine Geçici Liderlik Konseyi kuruldu, füze ve drone misillemeleri devam ediyor. Ama İran’ın askeri gücü, vekil ağları (Hizbullah, Haşdi Şabi vb.) ve bölgesel nüfuzu ağır, belki de onarılamaz bir yara aldı.
Bu kriz Suriye’ye de sıçradı. Ocak 2026 başından itibaren Suriye geçiş hükümeti, Rojava’daki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDF) kontrolündeki geniş alanlarda hızla ilerledi. Özellikle Arap çoğunluklu bölgeler (Raqqa, Deir ez-Zor ve çevresi) geri alındı. SDF içindeki Arap unsurların büyük kısmı ayrıldı, kabileler merkezi yönetime yöneldi.
Güvenilir kaynaklara göre SDF’nin toprak kontrolü yaklaşık %80 daraldı. Kalan Kürd yoğunluklu çekirdek bölgeler (Haseke, Kamışlo, Kobanê civarı) ise 30 Ocak 2026’da imzalanan kapsamlı anlaşmayla kademeli olarak merkezi otoriteye entegre edilmeye başlandı: İçişleri Bakanlığı birimleri şehirlere yerleşti, Asayiş kısmen yerel kaldı, ağır silahlar, sınır geçişleri, petrol sahaları ve havaalanları devlet kontrolüne geçti. Bu gelişme, İran’ın Suriye üzerinden Lübnan’a uzanan lojistik hattını fiilen kopardı ve Şii hilalinin belkemiğini kırdı.
İşte bu ağır zayıflık, Doğu Kürdistan (Rojhilat) Kürdleri için tarihi bir fırsat penceresi açtı. Rejim felç edilmiş durumda, ama tamamen çökmüyor. Yine de kalıcı siyasi ve ulusal kazanımlar için sağlam bir zemin oluştu. Bu zeminde, 22 Şubat 2026’da -İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu- (Coalition of Political Forces of Iranian Kurdistan) kuruldu. Koalisyona katılan başlıca partiler: PDKI (Kürdistan Demokrat Partisi-İran), PJAK, PAK (Kürdistan Özgürlük Partisi), Khabat ve Komala (Kürdistan Emekçileri Partisi).
Koalisyonun ortak hedefleri:
a- İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi,
b- Kürdlerin self-determinasyon hakkı,
c- Kürd bölgesinde ulusal ve demokratik bir yönetim yapısının kurulması.
Bu birlik, Kürd siyasi hareketinin yıllardır beklediği tarihi adımdır; rejim karşıtı mücadeleyi koordine etme ve güçlendirme potansiyeli taşır. Ancak koalisyonun geleceğini en ciddi tehdit eden unsur, PJAK’ın rolü ve PKK kökenli ideolojinin yarattığı uzlaşmaz çelişkidir. PJAK, 2004’ten beri PKK’nin İran kolu olarak faaliyet gösteriyor ve “demokratik konfederalizm” modelini birebir benimsemiş durumda.
Bu ideoloji:
a- Ulus-devlete ilkesel olarak karşıdır,
b- Devlet kurmayı “ilkel-burjuva milliyetçi” diye reddeder,
c- Yerine yerel özerklik, doğrudan demokrasi ve devlet dışı konfederal yapılar önerir.
Bu yaklaşım, PDKI ve PAK gibi geleneksel milliyetçi partilerin savunduğu ulusal self-determinasyon, özerk bölge statüsü veya bağımsızlık hedefleriyle taban tabana zıttır.
Rojava (Kuzey ve Doğu Suriye) deneyimi bu çelişkinin en somut ve acı sonucunu gösterdi: PYD/SDF’nin PKK çizgisindeki hakimiyeti, uluslararası desteği (özellikle ABD ve Batı’dan) büyük ölçüde sınırladı, koalisyon içi dışlamalara yol açtı ve 2026 başındaki entegrasyon süreciyle kontrol edilen alanların ezici kısmını devretmeye/kaybetmeye neden oldu.
Doğu Kürdistan’da benzer bir ideolojik egemenlik oluşursa sonuç aynı olur:
a- Koalisyon tıkanır,
b- Uluslararası meşruiyet erir,
c- Rejimin zayıflığının sunduğu tarihi fırsat heba edilir.
Kürdler bu fırsatı değerlendirmek istiyorsa:
a- İç birliği her şeyin üstünde tutmalı,
b- İdeolojik farkları akıllıca yönetmeli,
c- PJAK/PKK çizgisi koalisyonun omurgasından ve stratejik hedeflerinden ayrı tutulmalı,
d- Geleneksel milliyetçi partiler (PDKI, PAK) merkezde ve ideolojik liderlikte olmalı,
e- PJAK’ın katılımı ancak taktiksel birlik için kabul edilebilir; ideolojik egemenlik riski kesinlikle önlenmeli.
f- Aksi takdirde Rojava’daki gibi iç engeller, dış düşmanlardan daha ağır basar ve fırsatlar yok olur.
Koalisyonun yapması gerekenler bellidir:
a- Uluslararası meşruiyet ve diplomatik ağları acilen devreye sokmalı,
b- Diaspora (Avrupa, ABD) ve Güney Kürdistan (Başûr – özellikle KDP/Berzani) desteği güçlendirilmeli,
c- ABD ve İsrail’in İran karşıtlığından yararlanarak anti-rejim koalisyonu konumunda yer almalı,
d- BM ve uluslararası platformlarda self-determinasyon için etkili lobi yapılmalı; şiddetsiz direniş, Hewlêr benzeri toplantılar ve diplomatik arabuluculuk ön planda tutulmalı,
e- Ortak hedefe odaklanılmalı,
f- Demokratik yönetim vizyonu benimsenmeli ama devletleşme odaklı (self-determinasyon ve ulusal statü) yaklaşım korunmalı.
Sonuç olarak:
Ortadoğu kritik bir dönüm noktasında. İran krizi Şii hilalini dağıttı, bölgenin haritasını yeniden çiziyor. Doğu Kürdistan Kürdleri için bu, self-determinasyon açısından tarihi bir fırsat penceresidir. Rejim muhtemelen tamamen yıkılmayacak, ama kalıcı zayıflığı somut kazanımlar getirebilir. Rojava’daki hatalardan –özellikle devlet karşıtı ideolojinin uluslararası desteği sınırlaması– mutlaka ders çıkarılmalı. Birlik, stratejik ayrım ve akıllı diplomasiyle hareket edilirse gelecek artık Tahran’ın değil, Kürdlerin elinde olabilir. Yeter ki bu fırsat iç çelişkilerle, yanlış hesaplarla veya ideolojik körlükle heba edilmesin.
Süleyman Akkoyun


