Barzani Ofisi’nin MERİ Forumuna yaptığı eleştirilerin özünde ne var?

12-13 Ekim 2026’da Hewler’de yapılan MERİ Forumu Kürt siyasetini yakından takip eden herkesin eleştirilerin hedefi oldu. Son olarak ise Başkan Barzani’nin ofisi bir açıklama yaparak MERİ Forumu ile ilişkileri olmadığını söyledi ve foruma dönük eleştirilerini söyledi.
Bazı çevreler -elbette ki bunların başında PKK ve yine bazı uzantıları geliyor- yapılan açıklamayı özünden uzaklaştırmak için bir kara propaganda başlattılar. Barzani ofisinin eleştirilerini “iki kuzen arasındaki iktidar savaşı, Kürtlerin yakınlaşmasından duyulan rahatsızlık” gibi köksüz nedenlere bağladılar. Öyle ki PKK’nin Sterk TV’si Mazlum Abdi, İlham Ahmed, Kubat Talabani, Tuncer Bakırhan’ın bir arada çektiği fotoğrafı paylaşıp “Barzani bu resimden mi rahatsız oldu?” biçiminde haber bile yaptı.
Oysaki Başkan Barzani’nin eleştirileri çok netti. Başkan Barzani’nin ofisinden yapılan açıklama da eleştirilerin temeli “Forumun tüm siyasi tarafları kapsamadığı ve bazı parçaların temsiliyetinin olmadığı” yönündeydi. Ve bu durumun “Kürt halkı arasındaki bölünmüşlük ile kutuplaşmayı daha da derinleştirmekte” olduğu yönünde çok net bir uyarı da yaptı.
MERİ’nin bu yılki oturumu ilk günden itibaren birçok Kürt çevresinin eleştirilerini aldı. Özellikle Rojhilat Kürdistan’ının temsiliyetinin hiç olmaması oldukça dikkat çekti. Sadece siyasi partiler değil Doğu Kürdistanlı aydın ve yazarlara da yer verilmedi. Verilmediği gibi Bafil Talabani gibi İran ile kuşkulu ilişkiler içindeki biri çıkıp “İran’da da entegrasyon süreci başlayacak” dedi.
Öte yandan Rojava’da entegrasyon politikasının temsilcisi Abdi ve Ahmet ikilisi dışında başka bir çevreye yer verilmedi. ENKS ve ona yakın tüm çevreler foruma davet edilmedi. Ayrıca Kuzey’de de başka hiç Kürt yokmuş gibi DEM Parti lideri Tuncer Bakırhan’a tek yer verildi. Kuzey Kürdistan’da Bahçeli’nin startını verdiği “terörsüz Türkiye” süreci de tek yönlü olarak yansıtıldı. Süreç sadece övüldü. Oysa ki Kuzey Kürdistan’da entegrasyonu destekleyenlerden çok entegrasyonu eleştiren büyük bir kesim var. Bunlar da görmezden gelindi.
MERİ’nin Kürtleri kapsamayan, tek sesli ve tek renkli bu yapısına ilk günden itibaren eleştiriler geldi. Ve birçok siyasi çevre bu konuda görüşmelerini yetkili pek çok yere ilettiler. Başkan Barzani’ni hem bu eleştirilere hem de MERİ’de Kürtlerin büyük bölümünü dışlayıp, bölen tutuma karşı açık tavır oldu. Başkan Barzani ulusal sorumlulukları olan ve tüm Kürdistan parçalarının kritik dönemlerinde gerekliği önderliği yapan Kürdistani bir liderdir. Elbette ki MERİ gibi kendine misyon biçen bir Konferansın Kürtleri parçalayan ve entegrasyon kuyrukçusu durumuna getiren oturumlarına karşı da açık tavır olma sorumluğu vardır.
Bu nedenle Barzani ofisinin açıklamasını özünden saptırmak isteyen çevrelere itibar etmemek gerekir. Tam tersine Başkan Barzani’nin eleştirisi Kürt evinin veya Kürt sokağının gündemini düzelmesini yardım etmiştir. Bu biçimde MERİ’nin sadece birleşimi değil ayrıca gündemindeki sapmalar ve Kürt Ulusal Varlığına faydası olmayan tartışmaların da eleştirilmesinin önünü açmıştır.
Ortadoğu krizinin tam ortasında yapılan konferans Kürtlerin taleplerinin sesi olmamıştır. Tam tersine Kürtlerin kazanımlarını boğmak isteyen yapıların yaklaşımlarını ılımlı hale getirmiş ve kabul edilebilir göstermiştir. Kürtlerin güçsüzleştirmek isteyen hiçbir yapıya tek bir eleştiri gelmemiştir.
Bu nedenle MERİ’nin 2026 oturumunun sorunu sadece birleşen değil içerik sorunuydu. Elbette birleşenin düşünceleri forumun ana fikrini ortaya koyuyor. Ve Forum davetli listesi hazırlarken Rojava ve Kuzey’de PKK’ye yakın isimleri çağırdığı için bu parçaların gerçek durumu görülmedi.
Örneğin, Mazlum Abdi ve İlham Ahmet Rojava’da yaşanan hezimete rağmen birer kahraman gibi Rojava’nın tek temsilcisi olarak çağrılmışlar. Oysa ki onların 13 yıl boyunca Rojava’da ısrar ettiği siyaset Rojava’nın tüm kazanımlarını Şam’a teslim etmesine yol açtı. Ve baştan beri bu politikayı eleştiren partiler, aydınlar ve siyasetçiler vardı. Bunların sesi forumda yoktu.
Tuncer Bakırhan’da aynı biçimde yaptığı açıklamalarda “entegrasyon” konusunda pembe tablo çizmeye çalıştı. Devletin “terörsüz Türkiye” dediği sürecin resmi adını bile kullanmadı. Bakırhan ayrıca “Bazen özgür olmak için ille de bir toprak parçasına sahip olmak gerekmiyor.” Diyerek Kürt devletleşmesini de reddetti. Kuzey adına başka kimse olmadığı içinde doğal olarak Bakırhan’ın sözleri tek başına ortada kaldı.
Yani aslında çağrılanlar listesi gündeme damgasını vurdu.
Açık söylemek gerekirse PKK’nin gerek Kuzeyli gerek Rojavalı siyasetçileri Hewler’e geldikleri zaman çok iyi misafirlerdir, Başkan Barzani’ye teşekkür ederler, her medyaya konuşurlar, kendilerini öne çıkarlar, saygılı davranırlar fakat sınır geçip evlerine gittikleri zaman da ancak Barzani düşmanlığı yaparlar. Saygısızlık yapmaktan hiç çekinmezler.
Şu hususun altını da özellikle çizmek istiyorum. Öcalan’ın pozisyonu kendi eski parti sempatizanları içinde bile tartışmalı bir konudur. 5 yıl önce Öcalan’a Reber Apo diyen sempatizanları artık içten içe “Öcalan’ın baştan beri ajan olup olmadığı” tartışmasını yapıyor. Durum buyken Konferansta Öcalan’ın “Serok” diye anılması ilginç olmuştur. Diplomatik tutum vb dene bilir, kazanımcı tutum dene bilir fakat maalesef ki Öcalan’ın politik misyonu, Barzani düşmanlığı, Güney Kürdistan’ın statüsüne karşı misyonu düşünüldüğünde açıkçası böyle bir diplomatik dile ihtiyaç olmadığı net görülüyor. Öcalan daha 2027 Temmuz ayında İmralı’da Türk devletine “Barzanileri bitirin, onlar tehlikelidir” diye akıl veren biridir. Tarihteki Bedirxanilerden, Şeyh Said’e ve Barzani mücadelesine büyük saygısızlık yapıp “judenrat” diyen Öcalan’a saygı gösterip “Serok Öcalan” demenin reel siyasetle, diplomasi ile ilişkisi yoktur. Tam tersine Öcalan’ın olumsuz rolünü derinleştirir.
Sonuçta MERİ belirleyici bir platform değildir. Fakat ortaya çıkan tablo politik anlamda yanlıştır. Güney’de çizgisel ilkeler yerine popülist belirsizlik üzerine kurulu, uzun vadeli sonuçları değil güncel kabul edilebilirliği esas alan bir çizgi var. Rûdaw gibi mecraların başını çektiği bu medyatik anlayışa MERİ de bu yıl zemin hazırlamıştır.




