darka mazi

darka mazi

Selahattin Demirtaş: Bir pazarlık yok, gönüllü bir silah bırakma var

Selahattin Demirtaş: Bir pazarlık yok, gönüllü bir silah bırakma var

Selahattin Demirtaş, Roj Girasun’a konuştu:  ”Bir pazarlık yok, gönüllü bir silah bırakma var. Sürecin otoriterleşmeye alan açacağı kaygılarına katılmıyorum. Mesele, ‘Kürtler sürecin sonunda kimi destekleyecek?’ noktasında kilitleniyor. Kürtler ana aktör olmaktan çıkartılıp bir yedek güce dönüştürülüyor. Bazen de ‘Kürtler seçimde…

Rojava Özerk Yönetimi’nden, Adem-i Merkeziyet Talebi

Rojava Özerk Yönetimi'nden Suriye’de Adem-i Merkeziyet Talebi Kaynak: Rojava Özerk Yönetimi'nden Suriye’de Adem-i Merkeziyet Talebi

Rojava Özerk Yönetimi, Pazar günü yaptığı açıklamada, yeni ve birleşik bir Suriye’de aktif bir ortak olmak istediklerini, ancak yönetim biçiminin adem-i merkeziyetçi olması gerektiğini vurguladı. Suriye hükümetiyle yapılan son görüşmelerin ardından yayımlanan açıklamada, Suriye’nin toprak bütünlüğünün pazarlık konusu olamayacağı belirtilerek,…

PWK: Silahların bırakılmasını destekliyoruz, muhatap Kürdistan halkı ve onun siyasi temsilcileridir

Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK), PKK’nin Süleymaniye’deki silah bırakma törenini desteklediklerini duyurdu ancak çözümün tek taraflı değil, Kürdistan halkının iradesiyle mümkün olacağını vurguladı.Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Basın Bürosu, 11 Temmuz 2025 günü Süleymaniye yakınlarında bir grup PKK’li tarafından yapılan silah bırakma açıklamasına dair değerlendirmede bulundu. Açıklamada, "Silah bırakmayı, savaşın ve ölümlerin son bulması açısından destekliyoruz" denildi ancak, PKK’nin bu adımının “Kürt ve Kürdistan sorununu çözmeye yetmeyeceği” belirtildi.Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Basın Bürosu tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:Silahların bırakılmasını destekliyoruz, Kürt ve Kürdistan sorununda muhatap Kürdistan halkı ve onun siyasi temsilcileridir11 Temmuz 2025 günü, bir grup PKK gerillası, Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine, Güney Kürdistan’ın Süleymaniye şehri yakınlarında, silahlarını yakarak silahlı mücadeleye son verdiklerini açıkladılar. PKK'nin silah bırakmasını, savaşın, çatışmaların, Türkiye Devleti’nin askeri operasyonlarının, ölümlerin son bulmasını desteklediğimizi bir kez daha halkımıza duyurmak istiyoruz.Ancak ve kuşkusuz, PKK’nin silah bırakması, Kürt ve Kürdistan sorunun çözümü anlamına gelmemektedir.Kürt, Kürdistan sorununun çözümünde, ‘‘ayrı devlet, federasyon, özerklik ve kültüralist talepleri’’ reddeden, sorunu ‘’demokratik ulus, demokratik, cumhuriyet, ortak vatan’’ anlayışıyla, ‘’eşit vatandaşlık’’ temelinde çözmeyi öneren Öcalan, PKK ve DEM Parti’nin bu yaklaşımı; Türkiye Devleti’nin ‘’Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek dil’’ siyasetinin farklı bir söylemle dile getirilmesidir.Kürdistan sorunu, Kürt milletinin kendi geleceğini belirleme, Kürdistan halkının siyasi, coğrafi, milli bir statüyle kendi ülkesinde kendisini yönetme sorunudur. Kürt sorunu, Türkiye metropollerinde yaşayan Kürtlerin dil, kültür ve demokratik hak ve özgürlüklerinin sağlanması, Kürtlerin nüfus olarak çoğunlukta oldukları Türkiye metropol yerleşim yerlerinde de yerelde kendisini yönetebilme sorunudur.Açık bir dille belirtmek gerekir ki, Kürt ve Kürdistan sorununda, bugünkü koşullarda konumu ve misyonu ne olursa olsun, tek bir örgütün ve şahsın muhatap alınması tarihi, siyasi ve hukuki olarak yanlıştır ve sorunun çözümünü daha da zorlaştıran bir yoldur. Sorunun muhatabı Kürt milleti, Kürdistan halkı ve bir bütün olarak onun siyasi temsilcileridir.Bugün Kürt milletinin milli, coğrafik, siyasi statü talebi ile acil taleplerini bütünleştirecek, kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri içerecek bir programla milli, demokratik kalıcı bir ittifaka ihtiyaç vardır.Böylesi bir kalıcı ittifakın yanı sıra, Kürt ve Kürdistan sorununun diyalog yoluyla, barışçıl, siyasal, demokratik ve sivil yol, yöntem ve araçlarla çözümüne zemin hazırlaması için, Kürtlerin acil talepleri ekseninde, KÜRT TARAFI oluşturulmalı ve KÜRT TARAFI Türkiye Devleti’ne muhatap olmalıdır.KÜRT TARAFI’nın oluşturulması için, Kürt siyasi partileri, sivil toplum kuruluşları ve toplumda karşılığı olan etkili Kürt şahsiyetleri zaman kaybetmeksizin bir araya gelmeli, somut bir adım atmalıdırlar. İçinden geçmekte olduğumuz bu hassas ve önemli süreçte, milli, demokratik bir temsiliyetin oluşturulması hepimizin omuzlarında duran milli, tarihi bir görevdir.Kürt milleti ve Kürdistan’daki tüm bileşenleri ve onların iradesini temsil eden KÜRT TARAFI ve Türkiye Devleti, uluslararası hukuk kurallarını ve deneyimleri de gözeterek masaya oturmalı ve şeffaf bir şekilde birlikte bir çözüm programı belirlemelidirler. Bunun dışındaki her yol, yöntem ve anlayışın sorunun çözümüne hizmet etmeyeceği ve sorunu daha da griftleştireceği açıktır.Yine bu bağlamda, 11 Temmuz 2025 günü bir grup PKK gerillasının silah bırakması ardından, resmi ve gayri resmi kanallardan, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’nın konu ile ilgili ”tarihi bir açıklama” yapacağı duyuruldu. Beklenen “tarihi açıklama” 12 Haziran 2025 Cumartesi günü yapıldı. ”Terörsüz Türkiye” süreci olarak tanımlanan sürecin bir değerlendirmesi ve gelinen noktayı ifade eden genel bazı açıklamalar dışında, Kürtler açısından yeni hiçbir şey yoktu. Yeni olan şey hedefin ”Terörsüz Türkiye”’den ”Terörsüz Bölge”ye çıkarılması” ve bunun için de ‘’Türk-Kürt-Arap kardeşliğine dayalı’’ bölgesel yeni bir hegomanya stratejisinin sınırlarının çizilmesi oldu.Erdoğan’ın dile getirmiş olduğu siyaset, öteden beri ”neo-osmanlıcılık” olarak dile getirilen bir bölgesel hegomanya stratejisinin farklı bir şekilde yeniden güncelleştirilmesidir. Bu stratejinin hayata geçirilmesi önünde Kürtler ve Kürt milli hareketi bir engeldir ve bu engelin ortadan kaldırılması için de öncelikle Kürtlerin her türlü milli talep ve özelliklerinden arındırılarak ”Türk devleti ve toplumu”yla bütünleştirilmesi gerekiyor.  Erdoğan, Bahçeli ve Türkiye Devleti’nin son girişim ve siyasetini de, bu anlamda,  Ortadoğu’da Kürtlerin lehine gelişebilecek muhtemel değişimlerin önüne geçebilecek bir savunma refleksi oluşturmak amacıyla yeni bir yayılmacı strateji geliştirme girişimi olarak değerlendirebiliriz.Eldeki veriler, Recep Tayip Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Türkiye Devleti’nin bir bütün olarak, Kuzey Kürdistan’da Kürtlerin milli demokratik hak ve özgürlüklerinin sağlanacağı bir çözüme kapı aralayacak ve Rojava Kürdistanı’nda halkımızın milli, demokratik hak ve özgürlüklerine, siyasi bir statü ile kendilerini yönetme hakkına saygıyı esas alan bir yaklaşım içinde olmadıklarını, tam tersine bunun önünü kesmek amacıyla bir ‘’yeniden yapılanmaya’’ gidildiğini göstermektedir.Türkiye Devleti, 100 yıldır inkar, asimilasyon ve imha ekseninde sürdürülen bu siyasetten vazgeçmeli ve Kürt milletinin varlığını, ana dilde eğitim ve Kürtçenin resmi dil olması hakkı gibi temel, acil, milli, demokratik taleplerini, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü karşılayacak, bu hak ve özgürlükleri anayasada garanti altına alacak adımlar atmalıdır. Siyasal, demokratik, sivil çalışmalardan dolayı verilen cezaların yok sayılması ve bu sebeplerle ceza alanların özgürlüklerine kavuşabilmeleri ve silah bırakan gerillaların özgür bir şekilde ülkeye dönebilmeleri için gerekli tüm yasal düzenlemeler yapılmalıdır.14.07.2025Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Basın Bürosu Kaynak: PWK: Silahların bırakılmasını destekliyoruz, muhatap Kürdistan halkı ve onun siyasi temsilcileridir

Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK), PKK’nin Süleymaniye’deki silah bırakma törenini desteklediklerini duyurdu ancak çözümün tek taraflı değil, Kürdistan halkının iradesiyle mümkün olacağını vurguladı. Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Basın Bürosu, 11 Temmuz 2025 günü Süleymaniye yakınlarında bir grup PKK’li tarafından yapılan silah…

Süveyda’dan sonra çatışmalar Haseke’ye sıçradı: En az 64 ölü

Süveyda’dan sonra çatışmalar Haseke'ye sıçradı: En az 64 ölü

Suriye’nin güneyinde çoğunluğu Dürzilerin oluşturduğu bölgede Dürzi silahlı gruplar ile yerel Bedevi aşiretlere bağlı silahlı gruplar arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor.  Çatışmalara hükümete bağlı kuvvetler de dahil olmuş durumda. Çatışmalar nasıl başladı? Edinilen bilgilere göre Fazlullah Devare isimli Dürzi genç, Şam-Süveyda…

Şara ve Aliyev anlaştı: Azerbaycan’dan Suriye’ye doğal gaz gidecek

Şara ve Aliyev anlaştı: Azerbaycan'dan Suriye'ye doğal gaz gidecek

Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, resmi temaslarda bulunmak üzere Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye geldi. Şara , çalışma ziyareti kapsamında geldiği Azerbaycan’da Aliyev ile görüştü. Şara’nın Azerbeycan ziyareti  Suriye ve Rojava’nın durumunun tartışıldığı kritik bir zamanda gerçekleşti. Bu nedenle görüşmenin kendi içinde…

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum’den yeni anayasa sinyali

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum'den yeni anayasa sinyali

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum “İhtiyaç bundan sonra bir anayasa değişikliğiyle değil ancak yeni bir anayasayla karşılanabilir” dedi. Uçum X’te ‘Yeni Anayasa gündemini çarpıtma gayretleri’ adlı bir yazı yayınladı. “Terörsüz Türkiye yolunda tarihi adımlar bir bir atılıyor. Türkiye, birliği ve ortak…

Bitmeyen matem: Abdurrahman Kasımlo 36 yıl önce katledildi…

Bitmeyen matem: Abdurrahman Kasımlo 36 yıl önce katledildi...

Rojhılatlı Kürt lider Abdurrahman Kasımlo’nun 13 Temmuz 1989 yılında Viyana’da İran devleti tarafından katledilmesinin üzerinden 36 yıl geçti. İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ) Genel Sekreteri Abdurrahman Kasımlo, 13 Temmuz 1989’da İranlı hükümet yetkilileri ile müzakere yapmak üzere gittiği Avusturya’nın başkenti…

Zîlan Katliamı’nın üzerinden 95 yıl geçti

Geliye Zilan katliamının üstünden 95 yıl geçti… Kürt tarihinin en büyük katliamlarından olan Gelîye Zîlan katliamının üstünden 95 yıl geçti. 13 Temmuz 1930’da yaşanan katliam Kürtlerin hafızısında derin yer etti. Wan'ın (Van) Erdîş (Erciş) ilçesinin Geliyê Zîlan bölgesinde, 44 köy ateşe verilerek, binlerce insan katledilmişti. Katliamdan sağ kurtulanlar ise sürgüne gönderilerek alan insansızlaştırılmak istendi. Biroyê Heskî Têlî'nin 1926'da Glîdax'da (Ağrı Dağı) başkaldırması sonrası Lübnan'da kurulan Xoybûn, 1929'da direnişe dahil oldu. Xoybûn, Berzenci Aşireti’ne mensup Seyid Resul'ü Geliyê Zîlan'a gönderdi. Seyid Resul, beraberindeki 400 kişilik grupla Erdîş'i kuşattı. Uzun süren çatışmalar neticesinde geri çekilebilen direnişçiler, İran'a geçti. Bunun üzerine Türk ordusu, Zîlan Vadisi'ni ablukaya aldı. Giriş ve çıkışları askerlerce tutulan Zîlan bölgesindeki 44 köy ateşe verildi. Köylerin ateşe verilmesinin ardından binlerce kişi, toplu bir şekilde makineli tüfeklerle taranıp katledildi. Köylülerin hayvanlarına ve diğer malvarlıklarına ise el konuldu. Cenazelerin altında sağ çıkan ya da kaçıp hayatını kurtaran köylüler, uzun süre kaçak yaşamak zorunda kaldı. Sağ kurtulan diğerleri de sürgün edildi. Katledilenlerin sayısı 15 bin olarak belirtilse de dönemin tanıkları ve kimi farklı kaynaklar, gerçek sayının 40 binden fazla olduğunu gösteriyor. Türk gazeteleri: Geliye Zilan ağzına kadar ceset doldu O dönem katliamı savunan iktidarın gazetesi Cumhuriyet, 16 Temmuz 1930'da insanların cansız bedenini gösteren bir fotoğrafla şöyle müjdeledi: "Ağrı Dağı tepelerinde tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk’ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur." Katliamdan sağ kurtulan az sayıda tanıktan biri olan 107 yaşındaki Osman İleri, Erdîş’e bağlı Doluca (Exs) Mahallesi’nde yaşıyordu. Yaşından ötürü bazı olayları hatırlamakta güçlük çeken, ancak Zîlan’da yaşananlar hala hafızasında canlı olan İleri, katliama dair tanıklığını Kürt medyasına şöyle anlatmıştı: “Katliam esnasında Kaniya Pûçê yaylasındaydım. Çevredeki tüm köylerdeki insanları toplayıp Cebeli’de öldürdüler. Bekira bölgesindeki köylerde de insanları toplayıp Newale Fêde’nin oraya götürüp katlettiler. Kimse cenazeleri alamadı. Cenazeleri kurtlar, çakalalar yedi. Üst üste yığılan cenazelerin altında sağ kurtulanlar günlerce aç, susuz bir şekilde hayata tutunmaya çalıştı. Biz de kurtulduktan sonra Erdîş’e gitmeye çalıştık. Daha sonra Koçköprü köyüne giderek orada kaldık. Sürgün edilenler oldu. Farklı farklı illere gönderildiler. Yıllar sonra döndüğümüzde her yerin yıkılmış olduğunu gördük Katliam sırasında dört yaşındaydı Katliam sırasında dört yaşında olan Abdülbaki Çelebi, 2010'da yaşadığı Diyadin'de Kürt basınına konuşmuştu. Askerler köye yaklaşmadan babasının kendisini ve annesi sakladığını, bu sayede hayata kaldığını söyleyen Çelebi, yaşadıklarını şöyle anlatmıştı: "Babam beni ve annemi alarak kaçtık. Bonuzlu, Burhan, Kerx, Milk, Kunduk, Sarko, Gomik, Şorik, Milk bu köylülerin hepsini toplamışlardı. Esirlerin tamamını Milk'’e getirdiler. Biz Boynuzlu köyünün uzağında bir çukura sığınmıştık. Askerlerin eline geçmeyen, kaçan herkes oradaydı.” Silah sesleri gelmeye başladı. Daha sonra cenazelerin altından 100'’den fazla insan sağ çıkmıştı. Bazıları yaralıydı, bazıları da yara almamıştı”. “Köylümüz olan iki çocuk da cenazelerin altında çıkıp gelmişti. Bir de Rabia vardı, kucağında bebeğiyle kaçmıştı. Uyuduğunu sandığı bebeği ölmüştü. Askerler gidince cenazeleri defnetmeye gitti babamlar. Giderken üst üste yığılan cesetleri gördüm. Daha o tablo gözümün önündedir. Hiçbir zaman unutmadım. Katliamdan sonra İrşad'a yerleştik. İnsanlar toplu katledildikten sonra da zülüm bitmedi. Kimse evine gelemiyordu, herkes dağlarda saklanıyordu." Cesetlerin arasından çıktı Katliam sırasında 8 yaşında olan Mirze Akmaz da 88 yaşındayken yaşadığı Erîş'te 2010'da Kürt medyasına konuşmuştu. Akmaz, şunları paylaşmıştı: "“Bütün köylüleri topladılar. Türk askerleri etrafımızı sardı. Bizi köprünün diğer tarafına geçirdiler ve Doğanci köyü ile birleştirdiler. Bizi Xeybi adasına getirip bir araya topladılar. Türk komutan Derviş'in komutuyla üzerimize kurşun yağdı. Kurşun sesleri feryat figan iç içeydi. Sesler kesilince silah sesleri de sustu.” Annem, babam ve kız kardeşim üzerime kapandığı için ölmedim. Sesler kesilince askerler cenazelerin içine girdi. Sağ kalanlara süngü ile vuruyorlardı. Bir kaç defa üst üste dolaştılar cenazelerin içinde. Sonra anne ve babamın koynundan çıktım. Elbiselerimden kan damlıyordu. Annem, babam, iki ablam, amcam, yengem ve 9 amca çocuğum katledidi. Sadece ben, ağabeyik ve kız kardeşim cesetlerin içinden çıktık." 80 savaş uçağı vardı Katliam sırasında 11 yaşında olan ve yaşanılanları kısmen hatırlayabilen Ömer Kahraman’da Kürt medyasına şunları söylemişti: "Dedem ve amcalarımla birlikte Kanîreş bölgesinde çobanlık yapıyordum. Amcalarım ve dedem yemek yerken uçaklar vurmay abaşladı. Ben kaçarak saklandım ama iki amcam ve dedem orada katledildi. Katliam günü yaklaşık 80 uçak vardı. Çok fazla acı gördük, çok çektik.”

Kürt tarihinin en büyük katliamlarından olan Gelîye Zîlan katliamının üstünden 95 yıl geçti.  13 Temmuz 1930’da  yaşanan katliam Kürtlerin hafızısında derin yer etti.  Wan’ın (Van) Erdîş (Erciş) ilçesinin Geliyê Zîlan bölgesinde, 44 köy ateşe verilerek, binlerce insan katledilmişti.  Katliamdan sağ…