HSD- Şam anlaşması kazanım mı, kayıp mı?

7 Ocak günü Halep’teki Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerine saldırı ile başlayan süreç “Rojava Kürtlerini ezerek teslim alma” operasyonuydu. Ve bu operasyon 30 Ocak günü HSD ve Şam yönetiminin anlaşması ile durdu.
Bu anlaşma Kürtler açısından bir kayıp mı kazanım mı meselesi tartışılıyor. Anlaşmanın maddelerine ve sahadaki objektif duruma bakarak bu soruya cevap verile bilir.
Fakat anlaşmaya geçemeden bir parantez açarak Başur’un rolüne ilişkin birkaç tespitte bulunmak gerekir.
Başur Mutlak yenilgiyi engelledi, Başkan Barzani Ulusal Önder olarak hareket etti
7 Ocak’ta Halep’te başlayan bu operasyon gerçekten Rojava’yı ezerek teslim alma operasyonuydu. Tarihte tam olarak Moğolların günümüzde ise İŞİD’in tarzını uyguladılar. Ani saldırı, bilinçli korku yayma, şiddet ile şok etkisi yaratıp, göçertme kalanları ise teslim bile almayıp katletme. Evet Halep’te tam olarak bu yapıldı. Kadın savaşçılara şiddet, cenazelere saldırı vb bunun için yayıldı. Aslında Rojava’ya resmen onursuz bir teslimiyet dayatıldı. Ve çatışmalar hızla Rojava Kürt şehirlerinin kapısına dayandı.
Rojava halkı ve vatansever savaşçılar onurlu bir duruş sergiledi ama tektiler. İşte burada Başur bir set gibi Rojava’ya işgal ve istila saldırısının önünde durdu. Elbette Başkan Barzani’ni ve Barzani siyasi hareketi bu setin mimarıdırlar. Basını, ekonomisi, diplomasisi, halkı ile Barzani hareketi her şeyini seferber etti. Diyebiliriz ki Basına yansıyanlar Barzani hareketinin yaptıklarının yüzde 40’dır. Başkan Barzani bir ulusal önder olarak Kürtlere yapılmak istenen katliamının önüne kesmek için harekete geçti.
Eğer Başur olmazsa Rojava Efrin ve Halep’tekinden daha ağır ve geri dönülmez bir durum yaşayacaktı. Bu durumu görmeden bu anlaşmayı değerlendiremeyiz.
30 Ocak anlaşması kazanım mı kayıp mı?
Öncelikle burası Ortadoğu ve yaşadığımız dönem bir kaos dönemi kâğıt üzerindeki anlaşmaların ömrü ve uygulanırlığı kesin değildir. Bu nedenle 30 Ocak anlaşmasının da nihai bir anlaşma olup olmayacağını süreç gösterecek.
ABD Kongresinin tam da Suriye’ye ilişkin bir toplantı yapacağı dönem de anlaşmanın alelacele imzalanması biraz kuşkuludur. Öyle görünüyor ki Türkiye ve İmralı ABD parlamentosunun sürece dahil olmasını engellemek için anlaşmayı hızla dayattı. Fakat ABD’de Trump yönetimini de anlaşmayı hızlandırdı. Çünkü ABD, İran’la yaşanan süreci hızlandırmak ve sertleştirmek istiyordu. Bunun içinde Suriye’deki gerginliği durdurmayı gerekli gördü. İki tarafı da sakinleştirecek bir ara formül bulundu. Üstelik bu formül uluslararası alanda kabul edildi. Rusya bilgilendirildi. Türkiye, Rusya önceden bilgilendirildi. Ve kabul ettiler. Türkiye’nin tam istediği olmadı ama sonuçta Rojava Kürtlerin statü kazandığı bir yer olmadı.
Anlaşmaya gelecek olursak, anlaşma maddeleri Arapça ve Kürtçe versiyonlarına da bakınca hukuki ve idari terimlerle yazılmamış. Bu nedenle de maddelerin uygulama biçimlerini taraflar kendine göre yorumlayacak. Ayrıca Kürtlerin elinde kalan petrol kuyuları, Rimelan Rafinerisi , bütçe, vergi, yerel idare işleyişi vb konular anlaşmada somut olarak yer almıyor. Ayrıca resmi olmayan Semalka sınır kapsı da Rojava için hayati bir durum ve bu da anlaşmada yok. Evet Rojava’nın askeri gücü dağılmıyor ama gidip dağın başında duracak. Şehirlere ise Suriye güçleri gelecek. Bu da demektir ki Türkiye istihbaratı artık Kamişlo’da cirit atacak. Bu büyük bir kayıptır.
Şimdi tekrar durumu değerlendirirsek Rojava 13 yıllık büyük ve güçlü pozisyonunu kaybetti. Şimdiki hali ile artık ana askeri bir aktörde değildir, askeri gücü kalmamıştır. Coğrafyası fiili olarak üçe bölünmüştür. Gelir kontrolü kalmamıştır.
Evet bu biçimde bir anlaşma Rojava’nın 13 yıllık pozisyonu açısından bakılınca anlaşma ile büyük bir kayıp yaşanmıştır. Yanlış başlayan şey doğru bitmez. İlk düğme yanlış iliklenmiştir sona kadar da böyle gitmiştir. Gelinen noktada bu anlaşmayı kabul etmek dışında farklı seçeneklerde yoktu. Ve savaşın mutlak bir yenilgi, şehirlerin yıkılması, halkın tehciri ve katliamı gibi bir durumu engellemiş olmak dışında bu anlaşmanın Kürtler açısından bir kazanımı yoktur. Bazen geri çekilmek gerekir. Anlaşma bir yenilgidir fakat mutlak yenilgi değildir. Bundan sonrası çok önemlidir. Her şey bitti diye bakmamak gerekir.
Fakat geleceğe doğru adımlar atmak için Rojava yönetimi ciddi bir özeleştiri vermek zorundadır. Bu kayıpların sorumlusu olan kişiler, örgütler ve zihniyetler mahkum edilmelidir.
Kürtler değil Öcalan ve Apocu hareket kaybetti
Hiçbir Kürdistan parçası için Kürtler bu kadar bir olup bedel vermedi. Can verildi, kan verildi, emek verildi, para verildi Kürtler Rojava için her şeyini verdi. Rojava yönetimi bu durumu doğru değerlendirmedi. Bunun en büyük nedeni de PKK illetidir.
Rojava yönetimi PKK illetini sonuna kadar yaşadı. Rojava bu temelde askeri, siyasi vb hususlarda yanlış şekillendirildi. Ayrıca “kendi propagandasına inanmak” gibi büyük bir hata yaptı ve vazgeçilmez olduğunu düşündü. Düşünün ki yıllardır yönettiği Kobani’de halk için 20 günlük erzak bile depolamamışlar. Bu bile tek başına hatadır. Rojava yönetimini daha çokça değerlendirmek gerecek. Fakat durumu doğru tespit etmek gerek.
Genel geçer sözlerle Kürtler kaybetti, Rojava kaybetti diyerek mesele geçiştirilmez. Rojava’da PKK ve Öcalan kaybetti hatta daha doğru bir ifade ile PKK ve Öcalan Rojava’ya bilinçli biçimde kaybettirdi.
PKK’liler daha anlaşmanın mürekkebi kurumadan “Rojava’da demokratik ulus kazandı” vb vb. sözler söylüyor. Oysa ki onlarda Rojava’ya kaybettirdiğini biliyor. Fakat Rojava üzerinden rant yapmayı kaybetmemek için de propaganda yapıyorlar. Hemen propagandacıları, şarkıcıları, edebiyatçıları vb. kim varsa ortaya dökülmüşler.
Evet ne dedik Rojava ağır yara aldı tümden bitmedi. Fakat PKK’nin prangası boynunda, zihninde ve ayağında durmaya devam ediyor. Rojava yönetimi kendini zincirlerinden koparacak mı, Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesi ile yola devam diyecek mi yoksa yine APO’nun karanlık ajandasının peşinden mi gidecek göreceğiz.
Bu halk Rojava’yı Öcalan’ın karanlık amaçları ve kavram fantazisi için siper olmadı. Kürdistan olduğu için siper oldu. Yine “Biji biji, serok Apo mezin Apo” diyeceklerse bir daha aynı desteği görmezler. Bu da gerçek. Yani Rojava’nin askeri ve siyasi yönetimi bir yol ayrımında.




