Yalçın Küçük’ü anlamak neden önemli?

Yalçın Küçük’ü anlamak neden önemli? Cenk Duatepe, Mesut Yılmaz, Çevik Bir, Şam, Abduhlalim Haddam, Türkeş, Ergenekon

 7 Nisan günü Yalçın Küçük’ün öldüğü haberi medyaya düştü. Bu haberle beraber hem Türkler hem Kürtler Yalçın Küçük dosyasını tekrardan açtı.  Yalçın Küçük meselesini bilinçli olarak kapatmak isteyen derin çevreler dışında hem Kürtler hem de Türkler Yalçın Küçük’ün sırları ile öldüğünü ve sıradan bir entelektüel olmadığı devletin derinleri ile önemli bağlantıları olduğu konusunda hem fikir.

Fakat bu tartışmanın özellikle Kürtler tarafından ciddi yürütülmesi gerekiyor. Çünkü Yalçın Küçük Kürtlerin yakın tarihinde ki önemli aktörlerden biri.  Bu öneminin nedeni de 1980’lerin sonu ile 1998 yılları arasında Abdullah Öcalan ile aracısız-direk ve teke tek kurduğu ilişkiler.

Yalçın Küçük sadece çokça söylendiği gibi Abdullah Öcalan’ın akıl hocası ve danışmanı mıydı? Yoksa çok daha farklı ve devletin derinleri tarafından kurgulanmış bir çalışma planının aktörü müydü? Evet bu soru oldukça ilginç sonuçlar çıkarabilir. Özellikle de bugün Abdullah Öcalan’ın geldiği ve yönettiği hareketin geldiği nokta ve savundukları bağlamında Yalçın Küçük’ün ve Öcalan ile ilişkilerinin yeniden tanımlanması gerekiyor.  Bu konuda kısa bazı bilgilerle durumu özetleye biliriz.

Yalçın Küçük: Ben keşif koluyum

Yalçın Küçük’ün Öcalan ile ilişkileri ve Öcalan sevgisinin altında neler yaptığını anlamak için kısa bir Yalçın Küçük tarifi yapmak gerekir. Yalçın Küçük aydın ve entelektüel bir kişilik olarak tanımlanamaz o siyasal çevrelerle özellikle de ordu ile ilişkili ve eylemci biriydi.

 27 Mayıs 1960 darbesini tetikleyen eylemlere Alpaslan Türkeş ile görüşerek katıldığı açıklamasını bizzat kendisi yapmıştır.  Yine kendi anlatımlarında Hikmet Çetin ve  birçok ordu içindeki önemli kişi ile ilişkisi olduğunu anlatmaktadır. Yani en başından itibaren önemli bağlantılar arasındaydı.

Mustafa Kemal ve Türkiye’nin Kurtuluş savaşı dönemi hayranı olduğunu söyleyen Küçük kendi pozisyonunu özetle şöyle anlatıyordu:Kemaliz zayıf olmasına rağmen İslam, Komünizm ve Kürt akımlarını sığlaştırmış ve kendi egemenliğini kurmuştur. Şimdi bu egemenlik zayıflamaktadır. Kemalizin bir yenilenmeye ihtiyacı var. Bunun için harekete geçilmelidir. Bunun için de sol ve Kürtler bir araya getirilmelidir.”

 Küçük zamanla Kürtlerin Kemalist yapılması ve Türkiyeci yapılması için kolları sıvadı. Önce Türk solunu eleştirdi. Ve eleştirdiği ilk kişi de “Türk devleti Kürdistan’da sömürgecidir” tespitini yapan Hikmet Kıvılcımlı oldu. O hiçbir zaman Kürtlerin sömürge olduğunu kabul etmedi, Kemalist Kürtler yaratmaya çalıştı.

Ve 1980’lerin sonundan itibaren ise yoğunlaşmasını Kürt mücadelesine verdi.  Ve kendisi bu konuda şunu söyledi: “Ben bir keşif koluyum”. Bu sözler soyut bir ifademeydi yoksa gerçekten keşifçi olarak mı gönderilmişti.  Cenk Duatepe meselesini daha yakından bakarak durumu anlayabiliriz.

Yalçın Küçük ve Cenk Duatepe ilişkisinden Öcalan’a…

Birçok önemli ve kilit isimle ilişkisi olan Küçük’ün bir diğer önemli ilişkisi ise Sabri Cenk Duatepe’dir.  Yalçın Küçük ve Duatepe bacanaktırlar. Ve kayınpederleri de 1960’lar Türkiye’sinde adı çok  duyulan Albay Sabri Süer’dir.

Sabri Cenk Duatepe, Türkiye’nin çok popüler olmayan ama önemli istihbaratçı diplomatlarından biriydi. Öldüğü zaman Ahmet Davutoğulu cenaze töreninde onu “Türkiye için büyük işler başarmış biri” olarak tanımlamıştı. Cenk Duatepe 1980’lerde Ermeni ASALA örgütüne karşı Türkiye adına çalışmalar yürütmüştü. 1985 yılına değin adı Türkiye Dış İlişkileri belgelerinde geçen Cenk Duatepe her ne hikmetse 1986-1990 arası dönemi karartılmıştır. Duatepe’nin o yıllar boyunca Şam’da çalışmalar yaptığına dair önemli kanıtlar var.

Suriye  Eski Devlet Başkan Yardımcısı Haddam’ın Öcalan’la bir Türk askeri ateşesinin aynı binada oturduğu yönünde yaptığı açıklamalar ile “Öcalan’ın gizemli komşusu kim?” tartışması yapıldı. PKK içindeki çevreler olayların Haddam’ın söylediği 1994 yılı tarihinden önce olduğunu söylüyor. PKK’lilere göre  Öcalan’ın Şam’da PKK’lilerin 10. Kat  diye bildiği dairenin bir Türk komşusu  daha 1989 yılında vardı. Ve bu kişi Cenk Duatepe’ydi.

Yalçın Küçük’te 1989 yılında ilk kez Öcalan’ın yanına gitti. Yani iki kayınbirader aynı anda Öcalan’ın yanındaydı!

Cenk Duatepe 1991 yılında İstihbarat ve Araştırma Dairesi başkanı oldu. Ve bu dönemde de Şam ile ilişkileri devam etti. 1993 yılında PKK’nin Celal Talabani aracılığı ile yaptığı ateşkeste de önemli rol oynadı. Birçok kez Celal Talabani ile de görüşmeler gerçekleştirdi.

Cenk Duatepe 1996 yılına değin bu görevi devam ettirdi. 1997 yılında Türkiye’nin Şam Büyükelçiliğine atandı. 1998 yılında MİT müsteşarlığı için adı geçti. Fakat onun yerine Şenkal Atasungun getirildi. Cenk Duatepe 1 Ocak 2000 tarihine değin yani tam 3 yıl Şam Büyükelçisi oldu. Bu tam da Öcalan’ın Şam’dan çıkışına denk geliyor.

Yani Cenk Duatepe’nin Öcalan ile ilişkileri Yalçın Küçük kadar deşifre olmamış ilişkiler ve belki de aslında daha derin.

Üç önemli dipnot

Burada birkaç tane dipnot düşebiliriz Yalçın Küçük’te 1998 yılında Türkiye’ye geri dönüyor. Ve yargılandığı dönem şunu söylüyor: Ben Öcalan’a Türkiye’ye git dedim.

Bir diğer dipnot ise Yalçın Küçük’ün Şam’a yaptığı seyahatlerde kendi adına olmayan bir pasaport kullanıyor. Daha sonraki yıllarda “bana bu pasaportu jandarma verdi” diyecekti.

Üçüncü dipnot ise şu: 6 Mayıs 1996 yılında Öcalan’a yapılan suikast meselesi de oldukça kuşkuluydu. Yalçın Küçük Öcalan’a bir suikast yapacağını iletmişti. Ve kendisi bunu kabul ediyor. Anlatımlarına göre kendisine bu bilgiyi Mesut Yılmaz vermiş.  Fakat birçok kaynak bu bilginin Öcalan’a iletilmesini Genel Kurmay 2. Başkanı Çevik Bir’in Mesut Yılmaz’dan istediğini de doğruluyor.

Yani Türk Silahlı Kuvvetleri Yalçın Küçük’e Paris’ten Şam’a gitmesi için pasaport veriyor. Öcalan’ın suikasta uğrayacağını da onun aracılığı ile iletiyor. Ve bu dönemlerin tümünde Yalçın Küçük’ün bacanağı da önemli bir istihbaratçı diplomat ve Şam etrafında dönüyor. Bu kısa özet bize çok şey anlatıyor.

Yalçın Küçük Şam’a neden gitti?

Elbette ki amacımız bir olay dökümü yapmak değil.  Bu çok uzun ve farklı bir çalışmanın konusu. Biz sadece Yalçın Küçük ve Öcalan ilişkisinin karanlık yönleri meselesinin sadece bir spekülasyon veya komplo teorisi olmadığını çok somut bilgi ve delillilere dayandığını göstermek  için yakarda ki küçük özeti yaptık. Sadece bu özet bile bize şunu gösteriyor: Küçük, Şam’a çılgın, meraklı ve Kürt dostu bir aydın olarak gitmedi. O bizzat bir görevli olarak gitti. Yani o dönem Türk derinlerinde etkili olan ve daha sonra Ergenekon olarak adlandırılan ekibin bir uzantısı olarak Şam’da yer aldı.

Ve bu dönemde 3 ayrı pozisyonda önemli roller oynadı.

 Birincisi elbette ki o dönemler teknik, telefon vb iletişim aletleri olmadığı için iletişim ve irtibat amiri olarak gitti.

İkincisi, Yalçın Küçük Abdullah Öcalan’ın figürüne yeni bir aşama kaydettirdi. İlk olarak bunu Öcalan’ı Kürtler içinde kültleştirmeyi hedefledi.  Öcalan 1990’ın başına değin kendini PKK’nin tek adamı ilan etmişti fakat kendine tanrısal bir lider hikayesi bulamamıştı. Yalçın Küçük bunu yaptı. “Dirilişin Öyküsü ve Kürt Bahçesinde Sözleşi” kitapları Öcalan’ın kendisine peygamberlerin hikayelerine benzer çocukluk, aile, gençlik hikayesi yaratışının başlangıcıdır. O peygamberimsi doğuş hikayeleri günümüze Öcalan’ın tanrısallaştırılmış, eleştirilemez ve dokunulmaz kişilik hikayesinin temeli olmuştur. Bir not düşecek olursak, Yalçın Küçük Öcalan’ın megaloman ve egoist yönlerini görüp ayrıca kendisine karşı bir de özel saygı oluşturmuştur.

Üçüncüsü ise, söylem ve propaganda da PKK’yi Kürtçülükten uzak yeni söylem biçimleri yaratma konusunda destek verdi. Öcalan’ın Yalçın Küçük öncesi ve sonrası çözümleme denen kitap ve konuşmaları karşılaştırılacak olursa Öcalan’ın 1994 sonrası askeri, siyasi konuları tali bir husus olarak işlediği daha çok aşk, sosyal ilişkiler, edebiyat vb hususlar üzerine durduğu görülecektir. Öcalan o dönemler Kürdistan ülke gibi kavramları bırakmış ve sosyal devrim yeni yaşam, aşk bir savaş işidir vb başlıkla kitaplar hazırlamaya yanındaki ve ülkedeki gerillalarını bu kitaplar ile manipüle etmeye başladı. Gerilla kadınların temel gündeminin estetik, fiziksel duruş, saç baş olduğu bir süreç başladı.

Tabi bunun bir diğer yansıması da PKK’nin o dönem Kuzey’de savaşı düşük yoğunluklu savaşa indirip Güney’de Kürt güçlerine saldırdığı bir süreç oldu.

Küçük’ün Öcalan üzerindeki etkisine gelecek olursak Küçük Öcalan’a entelektüel ve provaktif düşünce karmaşası ile kitleleri yönetme yöntemini öğretti.  Öcalan’ın bugün Murray Bookin, Wallerstein gibi anarşist yazarlara dayandırdığı anti-Kürdistani söylem ve paradigmasının temeli aslında Yalçın Küçük’ün Öcalan külliyatını yaratması ile başladı.

Aslında bugün Abdullah Öcalan’ın bulunduğu nokta itibarı ile Yalçın Küçük’ün Öcalan ile ilişkisi tekrardan daha kapsamlı değerlendirilmeye muhtaçtır. Tüm işaretler bize şunu gösteriyor Öcalan 1970’lerden sonra her zaman Türk devletinin orducu, Kemalist derin devleti tarafından bir plan çerçevesinde var edildi. Yalçın Küçük bu planın 1990’larda devreye giren figürüydü.  Ondan önce Pilot Necati Kaya ve başka isimler vardı, daha sonra da Atilla Uğur gibi başka isimler devreye girdi. Yani Yalçın Küçük oyun kurucu değildir, planı o kurmamıştı devletinin ona verdiği görevi yerine getirmişti.  Ve kendi kişisel inanç ve hırsları ile Öcalan’ı eğitti.  Yani evet o Öcalan’ın hocasıydı ama bundan daha fazlasıydı.

KCK,  Yalçın Küçük’ün ölümü üzerine bir mesaj yayınlamış ve onu bir Öcalan dostu olarak tanımlamıştı. Öcalan’ın dostu olabilir fakat Kürtleri kesinlikle basit, köylü, geri ve küçük gören biridir Küçük.  Bu konuda son olarak 2020 yılında vefat eden değerli abimiz, tarihçi yazar Zeynel Abidin Han’ın Yalçın Küçük hakkında söylediği bir sözü buraya not düşmek isterim. Ulucanlar cezaevinde beraber kaldıkları dönemde Yalçın Küçük “Bu Kürtler her gün kedi gibi doğuruyor, böyle giderse ülkeyi ele geçirecekler” dediğini aktarır. İşte Yalçın Küçük’ün görevi misyonu vb dışında esas Kürtlere yaklaşımı bu sözlerle ifade  edilir.

Yalçın Küçük sırları ile gitti. Evet doğru fakat tarihi verileriyle doğru değerlendirdiğimizde bu sırları gün yüzüne çıkarma şansımız hep vardır.