PKK’nin  1 Haziran 2004 tekrar silahlı mücadele başlatma kararı ve Kürtler açısından yarattığı sonuçlar…

PKK’nin  1 Haziran 2004 tekrar silahlı mücadele başlatma kararı ve Kürtler açısından yarattığı sonuçlar…

PKK,  1 Haziran 2004 yılında bir deklarasyon yayınlayarak 2 Ağustos 1999 yılında başlayan ve 5 yıl  devam eden ateşkesin sona erdiğini duyurdu. Abdullah Öcalan ise 27 Şubat 2025 tarihinde ise Abdullah Öcalan bu kez PKK’ye kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi bitirme çağrısı yaptı. PKK’nin 1 Haziran Hamlesi olarak adlandırdığı ikinci çatışmalı dönem 21 yıl sürdü. 21 yıllık çatışmalı dönem Kürtler açısından pek çok sonuca yol açtı. 21 yıl süren bu çatışmalı dönen askeri sonuçlardan çok siyasi sonuçlar ortaya çıkardı. 1 Haziran hamlesi neden başladı, kazanan ve kaybeden kimdir tartışmalarını yapmak Kürtlerin bugün içinde bulunduğu gerçeği görmesi açısından oldukça önemlidir.

PKK ve Türk devleti arasında 1 Haziran 2004’te başlayan sürecin arka planını ve sonuçlarını birkaç başlık altında toplayarak özetleye biliriz.

1. Bölüm: Türk devletinin Ortadoğu’da Kürt politikasındaki değişiklikler ve PKK’nin 1 Haziran Hamlesi

Abdullah Öcalan’ın 1999 yılında Türkiye’ye gitmesi ile beraber Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de yeni bir süreç başladı. Öcalan 2 Ağustos 1999 tarihinde Kuzey Kürdistan’da bulanan tüm gerillalara Güney Kürdistan topraklarına gitme çağrısı yaptı. Bu bir anlamda PKK’nin 1984 yılında başlattığı 1984 yılındaki Silahlı Mücadelenin sona erdirilmesi anlamına geliyordu.

Türk devletinin o dönem için resmi olarak kamuoyuna yansıyan hiçbir “geri çekilme” talebi yoktu. Ayrıca Türk devleti operasyonları durdurma, kolaylaştırıcı yol açma gibi hiçbir    güvence de vermedi.

Buna rağmen Öcalan bu kararla ilgili örgüte gönderdiği mektupta şu çağrıyı yapmıştı:

“Şiddetin pratik olarak da güvenceli olarak da sona erdiğini kuşku götürmez bir biçimde kanıtlamak gerekiyor… 1 Eylül 1999’da silahlı mücadeleye son verdiğimizi açıklamak ve güçlerimizi sınır gerisine, Güney’e çekip sürece göre değerlendirmek ve hazırlıklara çekmektir.”

Bu geri çekilme sonucunda PKK’nin bazı belgelerine göre 1500 gerilla hayatını kaybetti, yüze yakın gerilla esir düştü ve akıbeti bilinmeyen yüzlerce gerilla var.

Öcalan’ın mektubunda ki “kanıtlamak gerekiyor” ifadesi oldukça önemli ve aslında meselenin özünü ortaya koymak açısından oldukça önemliydi. Devlete verilen sözler vardı ve Öcalan hala PKK’nin kendisini dinlediğini “kanıtlamaya” çalışıyordu.

Gerillaların Kuzey Kürdistan sınırları dışına çıkarılması Türk devletinin Öcalan’dan talebiydi. Öcalan bu dönemde örgütün kendisini her koşulda dinleyeceğini ortaya koymak için başka bazı adımlar daha attı. Örneğin 2000 yılı Ağustos ayında PKK başkanlık konseyine bir yazılı mektup göndererek YNK ile çatışmalarını istedi ve bunun siyasi gerekçelerini ortaya koydu. Bu PKK bu talimata uyarak 2000 yılı Eylül ayında YNK Peşmergelerine saldırdı. Öcalan bu arada dönemde kongrelere, düzenlemeler vb birçok hususa müdahale ederek devlete “PKK’nin kendisini şartsız dinleyeceğini” kanıtlamıştı.

Bunun karşılığı olarak da 12 Ocak 2000 tarihinde Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli bir araya gelerek Öcalan’ın idam cezasının meclise getirilmesini engelleyen bir mutabakata imza attılar. Ve 2002 yılında Türkiye idamı tümden kaldırdı.

Tüm bu süreçlerden sonra Öcalan için yeni bir PKK yaratma koşulları oluşturuldu. (Türkiye’nin idam cezasını kaldırmasında da yine bugün “süreç” denen sürecin mimarı Devlet Bahçeli’nin büyük bir payı olduğunu da bir not olarak düşelim.)

Türkiye bu adımları niye attı?

1990’lar Ortadoğu’da siyasi krizin pik yaptığı dönemdi. Irak bu krizin merkeziydi. 1991’de Güney Kürdistan’ın uçuşa yasak bölge ilan edilmesi Ortadoğu’daki merkez ülke konumundaki İran, Suriye ve Türkiye açısından da çanların çaldığını gösteriyordu.  Kuzey Kürdistan içinde Güney’deki Kürdistani gelişmelerin de duygusal ve siyasal etkisi ile PKK’yi aşan bir milli kitle vardı. PKK olsun veya olmasın bu kitle Türkiye için bir tehlikeydi. Kürt meselesi artık gizlenemeyecek bir durumdu ve Kürt inkar dönemi geçmişti. Ayrıca Kürtler Ortadoğu’da canlı bir potansiyel olarak durduğu gerçeği de gün yüzüne çıkmıştı. Ortadoğu’da hegemonya kurmak isteyenlerin dayanacağı güç Kürtlerdi.

Türkiye kendi sınırları içinde kalarak bu tehlike ile baş edemeyeceğini görüyordu. Ya hegemonya mücadelesi verip sınırları aşacak veya küçülecekti. Türkiye birinci yöntemi seçti.

Sınırların ötesine geçerek Ortadoğu’da güç olma mücadelesine katılmak için ön hazırlıklar yapmaya başladı. Özellikle de 1990’lar boyunca Güney Kürdistan’daki Kürt yapılaşmasının ömrünün ve gücünün ne kadar olacağını anlamak için çabaladı. Bir yandan dost gibi görünüp öte yandan da PKK’nin savaşın merkezini Güney Kürdistan’a kaydırmasını sağladı. Buna rağmen Güney’deki oluşum iç çatışmalar ve ekonomik sorunlara rağmen ayakta kalabiliyordu.

Kürtleri yanına almak ve içerden bir truva atı ile yönlendirmek şarttı.

Türk devletinin 2000’ler politikası “zamana yayılmış çürütme politikası”

Türkiye için tek neden bu değildi suyun politik düzlemde ki rolü, dağılan balkanlar ve yeni devlet oluşumları, dünyada çatırdayan sistem gibi global çapta ki sistem hareketliği de itici bir nedendi. Ve tabi ki Kürt meselesi kilit noktaydı.

Süleyman Demirel’in 1993 yılında Mardin’de “Kürt realitesini tanıyoruz” demesi ile zaten süreç başlamıştı. Fakat nasıl bir tanıma olduğu belli değildi.
Devlet 1999 yılında Kuzey Kürdistan’daki Kürt meselesinde çözümü “Zamana yayılmış çürütme politikası” olarak belirledi.  Kürt Ulusal talepleri barış, savaş, ateşkes, çatışma, beklenti, ger-bırak, görüşme, süreç vb kavramlar arasına sıkıştırılarak minimalize edilme politikası belirlendi.

Peki Abdullah Öcalan ve PKK nasıl bu “zamana yayılmış çürütme politikasının” temel dişlisi haline gelecekti?

Gerilla 1999-2004 yıllarında beklemeye alındı

1999 yılında geri çekilme istenirken Türk devleti gerillanın tasfiyesini değil geri çekilmesini istedi. Ve özellikle de Güney Kürdistan seçildi. Çünkü yükselen Kürt milliyetçiliğinin merkezi Güney Kürdistan’dı. PKK gerillaları başta Kandil dağı olmak üzere, Xinere ve Behdinan hattında tutuldu. Aslında bu süreci devletin Ortadoğu’daki gelişmeleri netleştirip PKK’yi nasıl kullanacağı konusunda karar verme süreci olarak göre biliriz.

11 Eylül saldırısı ile beraber Ortadoğu’nun bir çatışma alanı olacağı görüldü. Türk devleti özellikle de Irak operasyonuna müdahil olarak hegemonya mücadelesine katılmak istiyordu.  Fakat TBMM Irak’a asker gönderme tezkeresini 1 Mart 2003 tarihinde reddetti. Türkiye Irak’ta ABD tarafından başlatılan sürecin dışında kalmıştı. Kürtler Saddam rejiminin devrilmesinden büyük bir kazanımla çıkmış, iç savaş sona ermişti. Türkiye için Güney Kürdistan ve Irak’ta ortaya çıkan tablo bir felaketti. Sürece tekrar dahil olmak istiyordu. PKK Türkiye’nin Irak ve Güney Kürdistan’a giriş yapması ve kontrol odakları yaratması için kullanılan stratejik bir yapı oldu.

Burada PKK’nin 4 rolü vardı:

Birincisi; Bir NATO ülkesi olan Türkiye’ye karşı resmi olarak çatışma ve savaş başlatarak Türkiye’nin bölge ülkelere operasyon düzenleme ve sınır dışına taşmasını meşrulaştırma. Bu madde sadece bir iddia değildir. Türk devleti somut olarak i 1 Haziran Hamlesinden günümüze hem Rojava’da hem de Kürdistan Bölgesin’de en stratejik noktaları tutmuş, sınırların ötesine taşmıştır.

İkincisi; statü kazanan Güney Kürdistan’ın diğer parçalara esin kaynağı ve destek  olup Kürt milliyetçiliği ve ulusal talepleri güçlendirmesini engellemek. Yani aslında Güney’deki Milli oluşuma karşı PKK’nin yeni bir ideoloji ile panzehir olması. Kaldı ki Öcalan bu süreçten hemen sonra devletsizlik, genel geçer demokrasi ve entegre olmaya dayalı bir külliyatı Kürtlerin gündemine soktu.

Üçüncüsü; Kürtlerin en çok nüfusa sahip olduğu Kuzey Kürdistan’daki radikal Kürt tabanını Türkiye’ye entegre etme temelinde yeniden yapılanmanın esas alınması.

Dördüncüsü: PKK aracılığı ile diğer parçalardaki Kürtleri de dolaylı olarak kontrol etme politikası oluşturdu.

Abdullah Öcalan devletin bu politikasını karşılayacak dört adım attı.

  1. Güney Kürdistan içinde Kürdistan Bölgesel yönetimine alternatif bir yapı oluşturmak için Medya Savunma Alanları kurulması talimatı verdi.
  2. PKK’nin dört parça Kürdistan’da PKK’nin seksiyon örgütleri olarak Rojhilat için PJAK; Güney için PÇDK, Rojava için PYD kuruldu.
  3. Kuzey Kürdistan’da ki Kürdistani tabanın toplandığı DEHAP feshedilerek yerine Kürdistani kimliği zayıf olan HDK ve devamı niteliğindeki partiler kuruldu.
  4. Abdullah Öcalan, Kürtlerin ulusal haklarında eksen kaymasına yol açan jineoloji, ekoloji, gibi kavramlar etrafından örülmüş yeni fikirleri Kürtlerin içinde yapmak için kampanya başlatıldı.
  5. Ve en önemli madde ise tüm yukarda ki maddelere işlerlik kazandıracak biçimde PKK’nin Türk devleti ile ateşkesi bozarak yeniden silahlı mücadele başlatmasıydı.

Yarın: 1 Haziran Hamlesi, Türk devletinin anti-Kürt stratejisinin bir parçası olarak kurgulandı