Kürd Siyasetinde Kimlik Krizi

Kürd Siyasetinde Kimlik Krizi

İnsan, öncelikle yerel ve ulusal değerler üzerinden kişilik kazanır. Bu temel üzerine evrensel değerlerin eklenmesi, benliğin derinleşmesini ve olgunlaşmasını sağlar. Yerel ile evrensel değerler arasında kurulan sağlıklı denge, güçlü bir kimlik gelişiminin hem düşünsel hem de varoluşsal temel şartıdır. Ulusal değerleri sistematik olarak yok sayan, küçümseyen veya reddeden bireylerde tutarlı bir kişilik yapısından bahsetmek zordur; çünkü kişilik, aidiyet duygusu ve ortak hafızayla temellenir.

Sömürge bir ulusa mensup kişilerin “evrenselcilik” adı altında ulusal haklarını ertelemeleri veya inkâr etmeleri, tipik bir kişiliksizlik örneğidir. Bu kişiliksizleştirme süreci, yalnızca bireysel veya ideolojik bir sapma olmayıp, egemen devletlerin uzun vadeli bir politikası olarak sistemli biçimde hayata geçirilmiştir; PKK ise bu politikanın Kürd coğrafyasındaki yerel ayağı olarak işlev görmüştür. Tarihsel bilinç, kültür, dil ve ortak hafızayı içselleştirmeden doğrudan evrensel değerlere sıçramak, ciddi bir düşünsel boşluk yaratır ve insanı köksüz bir kozmopolitizme sürükler.

Gerçek evrensellik, güçlü bir yerel ve ulusal temelden beslenir. Yerellikten yoksun evrensellik ise temelsiz ve sahte kalır. Kişilik yapısı zayıf olan bireylerde ahlaki tutarlılık, namus ve doğruluk da temelsiz kalır; çünkü ahlak, sağlam bir benlik zemini üzerinde yükselir.

Bu açıdan Güney Kürdistan deneyimi, tezin somut bir tarihsel örneğidir. 1991 Körfez Savaşı sonrası fiili özerklik kazanan ve 2005 Irak Anayasası ile resmi statüye kavuşan Güney Kürdistan, ulusal iradeye dayalı kurumlaşmanın gücünü göstermiştir. Kürdistan bayrağının resmi olarak kullanılması, Pêşmerge’nin ulusal savunma gücü olarak örgütlenmesi, ana dilde eğitimin kurumsallaşması ve parlamenter sistemin oluşturulması, Kürd kimliğinin güçlenmesinde belirleyici rol oynamıştır. Bu sürecin en önemli dönüm noktası, 25 Eylül 2017’de düzenlenen bağımsızlık referandumudur. %72,16’lık katılım oranında oyların %92,73’ü “evet” yönünde çıkmıştır. Bu sonuç, Kürd toplumunda ulusal varoluş bilincinin derinliğini ve yaygınlığını somut verilerle kanıtlamıştır. Referandum, uluslararası engellemelere ve sonrasında uygulanan ağır ekonomik-siyasi baskılara rağmen Kürd siyasetinde ulusal bilincin yükselmesine katkı sağlamış ve devletleşme iradesinin bir millet için vazgeçilmez olduğunu ortaya koymuştur.

Bu deneyim, ulusal temel üzerine kurulan kimlik inşasının hem iç bütünleşmeyi hem de dış dünyaya karşı daha güçlü ve rasyonel bir duruşu mümkün kıldığını göstermektedir. Buna karşılık, ulusal iradeyi sürekli erteleyen veya “ortak vatan” retoriğiyle sulandıran yaklaşımlar, Kürdleri tarihsel öznelikten mahrum bırakmakta ve kolektif bir kişiliksizleşme sürecini derinleştirmektedir.

Günümüz Kürd siyasetindeki en büyük kriz, işte bu sistematik kişiliksizleştirme operasyonudur. Egemen devletlerin asimilasyon ve inkâr politikalarının uzantısı olarak yürütülen bu süreçte PKK ve ideolojik türevleri, “evrenselcilik”, “demokratik konfederalizm” ve “ortak vatan” kavramlarını kullanarak Kürd ulusunun kolektif kişiliğini aşındırmıştır. Yerel ve ulusal değerleri küçümseyip devletleşme iradesini “gerici milliyetçilik” diye etiketleyen bu anlayış, Kürdü kendi tarihsel varoluşundan koparmakta, ulusal iradeyi bastırmaktadır.

Oysa bir ulusun bireyleri, ancak kendi ulusal varlığını kurumsallaştırdıktan sonra evrensel değerlere anlamlı bir şekilde ulaşabilir. Ulusal haklarını elde etmeden ve tarihsel-kültürel mirasını hiçe sayarak evrenselci pozlar takınmak, modern köle psikolojisinin rafine bir biçimidir. Çünkü özgür olmayan bir insan, özgürlük değerini gerçekten savunamaz. Devletleşme iradesi, ulusal varoluşun en üst ifadesidir ve bu iradenin en somut sembolü Kürdistan bayrağıdır.

PKK paradigmasının bayrak ve devletleşme fikrine karşı gösterdiği yapısal tahammülsüzlük tesadüf değildir; bu, Kürdlerde ulusal kişilik oluşumunu bilinçli olarak engelleme çabasıdır. “Ortak vatan” söylemiyle kendi vatanı inkâr ettirilirken, “kardeşlik” retoriğiyle diğer Kürdistan parçalarındaki kardeşler düşmanlaştırılmaktadır.

Sonuç olarak, kişilik, ahlak ve namus gibi değerler ulusal varoluşun inkârı üzerine inşa edilemez. Evrensel değerler, ancak güçlü bir yerel ve ulusal temel üzerinde anlam kazanır ve tutarlı hale gelir. Bu temelden yoksun evrenselcilik, hem büyük bir düşünsel yanılgı hem de tarihsel bir ihanet riski taşır. Kişiliksizleştirmenin bir devlet politikası olarak PKK aracılığıyla sistemli biçimde hayata geçirildiği gerçeği göz önüne alındığında, Kürd milleti için gerçek aydınlanma ve siyasal özgürleşme, bu köksüz ve kişiliksiz evrenselcilik tuzağından kurtulmakla başlayacaktır.

Süleyman Akkoyun