Bağımsızlık Referandumundan Bugüne Analiz!

Bağımsızlık Referandumundan Bugüne Analiz!

11.11.2017 makalesinin temel tezleri ile 2026 durumu karşılaştırmalı analizim:

15-16 Ekim 2017 Kerkük olaylarını “Kurd ihaneti + bölgesel-uluslararası düşman ortak hamlesi” olarak değerlendirilmesi gerekiyor; Kurdler o dönem ABD’nin sessizliğini sorgulamak zorunda. Rusya’ya güven olmadığı bir gerçek. Kurd dinamikleri arası birlik eksikliğini gidermek, ciddi bir milli cephenin kurulmasına bağlı ve bu cephenin, İran karşıtı kampta (ABD-İsrail-Suudi) ilişki şansının daha yüksek olduğunu, makalelerimde defalarca vurguladım. O günün şartlarında (kuşatmanın olduğu şartlarda) referandumun moral olarak geçici bir gerileme olduğunu savundum. Dokuz yıl sonra (Eylül 2026) bölgede ve özel olarak Kurdistan’da önümüze çıkan tablo hem isabetli öngörülerim hem de Kurd hareketinin ciddi eksikleri ortaya koyma anlamında, isabetli tespitler yapıldı.

  • Kürtler arası parçalanma ve “ihanet” zemini hâlâ ana zayıflık. 11.11.2017’de yayınladığım makalede (Bakınız Rupela nû), “YNK’nin Talabani ailesi kanadı, Goran ve PKK’nın bağımsızlığa ayak bağı olduğunu” vurgulamıştım. Bugün KDP-PUK gerilimi devam ediyor. 2024 bölgesel seçimlerinde KDP 39, PUK 23 sandalye aldı; hükümet oluşumu neredeyse iki yıldır (2026 ortası itibarıyla 650+ gün) kilitli. Peşmerge birliği ancak Eylül 2026’da resmen ilan edildi, pratikte partizanlığın getirdiği bölünmüşlük devam ediyor. Makalede şunu çok net vurgulamıştım: “ortak duruş olmadan ihanet zemini hep olacak” ! Bu tespit defalarca doğrulandı.
  • Makalede, ABD’nin “stratejik müttefik” retoriği ile pratik tutarsızlığı üzerinde durmuştum. Makale, ABD’nin Kürtleri “kullanıp atma” riskini ve 15-16 Ekim sessizliğini sorguluyordum. 2026’da ABD Irak’tan koalisyon misyonunu Eylül sonunda tamamlıyor, Peşmerge desteği tartışmalı hale geldi, Suriye’de SDF’nin merkezi hükümete entegrasyonu/dağıtılması süreci son aşamaya gelri. Washington, merkezi hükümetleri (Bağdat ve Şam) güçlendirme eğiliminde. Aynı zamanda bölgede “Türkiye’nin elini güçlendirme işaretleri de mevcut. Makalede, “ABD Kurdleri gözden çıkaramaz çünkü başka müttefiki yok” iddia etmiştim. Bu iddiam, kısmen doğru kaldı (İsrail hariç hâlâ en güvenilir ortaklardan biri), ama pratikte “yalnız bırakma” kalıbı tehdit olarak hep tekrarlandı.
  • Makale Rusya’nın tarihsel olarak Kurd karşıtı/Türk-İran-Suriye kampında olduğunu, hoş seslerin zeminsiz olduğunu vurgulamıştım. Bu tamamen doğrulandı. Rusya’nın Kurd milli kurtuluşuna sıcak bakmadığı ve alternatif kapı açmadığı 2017-2026 döneminde de görüldü. Rusya, birçok alandaki tavır-ilişkileri ile bunu teyit etti.
  • Referandumun moral ve tarihsel değeri ile ilgili makale; “onurlu bir yerde muhafaza edilecek, uzun vadeli demoralizasyon olmayacak” diye belirtmiştim. 25 Eylül 2026’da (9. yıl) Kek Mesut Barzani ve diğer liderler hâlâ “tarihe oy, nesillere bellek” mesajları veriyor; %92.73 “evet” sonucu Kurd kolektif belleğinde canlı. Bağımsızlık fiilen gerçekleşmedi ama sembolik sermaye olarak referandum kararı, kollektif bir irade olarak duruyor.
  • Makalede, İran’ın Irak’ta 120 bin, Suriye’de 60 bin civarı güçle tehdit oluşturduğunu, Kurdlerin İran karşıtı kampta şansının yüksek olduğunu vurgulamıştım. 2026’da ABD-İsrail-İran çatışması (Şubat-Nisan 2026 ve sonrası) Kurd Bölgesi’ni yüzlerce İran dron/füze saldırısına maruz bıraktı (1000’e yakın saldırı saldırısı). İran etkisi zayıfladı (Suriye’de Esad’ın düşüşü, Lübnan ve Irak milislerinde kırılmalar), ama bu savaşta Kurdler doğrudan hedef oldu. Makalemde “İran karşıtı kampta yer alma” önerisi stratejik olarak hâlâ geçerli, fakat Kurdler 2026 savaşında ABD ve İsrail’in aktif proxy rolü oynamaktan kaçındı. Bunun nedeni esas olarak, daha önceki “satılma” korkusu deneyimleri nedeniyle isabetli bir karardı.
  • “Geçici darbe, gelecek günler Kurdlerden yana daha güçlü olacak” iyimserliği. Ben makale 2017 kaybını “sonuç değil, geçici hamle” olarak öngörüyordum. Gerçekte Kerkük ve diğer tartışmalı bölgeler fiilen Bağdat kontrolünde kaldı; madde uygulanmadı. Özerklik erozyona uğradı: petrol ihracatı federal denetim altına girdi (2025 anlaşması), bütçe-maaş krizleri tekrarlandı, nüfus payı tartışmaları sürüyor. Bölgesel hükümet kilitlenmesi özerkliği daha da zayıflattı. Bağımsızlık umudu sembolik kaldı, somut ilerleme sınırlı bir düzeyde seyretti. Ama Güney Kurdistan inşası ve diplomatik ilişkiler devam etti.
  • ABD’nin “netliğe gitme zorunluluğu” ve Kurd lobisinin motivasyonu konusunda, makale Trump ekibinin suskunluğunu belki lobi için motivasyon olarak yorumluyordum. Fakat, 2026’da (Trump dönemi) ABD çekilme sürecini tamamlıyor; Peşmerge finansmanı tartışılıyor. “Netlik” Kurdler lehine kalıcı güvenlik garantisi şeklinde gelmedi. ABD-Kurd ilişkisi taktik ve koşullu kaldı. “Stratejik ilişki” iddiası idiadan öteye gitmedi.
  • Bölgesel hesaplaşma ve Kurdlerin “kaybedecek çok az şeyi var” argümanı, daha cesaretli adımların atılması bazında kullandım, çünkü ortada “devletsiz 50 milyonluk millet” için kaybedecek şeyler olarak riskin düşük olduğunu düşünüyordum. 2026 İran savaşı Kurd Bölgesi’ni doğrudan hedef aldı (başbakan ofisi, altyapı, İran Kurd muhalefet kampları). Suriye’de Rojava özerkliği fiilen dağıldı/entegrasyona girdi. Türkiye’nin PKK süreci ve askeri varlığı devam ediyor. Riskler arttı, kazanımlar sınırlı kaldı. Bütün bunların bilince çıkarılarak, yeni siyasi reflekslerin geliştirilmesi gerektiğini önümüze koydu.
  • Makale, İngiltere-Fransa-Almanya iknası ve Arap yarımadası desteğini ABD’nin ön şartı olarak görüyordu. 2026’da ABD-İsrail İran’a doğrudan vurdu, ama Kurdler bu süreçte merkezi aktör olmadı. Rusya’nın rolü daha da azaldı; Türkiye’nin etkisi (özellikle Suriye’de) arttı. Bu nedenlerin iyi analiz edilerek bilince çıkarılması gerekiyor.

2026 itibarıyla genel tablo ve sonuç

Referandum sonuçları (%92.73 evet) hâlâ Kurd siyasetinin meşruiyet kaynağı ve moral dayanağıdır. Ancak 2017’deki askeri-siyasi yenilgi yapısal zayıflıkları (iç bölünme, dış bağımlılık, tartışmalı bölgelerde kontrol kaybı) kalıcılaştırdı. Kurd Bölgesi özerkliğini koruyor ama Bağdat’ın mali-askeri baskısı altında; hükümet kilitlenmesi ve İran saldırıları kırılganlığı artırıyor. ABD ilişkisi “stratejik ortaklık” retoriğinden “koşullu ve azalan destek”e kaydı. Rusya alternatif değil. İran karşıtı kampta yer alma stratejisi doğru yönde ama Kurdlerin kendi milli dinamiklerin birliğini sağlayamaması nedeniyle sınırlı etki yaratıyor.

Makalenin en güçlü yanlarında biri, iç birlik ve ihanet/iş birliği eleştirisi idi. Bu tehlike bugün de YNK ve Apocu Hareketin düşmanla iş birliği manevralarında devam ediyor. Kurdistan’ın kazanımları üzerinde ciddi tehditler olarak varlıkları sürdürüyor.

ABD’ye aşırı güvenmeme uyarısı ise: En zayıf yanı ise 2017 darbesini “geçici” görüp yakın vadede daha güçlü bir bağımsızlık planı beklemesi. Dokuz yıl sonra bağımsızlık hâlâ uzak; öncelik özerkliğin korunması, ekonomik istikrar ve parti-üstü kurumsal güçlenme mutlaka sağlanmalı. Bekleyip göreceğiz demek yerine, mevcut veriler Kurdlerin kendi milli dinamiklerini düzeltmeden, örgütlemeden, dış güçlerden kalıcı kazanç beklemesinin zor olduğunu gösteriyor. Bu konuda görev siyasi aktörlerin sırtında.

Şeyhmus Özzengin/26.09.2026