Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA ) Heyetinin Kobane Ziyareti: İnsani Temas mı, Siyasal Eşik mi?

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi) Heyetinin Kobane Ziyareti: İnsani Temas mı, Siyasal Eşik mi?

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) heyetinin Kobane’deki Rojava Özerk Yönetim merkezini ziyaret etmesi, teknik olarak “insani koordinasyon” çerçevesinde gerçekleşmiş görünse de, Ortadoğu jeopolitiğinde hiçbir uluslararası temas salt lojistik bir işlem değildir. Bu ziyaret, hukuki bir tanıma anlamına gelmemekle birlikte, sahada fiili otorite ile kurumsal temas kurulması bakımından önemli bir diplomatik eşiğe işaret etmektedir.

Uluslararası hukukta Birleşmiş Milletler kurumları devletleri tanır; devlet dışı aktörlerle kurumsal temas ise genellikle “insani erişim zorunluluğu” çerçevesinde gerekçelendirilir. Ancak pratikte sahaya girilen kapı, aynı zamanda fiili muhatabın kabulü anlamına gelir. Bu bağlamda Kobane ziyareti, sembolik değil yapısal bir gelişmedir.

İnsani Diplomasi ve Fiili Muhataplık

İnsani diplomasi literatürü, özellikle çatışma bölgelerinde uluslararası kuruluşların “fiili otoritelerle” temasını teknik bir zorunluluk olarak tanımlar. Örneğin Birleşmiş Milletler, Somali’de, Afganistan’da ve Yemen’de merkezi hükümet dışında kalan yapılarla insani erişim için doğrudan temas kurmuştur. Bu temaslar hukuki tanıma üretmemiş; ancak sahadaki idari yapının fiili meşruiyetini güçlendirmiştir.

Rojava örneğinde de benzer bir dinamik gözlemlenmektedir. Kobane’deki temas, hukuki egemenlik tartışmasını çözmemekte; ancak idari kapasitenin uluslararası sistem tarafından “muhatap alınabilir” kabul edildiğini göstermektedir. Bu durum, Kürt milleti açısından tarihsel olarak uygulanan yok sayma siyasetinin aşınması anlamına gelmektedir.

Ortadoğu’da egemenlik yalnızca bayrak ve anayasa üzerinden değil, hizmet üretme kapasitesi ve uluslararası erişim kanalları üzerinden de tanımlanmaktadır. Kim yardım ulaştırabiliyor, kim bütçe yönetiyor, kim sınır geçişlerini koordine ediyor soruları, modern egemenliğin fiili göstergeleridir.

Zamanlama: Bölgesel Mimari ve Yeni Denge

Ziyaretin zamanlaması tesadüfi değildir. Gazze savaşı sonrası bölgesel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde, Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu mimarisinde dört temel parametre öne çıkmaktadır: İsrail’in güvenliği, İran’ın sınırlandırılması, Türkiye’nin dengelenmesi ve Kürt alanının korunması. Kobane, bu parametrelerin kesişim noktasında yer almaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı tarafından Suriye’nin kuzeydoğusunda sürdürülen askeri varlık, uzun süredir fiili koruma şemsiyesi sağlamaktadır. Ancak askeri korumanın sürdürülebilirliği, uluslararası insani ve diplomatik kanallarla desteklenmediği takdirde sınırlı kalır. Bu nedenle insani temas, askeri varlığın siyasal zeminini güçlendiren tamamlayıcı bir unsur niteliği taşımaktadır.

Bu model daha önce Balkanlar’da görülmüştür. Kosovo sürecinde önce uluslararası askeri koruma sağlanmış, ardından kurumsal yapılaşma gerçekleşmiş ve nihayet kademeli diplomatik kabullenme süreci başlamıştır. Rojava’nın birebir aynı rotayı izleyeceğini söylemek erken olsa da, insani temasın siyasal eşiğe dönüşme potansiyeli tarihsel örneklerle sabittir.

Türkiye’nin Rahatsızlığı: Meşruiyet Tartışması

Türkiye açısından mesele askeri değil meşruiyet boyutundadır. Ankara uzun süredir Rojava’daki yapıyı güvenlik tehdidi olarak tanımlamakta ve uluslararası alanda izolasyon stratejisi yürütmektedir. Ancak Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi heyetinin Kobane’de kurumsal temas kurması, bu izolasyon stratejisinde önemli bir kırılma yaratmaktadır.

Uluslararası sistemde insani muhataplık genellikle idari muhataplığa, idari muhataplık ise zamanla siyasi muhataplığa evrilir. Bu zincir henüz tamamlanmış değildir; ancak ilk halka kurulmuştur. Türkiye’nin rahatsızlığı, askeri operasyon kapasitesinden ziyade, operasyonların uluslararası meşruiyet zemininde tartışmalı hale gelme ihtimalinden kaynaklanmaktadır.

Şam Yönetimi Açısından Fiili Ayrışma

Suriye Merkezi Yönetimi açısından bu ziyaret, merkezi egemenlik iddiasının aşınması anlamına gelir. Suriye devleti hukuken ülkenin tamamını temsil ettiğini savunmaya devam etse de, uluslararası kurumların sahada Şam dışı yapılarla doğrudan temas kurması, fiili idari ayrışmanın kabul edildiğini göstermektedir.

Bu durum resmi bir bölünme değildir; ancak geri döndürülemez idari farklılaşma sürecini hızlandırmaktadır. Devletler bazen savaşla değil, kademeli kurumsal temaslarla çözülür.

Kürt Milleti Açısından Anlamı

Kürt milleti açısından bu ziyaret bir güvenlik garantisi değildir. Ne askeri saldırılara karşı mutlak koruma sağlar ne de hukuki statü üretir. Ancak daha temel bir eşiği ifade eder: artık tamamen yok sayılmama.

Ortadoğu siyasetinde yok sayılmamak, yarı tanınma anlamına gelir. Yarı tanınma ise gelecekteki müzakere pozisyonunu güçlendirir. Kürt milleti 20. yüzyıl boyunca büyük ölçüde uluslararası sistemin periferisinde bırakılmıştır. 21. yüzyılda ise insani, askeri ve diplomatik temasların kesişiminde konumlanmaktadır.

 

Bölgesel Yansımalar

Irak Kürdistanı örneğinde görüldüğü üzere, fiili idari yapıların uluslararası temas ağlarına dahil edilmesi zamanla ekonomik ve diplomatik kurumsallaşmayı beraberinde getirmiştir. Benzer biçimde Rojava’da:

* Birleşmiş Milletler kurumlarının artışı

* Uluslararası sivil toplum kuruluşlarının çoğalması

*Bütçe ve yerel yönetim mekanizmalarının güçlenmesi

gibi süreçler, orta vadede yarı kurumsal bir statü doğurabilir. Resmi tanıma gerçekleşmese dahi, geri dönüşü zor bir idari gerçeklik oluşabilir.

Bu ziyaret salt bir insani yardım koordinasyonu değildir; aynı zamanda sahadaki fiili yapının uluslararası sistem tarafından görünür hale gelmesidir. Haritalar bazen tanklarla değil, insani erişim koridorlarıyla değişir. Egemenlik, modern çağda yalnızca sınır çizgisi değil, erişim ve muhataplık kapasitesidir.

Kürt milleti açısından mesele, bir günde statü kazanmak değil; yok sayılma siyasetinin aşamalı biçimde aşınmasıdır. Kobane’de açılan kapı hukuki tanıma değildir; ancak tanınmanın ön eşiği olarak değerlendirilebilir. Ortadoğu’da devletler bazen savaşla değil, ziyaretle dönüşür.

Hüsamettin Turan