Kürdistan Kürtsüzleşmeyecek: Fırat ve Dicle’ye Kimse El Uzatamaz

Kürdistan Kürtsüzleşmeyecek: Fırat ve Dicle’ye Kimse El Uzatamaz

Fırat ve Dicle, Kürdistan’ın yaşam damarlarıdır; bu nehirler üzerinde yapılacak her müdahale, sadece ekolojik değil, aynı zamanda demografik, kültürel ve stratejik bir müdahale anlamına gelir. İlber Ortaylı’nın sözleri, salt çevresel bir öneri değildir; uzun bir tarihsel süreç içinde tekrarlanan sömürgeci ve ırkçı stratejilerin günümüzdeki modern versiyonunu yansıtmaktadır. Özellikle “boşalan köyleri Asya’dan nüfusla doldurmak” önerisi, Kürdistan’ı Kürtsüzleştirme hedefini açıkça ortaya koymaktadır. Temel mantık açıktır: Kürtleri kendi topraklarından uzaklaştırmak, yerine dışarıdan nüfus yerleştirerek azınlık hâline getirmek ve böylece demografik mühendislik yoluyla soykırım uygulamaktır.

Tarihsel Süreçte Gözlemlerim

Osmanlı döneminde Kürt aşiretlerinin sürgün edilmesi, özellikle Yavuz Sultan Selim’den itibaren sistematik hâle gelmiştir. Safevî-Osmanlı rekabeti bağlamında Kürtler sınır boylarından koparılarak Anadolu içlerine yerleştirilmiş; bu, hem merkezi otoriteyi güçlendirme hem de demografiyi parçalama amacı taşımıştır. Tanzimat sonrası dönemde uygulanan “iskan politikaları” ise Kürt aşiretlerini dağınık hâle getirerek merkezi kontrolü pekiştirmeyi hedeflemiştir.

Cumhuriyet döneminde, 1925 Şeyh Said isyanı sonrası hazırlanan Şark Islahat Planı ve 1934 tarihli İskân Kanunu, Kürt milletini yerinden etmek ve Batı Anadolu’ya dağıtarak asimile etmek amacıyla uygulanmıştır. 1937-38 Dersim Tertelesi’nde on binlerce insan öldü, hayatta kalanlar Orta Anadolu ve Trakya’ya sürgün edildi. 1960 ve 1970’lerde köy boşaltmaları ve zorunlu iskân uygulamaları, 1990’larda on binlerce köyün yakılması ve milyonlarca Kürt’ün göç ettirilmesi, aynı mantığın devamı niteliğindedir. İlber Ortaylı’nın önerisi, bu politikaların modern versiyonunu temsil etmektedir.

Kendi gözlemlerime göre, 1920’den 2025’e kadar Koçgiri, Piran, Pêçar, Ağrı, Zilan, Dersim ve onlarca lokal olay, binlerce köyün yakılması ve milyonlarca Kürt’ün göç ettirilmesiyle sonuçlanmıştır. Tüm bu tarihsel saldırılara rağmen Kürt milleti varlığını, kültürünü ve tarihini korumayı başarmıştır; bu, bugün Fırat ve Dicle’ye el uzatılamayacağını gösteren somut bir tarihî kanıttır.

Bölgesel Gözlemler

Irak ve Suriye’de Araplaştırma politikaları, Kürt nüfusunu azaltıp yerine başka nüfusları yerleştirmeye yöneliktir. Saddam Hüseyin döneminde Musul, Kerkük, Xaneqîn ve Şengal’de uygulanan Araplaştırma projeleri buna örnektir. Suriye’de Hafız Esad’ın “Arap Kemeri” politikası da aynı mantığı taşımaktadır. İran’da Pehlevî rejimi, Kürt şehirlerine Fars nüfusunu yerleştirerek Kürt ulusal bilincini kırmayı hedeflemiş; Kürtçe’nin yasaklanması ve eğitim politikaları, aynı devletçi mantığın parçasıdır.

Dünya örnekleri, benzer politikaların başarısızlığını ortaya koymaktadır: Endonezya’nın Doğu Timor’daki nüfus yerleştirme politikası sömürgeci olarak tanımlanmış ve bağımsızlıkla sonuçlanmıştır. Güney Sudan’da petrol bölgelerinin Arap kabileleriyle doldurulması başarısız olmuş ve halk kendi kaderini tayin hakkını elde etmiştir. Kürdistan da aynı süreçten geçmekte ve kendi kaderini tayin etme hakkını korumaktadır.

Irkçı ve Emperyal Boyut

Ortaylı’nın yaklaşımı salt çevresel veya ekonomik bir öneri değildir. Fırat ve Dicle üzerinden Kürtleri kendi topraklarından uzaklaştırmak ve yerine dışarıdan nüfus yerleştirmek, hem ekolojik dengeyi bozacak hem de etnik temizlik ve soy-kırım girişimi niteliği taşıyacaktır. Bu aynı zamanda emperyal bir boyut içerir: Kürt milletinin kendi toprakları üzerindeki egemenliği yok sayılmakta, doğal kaynaklar başka güçlerin çıkarlarına açılmaktadır.

Sürekli “kardeşlik” edebiyatı yapan çevreler, Kürtlere yönelik nefret ve asimilasyon girişimlerini utanmadan sürdürmektedir. Yüzyıllık tarih, Kürt milletine yönelik planların ardındaki gerçek niyetin “kardeşlik” değil, demografik mühendislik ve asimilasyon olduğunu ortaya koymaktadır.

Varlık ve Direniş Vurgusu

Fırat ve Dicle’ye el uzatılmaması çağrısı, sadece çevre koruma meselesi değildir. Bu, Kürt milletinin kendi kaderini tayin hakkının, tarihsel hafızasının ve varoluş mücadelesinin özlü ifadesidir. Tarih, Kürt milletinin yaşadığı yüz yıllık sürgün, iskân ve göç politikalarına rağmen ayakta kaldığını göstermektedir. Kürdistan Kürtsüzleşmeyecek; Kürt milleti kendi nehirleri, dağları ve toprağıyla varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Hüsamettin Turan

Diğer Haberler