Judenrat’tan Barış Koordinatörü’ne: Öcalan’ın Elli Yılı

Abdullah Öcalan ve PKK, 40 yılı aşkın süredir Kürd siyasetinde tartışmasız en etkili ve en tartışmalı aktör konumundadır. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 5 Mayıs 2026’daki grup toplantısında yaptığı teklif, bu rolü yeni bir boyuta taşımıştır. Bahçeli, PKK’nın feshi ve “Terörsüz Türkiye ” süreci kapsamında Öcalan’a “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” unvanı verilmesini açıkça önermiştir. Bu öneri, yıllardır dile getirilen “Judenrat ” benzetmesini somut bir siyasi mekanizmaya dönüştürme potansiyeli taşımaktadır.
Judenrat Nedir?
Nazi Almanyası döneminde işgal altındaki Yahudi gettolarında kurulan Judenrat’lar (Yahudi Konseyleri), resmi olarak kendi topluluklarını yönetmekle görevlendirilmişti. Ancak asıl işlevleri, Nazi otoritesine hizmet etmek, emirleri uygulamak, direniş unsurlarını tespit etmek ve deportasyon (sınırdışı) listelerini hazırlamaktı. Kendi halklarını “kurtarmak” vaadiyle hareket ettikleri görüntüsü verse de, sonuçta sistematik imha ve tam teslimiyete katkıda bulundular.
Öcalan ve PKK’nin Kürd ulusal hareketi içindeki rolü, bu tarihsel yapıya çarpıcı işlevsel benzerlikler taşımaktadır. Kendi halkının ulusal direnişini “yönetme” adı altında kontrol altına alan, parçalayan, ideolojik olarak sulandıran ve nihayetinde Türk devletinin stratejik çıkarlarına hizmet eden bir yapı olarak işlev görmüştür. Bu benzetme, Öcalan’ın bizzat kendisi tarafından tarihi Kürd liderlerine (Şêx Seid, Berzaniler vb.) yönelttiği bir eleştiridir. İronik olan, bu suçlamayı yapanın fiiliyatta aynı role bürünmüş olmasıdır.
1978’de PKK’nin kuruluşundan beri Öcalan, hareketin hem ideolojik hem örgütsel liderliğini elinde tutmuştur. Bağımsızlık, federasyon ve özerklik gibi somut ulusal talepleri “demokratik konfederalizm” ve “demokratik cumhuriyet” gibi muğlak kavramlarla erteleyip sulandırmıştır.
Binlerce Kürd aydını, muhalifi ve militanı örgüt içi infazlarla tasfiye etmiştir.
Dört parçada (Türkiye, Irak, İran, Suriye) kurduğu yan örgütlerle (PYD, PJAK, PÇDK vb.) Kürd ulusal birliğini coğrafi ve siyasi olarak parçalamıştır.
PKK, bir yandan Kürd kimlik bilincini ve kitlesel mobilizasyonu artırmış, diğer yandan bu enerjiyi kontrollü bir muhalefete dönüştürmüştür. Devletle “terörle mücadele” döngüsünü sürdürmek için gerekli bahaneyi sürekli taze tutarken, Kürd gençlerini hem çatışmalarda hem iç hesaplaşmalarda harcamıştır.
Böylece hem Kürd ulusal hareketini içten çürütmüş hem de Türk devletine uzun vadeli güvenlik politikaları için zemin hazırlamıştır.
Bu, PKK’nin bir Kürd hareketi olmaktan ziyade, kontrol altında tutulan bir taşeron yapı olduğu tezini güçlendirmektedir.
Mayıs 2026’da Bahçeli’nin, “Statü açığı varsa bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bunun adının Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü olmasını öneriyorum” sözleri, Öcalan’ın fiili rolünü resmileştirme yönünde önemli bir adımdır. Apocu hareketin desteğini de alan bu yaklaşım, Öcalan’ı İmralı’dan çıkmadan PKK’nın silah bırakma ve fesih sürecinin “koordinatörü” hâline getirme potansiyeli taşımaktadır.
Bu durum, Öcalan’ın uzun siyasi kariyerindeki önemli kırılma noktalarıyla belirgin bir uyum göstermektedir:
- a) 1972 Kızıldere sonrası Mamak tahliyesi: Bildiri dağıtma suçundan tutuklandığı Mamak Cezaevi’nden yaklaşık 6-7 ay sonra serbest bırakılması, Öcalan’ın erken dönemde devletle bazı bağlantı iddialarını güçlendiren ilk kritik dönüm noktalarından biridir.
- b) 1980’lerde Suriye’de uzun yıllar üslenmesi: Hafız Esad rejimi döneminde Bekaa Vadisi ve Şam’da güvenli bir şekilde barındırılması ve buradan faaliyetlerini yürütmesi. Bu süreçte Türk ve Suriye istihbarat çevreleriyle çeşitli ilişkilere girdiği yönündeki güçlü iddialar, hareketinin dış desteklerle şekillendiğini düşündürmektedir.
- c) Silahlı mücadeleyi “siyasallaşma”ya indirgeyen ideolojik dönüşüm: 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında PKK’nin temel stratejisini “bağımsızlık” ve “silahlı devrim”den “demokratik konfederalizm” ve “demokratik cumhuriyet” gibi daha muğlak kavramlara evrilterek yumuşatması. Bu değişim, radikal ulusal taleplerin ertelenmesi olarak yorumlanmaktadır.
- d) Son dönemde Judenrat suçlamaları: Öcalan, özellikle Şêx Seid’i, Baba Berzani’yi ve diğer tarihi Kürd liderlerini “Judenrat” olmakla, yani ulusal harekete ihanet etmek ve emperyalist/devlet güçleriyle uzlaşmakla sıkça eleştirmiştir. Buna karşılık, kendi pozisyonunu fiilen “devletle koordineli barış süreci aktörü” olarak tanımlayan açıklamalar yapması dikkat çekicidir. Bu çelişki, ironik bir biçimde kendi tarihsel rolünü açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak,
Bahçeli’nin önerisiyle Öcalan’ın yaklaşık 50 yıllık “kontrollü muhalif” rolü resmi bir statüye kavuşma eşiğine gelmiştir. PKK’nin kurucu lideri, eğer teklif kabul görürse, devletin resmi “barış koordinatörü” sıfatıyla anılacaktır. Bu, Türk ve Kürd siyaset tarihinin en ironik sayfalarından biri olacaktır.
Gerçek ve kalıcı bir barış, ancak bu tür tartışmalı tarihsel rollerin -yani bir ulusal hareketin liderliğinin devletle “kontrollü muhalefet” ilişkisi içinde uzun yıllar sürdürülmesinin- açık, cesur ve eleştirel bir biçimde tartışılması ve aşılmasıyla mümkün olabilir.
Aksi takdirde “Koordinatör Öcalan” formülü, Kürd ulusal iradesini Türk devletinin uzun vadeli siyasal, güvenlik ve stratejik denetimine kalıcı olarak teslim etme riski taşımaktadır. Bu durum, genel olarak Kürd siyasetinin bağımsız bir aktör olarak gelişimini engelleyerek, gelecekteki taleplerini ve özerk karar alma kapasitesini önemli ölçüde sınırlayabilir.
Süleyman Akkoyun




