Gerçek Ulusal Birlik: Devletleşme Hakkı Etrafında İlkesel İttifak

Politikacılar “ulusal birlik”ten söz ederken genellikle kendi egolarını, kliklerini veya mevcut konumlarını merkeze alır. Bu çizgiye uymayan herkesi kolayca “bölücü” veya “birlik karşıtı” diye damgalarlar. Oysa kimse ulusal birliğin en temel, en sade ve en sağlam koşullarını tartışmaz. Çoğu eski aktör, kendini “merkez” ilan edip herkesin etrafında toplanmasını birlik sanır. Yönetici kadroda yer almadığı hiçbir girişime olumlu bakmaz; dışarıda kalan çabaları ise sabote etmekten çekinmez.
Karmaşık sorunların genellikle çok basit bir çekirdeği vardır. Ulusal birlik sorunu da böyledir.
Ulusal birlik, bir ulus olarak var olmaktan kaynaklanan kolektif hakları –özellikle self-determinasyon ve devletleşme hakkını– savunan tüm kesimleri kapsayan ilkesel bir ittifaktır. Bu hakkın özü şudur: Kürd halkı, diğer uluslar gibi, kendi geleceğini özgürce belirleme, bağımsız bir devlet kurma, federasyon ya da konfederal yapılara katılma hakkına sahiptir. Bu hak, pazarlık konusu yapılamaz; tanınması veya tanınmaması, birliğin temel ölçütüdür.
Bu nedenle ulusal birliğin tek, ortak ve vazgeçilmez ilkesi şudur: Kürdlerin devletleşme hakkı tanınmalı ve bu hak için mücadele edilmelidir. Bu ilkeyi kabul etmeyen, entegrasyoncu yaklaşımları (“Misak-ı Milli sınırları içinde demokratik çözüm”, “Türkiyelileşme” veya ulusal taleplerden vazgeçme) savunan kesimlerle siyasi bağlar mutlak surette koparılmalıdır.
Birlik, devletleşme hakkını merkeze alan samimi unsurlar arasında şekillenmelidir. Geri kalan tüm taktik, strateji ve kararlar bu temel ilkeye göre belirlenmelidir.
Tarih bunu doğrular: Alman ulusal birliği, Bismarck önderliğinde Prusya’nın öncülüğünde ama ortak “Alman devleti” ideali etrafında oluştu. Vietnam’da farklı ideolojilerden gelen komünistler ve milliyetçiler, Fransız ve Amerikan işgaline karşı “bağımsızlık” ilkesi etrafında birleşti. Kürdler için de durum benzerdir. Devletleşme hakkı, ulusal onurun ve varoluşun olmazsa olmazıdır. Bu hakkı reddeden yaklaşımlar, ister istemez asimilasyon ve statükoyla uzlaşmaya evrilir.
Ulusal birlik;
Farklı seslere tahammülsüzlük değildir.
Tek bir ideolojinin veya partinin egemenliği değildir.
Ulusal taleplerden vazgeçmiş bir yapının bünyesinde erimek hiç değildir.
Tam tersine: Kürdistan’daki İslamcılar, sosyalistler, liberaller, milliyetçiler, anarşistler ve diğer akımlar, kendi özgünlüklerini koruyarak ulusal sorun gibi ortak ve öncelikli bir amaç etrafında birlikte hareket edebilmelidir. Bu çok seslilik ve renklilik, parçalanmışlık değil, zenginliktir. Egemen ideolojilerin alternatifsiz konumunu kırar ve yurtsever potansiyeli dış odaklara peşkeş çekenlere set çeker.
Ancak bu çok sesliliğin net bir sınırı vardır: Ortak payda.
Devletleşme hakkını reddeden veya ulusal kimliği sulandıran yaklaşımlar, birliğin dışında kalmalıdır.
Birlik, ideolojik çeşitliliği hoşgörüyle karşılar ama ulusal varoluşu inkâr edenleri kapsayamaz.
Ulusal birlik, süslü laflara, cilalanmış eski şeflere veya “liderlik” iddiasındaki egoist girişimlere ihtiyaç duymaz. Sadece samimi, ilkesel ve disiplinli bir çaba gerektirir. Eski “şefler” zor zamanlarda ortalıktan kaybolup, uygun iklimde “ulusal birlik” söylemiyle kendilerini yeniden pazarlıyor. Bu hastalıklı döngüye izin verilmemelidir. Kişisel küçük parti girişimleri ile üç-beş kişiyle “lider” ilan etmek, ulusal birliğin önündeki en büyük engellerden biridir.
Somut olarak: Devletleşme hakkını açıkça savunan gruplar arasında bir Ulusal Birlik Platformu veya Konferansı oluşturulmalı, ortak bir deklarasyon imzalanmalı ve entegrasyoncu yapılardan net bir ayrışma ilan edilmelidir.
Ulusal birlik, ne romantik hayallerdir ne de kişilere endeksli bir slogandır. Basit, yalın ve ilkesel bir duruştur: Kürd halkı bir ulustur ve her ulus gibi kendi devletini kurma veya geleceğini özgürce belirleme hakkına sahiptir. Bu hakkın etrafında samimi birleşme, Kürdistan’ın geleceğini aydınlatacaktır.
Süleyman Akkoyun




